Yarım asrı aşkın süredir Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) uzlaşmaz tavırları nedeniyle çözümsüzlüğe mahkum edilen Kıbrıs meselesinde, sahadaki gerçekler Birleşmiş Milletler'e (BM) de geri adım attırdı. İngiliz Independent gazetesinin ele geçirdiği belgelere ve kulis bilgilerine göre; BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi María Ángela Holguín, Türkiye ve KKTC'nin kararlı duruşu karşısında eski, işlevsiz federal modellerden uzaklaşmak zorunda kaldı.
Kıbrıs Türk halkının 1960'ta kazandığı eşit statünün gasp edildiğini nihayet kabul etme eğiliminde olan BM'nin, iki ayrı kurucu devlete dayalı, siyasi eşitliğin güvence altına alındığı ve Ankara'nın 'iki devletli çözüm' talebine oldukça yakın esnek bir model önerdiği öne sürüldü.

TÜRKİYE'NİN KARARLI DURUŞU SONUÇ VERİYOR
Habere göre, üzerinde çalışılan taslak, günlük yönetimin tamamen her iki devlete bırakıldığı, ortak yetkilerin asgari düzeye indirildiği ve Kıbrıs Türklerinin belirleyici oy hakkına (veto) sahip olduğu bir yapıyı öngörüyor. Rumların bunu 'federasyon', Türklerin ise 'konfederasyon' olarak adlandırabileceği 'yapıcı belirsizlik' üzerine kurulan bu model, Ada'daki Türk varlığının ve egemenliğinin uluslararası alanda kabulü anlamına geliyor.
İngiliz kuruluşu, taslağın hayata geçmesi için 2-3 yıllık bir geçiş süreci öngörüldüğünü; bu süreçte Kıbrıs Türk tarafına uygulanan insanlık dışı ambargoların kaldırılarak 'doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temaslar' (3D) ilkelerinin hayata geçirileceğini yazdı.
İNGİLTERE'NİN 'ÜS' TELAŞI!
Haberde dikkat çeken bir diğer detay ise İngiltere'nin bölgedeki paniği oldu. Orta Doğu'da artan gerilimler ve ABD Başkanı Trump'ın başlattığı son savaş sırasında İran'ın üslere yönelik saldırıları, Londra'yı endişelendirdi. İngiliz donanmasına ait HMS Dragon destroyerinin bölgeyi terk etmek zorunda kalması, İngiltere'nin Kıbrıs'taki egemen üslerinin güvenliğini garanti altına almak için Ada'da bir an önce bir 'istikrar' ortamı arzuladığını gözler önüne seriyor.

TÜRK ASKERİNİN VARLIĞI RUM'UN KABUSU
Rum yönetimi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile Ada'ya barışı ve huzuru getiren kahraman Türk askerinin varlığını 'işgal' olarak niteleme küstahlığını sürdürüyor ve askerin çekilmesini talep ediyor. Oysa KKTC ve Türkiye, Türk askerinin varlığının Kıbrıs Türk halkının can güvenliğinin yegane teminatı olduğunun altını kesin bir dille çiziyor.
Gazete, 1960'ta kurulan ve Türkiye'nin müdahale hakkını doğuran 'Garantörlük' sisteminin yerine NATO merkezli çok uluslu bir gücün planlandığını iddia etse de, Ankara ve Lefkoşa'nın Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünden taviz vermesi beklenmiyor. Haberde ayrıca, Rumların iştahını kabartan ve KKTC'nin egemenliğinde olan Kapalı Maraş'ın iadesi gibi maksimalist talepler de BM taslağında yer alan 'tavizler' arasında gösteriliyor.

RUM TARAFI YİNE OYUNBOZANLIK PEŞİNDE
2004 yılındaki Annan Planı'nı ve 2017'deki Crans-Montana görüşmelerini elinin tersiyle iten Rum zihniyeti, bugün de değişmiş değil. KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman çözüm ve diyalog odaklı, yapıcı bir tutum sergilerken; Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis'in iç siyasetteki baskıları bahane ederek ayak sürüdüğü ve masadan kaçmanın yollarını aradığı belirtiliyor.
Gelişmeler üzerine sosyal medya hesabından bir açıklama yapan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, ortada henüz resmi bir plan olmadığını, ancak BM'nin çabalarını yakından takip ettiklerini belirtti.
Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının Avrupa'ya taşınması ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından da kritik bir dönemeçte olan Kıbrıs meselesinde, önümüzdeki günlerin hareketli geçmesi bekleniyor. Ancak kesin olan bir şey var: Türkiye'nin güçlü diplomasisi ve Ada'daki askeri/siyasi gerçekler, emperyalist dayatmaları boşa çıkarmaya devam ediyor.