Ana içeriğe geç

Baltık Denizi'nde 'deniz yamyamı' alarmı: İstilacı tür hızla yayılıyor

1980'lerde gemilerin balast sularıyla Avrupa'ya ulaşan istilacı taraklı medüz Mnemiopsis leidyi, Baltık Denizi'nde yayılmayı sürdürüyor. Uzmanlara göre, oksijensiz 'ölü bölgelerin' genişlemesi ve iklim değişikliği, türün önündeki doğal engelleri zayıflatıyor. #EuropeNews

Baltık Denizi'nde 'deniz yamyamı' alarmı: İstilacı tür hızla yayılıyor
Euronews Türkçe
16

Gerçek denizanalarının aksine yakıcı hücreleri bulunmayan ancak dış görünüşüyle onları andıran taraklı medüz (Mnemiopsis leidyi), Avrupa sularına ilk kez 1980’lerde ulaştı. W.M. Graham ve K.M. Bayha’nın Biological Invasions by Marine Jellyfish adlı kitabına göre tür, Amerika kıtasının Atlas Okyanusu kıyılarından, Karadeniz limanlarına yanaşan gemilerin balast sularıyla taşındı ve kısa sürede bölgedeki baskın türlerden biri haline geldi.

İstilanın zirveye tırmandığı 1988 yılında, türün yoğunluğu metreküp başına 400 bireye kadar ulaştı. Ancak temel besin kaynağı olan zooplanktonları hızla tüketmesi, popülasyonun kısa süre içinde keskin bir düşüş yaşamasına neden oldu.

Taraklı medüz, Baltık Denizi’nde henüz Karadeniz’deki kadar yüksek yoğunluklara ulaşmış değil. Buna karşın son araştırmalar, türün yayılım hızının arttığına işaret ediyor. Bilim insanlarına göre bu süreci kolaylaştıran başlıca etkenlerden biri, denizlerde oksijenin neredeyse tamamen tükendiği ve "ölü bölge" olarak adlandırılan alanların giderek genişlemesi olabilir.

'Deniz yamyamı'

Tutoring Gedanensis dergisinde yayımlanan bir makaleye göre, biyolüminesans özelliğine sahip bu sıra dışı omurgasız, balıkçılık açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle şprot (çaça) ve sardalya popülasyonları risk altında. Çünkü ktenofor, bu balıkların yumurta ve larvalarıyla beslenerek gelecek nesillerin sayısını azaltıyor.

Araştırmalar, Mnemiopsis leidyi'nin büyük miktarlarda zooplankton tükettiğini ve bu nedenle birçok deniz canlısıyla besin rekabetine girerek ekosistemin doğal dengesini bozduğunu da ortaya koyuyor.

Üstelik bu tür, hayatta kalmasını sağlayan sıra dışı bir stratejiye sahip. Besin kaynakları azaldığında kendi larvalarını tüketebiliyor. Yetişkin bireyler ise gıda kıtlığı dönemlerinde ek enerji kaynağı olarak kullanabilecekleri çok sayıda yumurta üretiyor. Bu yamyamlık davranışı, elverişsiz çevre koşullarında bile türün varlığını sürdürmesine yardımcı oluyor.

Bununla birlikte Mnemiopsis leidyi, en iyi sığ, sıcak ve besin bakımından zengin kıyı sularında gelişiyor.

Yeni ekosistemlerde bu tür, popülasyonunu kontrol altında tutabilecek doğal avcılarla çoğu zaman karşılaşmıyor. Baltık Denizi'nde ise durum kısmen farklı. Burada ktenoforun larvalarıyla beslenen bir tür bulunuyor. Ancak bilim insanlarına göre giderek hızlanan çevresel değişimler, bu doğal denetim mekanizmasının etkisini zayıflatıyor.

Doğal düşmanlar

Ocak 2026'da Journal of Plankton Research dergisinde yayımlanan bir araştırma, Baltık Denizi'ne özgü dikenli balığın (Gasterosteus aculeatus), ktenoforun larvalarıyla beslenerek istilacı türe karşı doğal bir denge unsuru olabileceğini ortaya koydu.

Ancak son gözlemler, suda çözünmüş oksijen seviyesinin düşmesiyle oluşan ve "ölü bölgeler" olarak da adlandırılan hipoksinin, dikenli balıkların avlanma etkinliğini azalttığını gösteriyor. Bunun sonucunda balıklar, Mnemiopsis leidyi'nin larvalarını daha az tüketiyor.

Bu bulgular, istilacı türün yayılışındaki başarının yalnızca iklim değişikliğinin yol açtığı su sıcaklığı artışıyla değil, aynı zamanda doğal düşmanlarının yaşam alanlarının giderek daralmasıyla da ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Öte yandan, iklim değişikliği Baltık Denizi'nin tuzluluk oranını da düşürüyor. Bu durum Mnemiopsis leidyi açısından tamamen avantajlı değil çünkü tür, tuzluluğun daha yüksek olduğu sularda daha iyi gelişiyor. Ancak Baltık Denizi'ndeki ekolojik süreçlerin karmaşıklığı nedeniyle, bu etkenlerin gelecekte istilacı türün yayılışını nasıl şekillendireceğini öngörmek bilim insanları için hâlâ önemli bir zorluk olmaya devam ediyor.

Baskı altındaki ekosistem ve değişim sürecindeki Baltık

"Deniz yamyamının" ortaya çıkması, Baltık Denizi ekosisteminin yoğun baskı altında olduğuna işaret eden pek çok göstergeden yalnızca biri. Son yıllarda bilim insanları, oksijen çöllerinin genişlemesi, su seviyesindeki rekor dalgalanmalar ve iklim değişikliğiyle bağlantılı olayların giderek sıklaşması gibi gelişmeleri gözlemliyor.

Bu süreçler yerli türlerin yaşam koşullarını değiştiriyor ve yeni çevresel şartlara daha iyi uyum sağlayan yabancı türlerin yayılmasını kolaylaştırabiliyor.

Ancak her yabancı tür Baltık ekosistemi için tehdit anlamına gelmiyor. Bazıları zamanla yerel besin ağının bir parçası haline geliyor, hatta kimi türler biyolojik çeşitliliği artırabiliyor.

Örneğin Amerikan yengeci, morina, pisi balığı ve su kuşları için önemli bir besin kaynağı haline geldi. Kum kazıcı midye ise deniz tabanındaki tortulara derinlemesine gömülerek onların gevşemesine ve daha iyi oksijenlenmesine yardımcı oluyor.

Baltık Denizi böylece, doğal süreçlerin insan faaliyetlerinin ve küresel iklim değişikliğinin sonuçlarıyla giderek daha sıkı biçimde iç içe geçtiği, dinamik ama bir o kadar da hassas bir ekosistem olmayı sürdürüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler