Ana içeriğe geç

Ümidin adı Türkiye

Bazı hayat hikâyeleri vardır; onları okurken yalnızca bir şahsi yaşanmışlığa değil, bir dönemin karanlığına da tanıklık edersiniz. Suriyeli ortopedi cerrahı Dr. Mohamad El-Hatib ve eşi Ruba'nın hikâyesi tam da böyle bir hikâye. Esed rejiminin öldürdüğü yarım milyon insandan sadece sayı olarak bahsedip geçmek, mezkûr karanlığın sınırlarının ne kadar büyük olduğunu da, ülkemizin o karanlığın üzerine nasıl güneş gibi doğduğunu da görmemizi engelliyor. Her şey Doğu Guta'da başladı. Dünya, televizyon...

Ümidin adı Türkiye
A Haber
16

Bazı hayat hikâyeleri vardır; onları okurken yalnızca bir şahsi yaşanmışlığa değil, bir dönemin karanlığına da tanıklık edersiniz.
Suriyeli ortopedi cerrahı Dr. MohamadEl-Hatib ve eşi Ruba'nın hikâyesi tam da böyle bir hikâye. Esed rejiminin öldürdüğü yarım milyon insandan sadece sayı olarak bahsedip geçmek, mezkûr karanlığın sınırlarının ne kadar büyük olduğunu da, ülkemizin o karanlığın üzerine nasıl güneş gibi doğduğunu da görmemizi engelliyor.
Her şey Doğu Guta'da başladı.
Dünya, televizyon ekranlarından kuşatma haberlerini izlerken, Guta halkı her gün ölümle uyanıyor, ölümle yatıyordu. Evler, okullar,ekmek fırınları, hastaneler hedef alınıyor;açlık bir savaş silahı olarak kullanılıyordu. Dr. El-Hatib ise bir cerrah olarak sahra hastanelerinde görev yapıyordu. Bombardıman altındaki ameliyathanelerde insanları yaşatmaya çalışırken, hastanenin kendisi de defalarca hedef alınıyordu.

21 Ağustos 2013 gecesi yaşanan kimyasalsaldırı ise insanlığın hafızasına kazınan karanlık sayfalardan biri oldu. Uykularında zehirlenerek ölen çocuklar, nefes alamayan anneler, bir gecede sönen yüzlerce hayat...
Ancak savaş, yalnızca ölüm getirmiyordu; insanları yavaş yavaş yurtlarından, hatıralarından ve geleceklerinden de koparıyordu.
Ailenin evi defalarca vurulduktan sonra tamamen yıkıldı. Çocuklarını koruyabilmekiçin bir tünel kazdılar. Fakat savaşın eli oraya da uzandı. Bir bombardımanda tünelin girişi vuruldu; sağlık çalışanları ve çocuklar hayatlarını kaybetti. El-Hatib'in kızı da yaralandı, kardeşi bir keskin nişancının kurşunuyla öldürüldü.
2018'de Guta düştüğünde Dr. El-Hatib, Birleşmiş Milletler gözetimindeki tahliye otobüsleriyle İdlib'e çıkabildi. Fakat eşi Ruba ve yedi çocuğu geride kaldılar. Tutuklandılar. En küçük çocukları henüz altı aylıktı. Anne ile yavrusu birbirinden koparıldı. Anneye, "Kimyasal silahı teröristler kullandı" diye ifade vermesi için işkence edildi. Vermedi. Çocuklarını aylar sonra yerleştirildikleri bir kimsesizler yurdunda bulabildiler.
Sonunda aile yeniden bir araya geldi ama bu kez de İdlib bombardımanlarının ortasındaydılar. Önlerinde iki seçenek vardı: Ya ölüm çemberininiçinde kalacaklarya da bilinmezliklerledolu birkaçış yoluna çıkacaklardı. Türkiye'ye ulaştıklarında yanlarında ne servetleri vardı ne de geriye dönüp bakabilecekleri sağlam bir evleri.
Ama ümitleri vardı. Ümidin adı Türkiyeidi.
Hayata Türkiye'de yeniden başladılar. Çocuklar okula gitti. Yeni bir dil öğrendiler. Yeni bir topluma uyum sağladılar. Eşi eğitimine devam etti ve Türkçe kursunu başarıyla tamamladı. Çocuklar okullarında başarılarıyla öne çıktı. Savaşın gölgesinde büyüyen o çocuklar, artık gelecek hayalleri kurabiliyordu.
Yıllar sonra özgürleşen Suriye'ye dönmeye karar verdiklerinde ise karşılarında bıraktıkları şehirleri değil, harabeye dönmüş mahalleleri buldular. Yıkılmış evler, yanmış klinikler ve savaşın geride bıraktığı derin yaralar... Fakat bu hikâyenin en çarpıcı yanı, yaşanan acıların büyüklüğü değil. Asıl çarpıcı olan, bunca felakete rağmen ümitlerini yitirmeyipyeniden başlayabilmiş olmalarıdır.
Bir kardeşini kaybetmiş, evi yıkılmış, çocukları yaralanmış, tutuklanmış ve sürgün yollarına düşmüş bir ailenin hâlâ eğitimden, emekten ve gelecekten söz edebilmesi, insan ruhunun ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
Dr. Mohamad El-Hatib'in aile hikâyesi bize bunu yeniden hatırlatıyor: İnsan evini,şehrini, yıllarını kaybedebilir. Ama ümidinikoruyabildiği sürece yenilmiş sayılmaz.
O karanlıkta ümidin adı biz olmuşuz. Bunun ne kadar farkındaydık bilmiyorum. Ama muhalefetin tüm "Mültecileri kovacağız" yaygarasına rağmen tek adım geri atmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan her daim farkındaydı, ondan eminim. Bu vesileyle Allah ondan tekrar ebeden razı olsun.

Kaynağa Git

İlgili Haberler