Ana içeriğe geç

Tayip Temel: Süreçte yeni bir takvim hazırlığı var

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Kürt meselesiyle ilgili süreçte yeni bir takvim hazırlığı olduğunu söyledi. Temel, 'Son İmralı görüşmesinde Öcalan’ın mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koyduğu doğrudur' dedi.

Tayip Temel: Süreçte yeni bir takvim hazırlığı var
Artı Gerçek
16

Artı Gerçek- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel ile Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreç hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Evrensel gazetesine konuşan Temel’in açıklamalarında öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

'SÜREÇTE YENİ BİR TAKVİM HAZIRLIĞI VAR'

“Daha önce de parti olarak ifade ettik: Sürecin temposu zaman zaman düşebilir, zaman zaman artabilir. Ama günün sonunda şunu söyledik, bugün temponun düşeceği bir eşikte değiliz. Bölgesel gelişmeler, içerideki demokratik ihtiyaçlar ve toplumun barış beklentisi, durmayı değil hızlanmayı dayatıyor. DEM Parti penceresinden bakıldığında bu bir kopuş ya da donma hali değildir. Evet, aşılması gereken noktalar var. Ama gelinen aşamada şunu söyleyebilirim: Yeni bir takvim hazırlığı var. Gelişen tıkanıklıkları aşmaya dönük Sayın Öcalan’ın büyük gayret ve çabaları var.

'EN KRİTİK EKSİKLİK HENÜZ HUKUKİ BİR ÇERÇEVENİN OLMAMASI'

Bu sürecin en kritik eksikliği, henüz hukuki bir çerçeveye kavuşmamış olmasıdır. Bir sürecin gücü ve geleceği taşıdığı niyet veya söylemlerden çok, dayandığı hukuki zeminle belirlenir. Bunu en iyi Sayın Öcalan gördü. 27 Şubat çağrısının tam sonuna şu cümleyi ekledi: ‘Pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, siyasi ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.’ Bu bir tesadüf değil, stratejik bir uyarıydı. Silahları bırakmak yetmez, bu adımın siyasi ve hukuki karşılığı olmalıdır. Hukuki zemini olmayan bir süreçte faaliyet yürütmek, kum üstüne ev inşa etmektir. Muhatap belirsizse sorumluluk da belirsizleşir, sorumluluk belirsizleşince süreç sahipsiz kalır. Sahipsiz kalan süreç ise siyasi ve jeopolitik krizde sarsılır. İstediğimiz şey basit: Hukukun güvencesi altında, muhatabı tanımlanmış, yol haritası belirlenmiş bir süreç. Bu formül barışa kapıları aralar.

'ÖCALAN, MUTABIK OLUNAN NOKTALARDA ADIM ATILMAMASINI ELEŞTİRİYOR'

Sayın Abdullah Öcalan bugüne kadar yürüyen müzakereler neticesinde mutabık olunan noktalarda adım atılmamasını eleştiriyor. Bu durumun oluşmasında hem dış hem iç konjonktürel gelişmelerin ilgisinin olduğunu ifade ediyor. Bu konjonktürel gerekçeleri adım atmamanın gerekçesi yapanların esasında çözümün önüne bariyerler koyduğu tespitini yapıyor. Aslında İran başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ve içerideki gelişmeler sürecin hızlanmasını ortaya koyan siyasal gerçeklikler olarak görülmelidir. Nitekim Sayın Öcalan’ın adım atılmamasıyla ilgili eleştirileri özelde iktidara ve Meclise genelde ise siyaset kurumunadır. Sadece iktidara bakan değil, siyasal alanın tüm dinamiklerine rol biçen ve siyaseti bu şekilde okuyan bir yaklaşımı söz konusu olduğu için genel siyaset kurumuna ve Meclise büyük önem atfetmektedir.

'ÖCALAN YENİ BİR FORMÜL, YOL HARİTASI ORTAYA KOYDU'

Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan’ın mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koyduğu doğrudur. Bu, sadece bir temenni değil; pratik adımları, sorumlulukları ve zaman hassasiyetini içeren bir yaklaşım olarak görülmelidir. Bu anlamda devlet cephesinin ilgilenmesi ve yerine getirmesi gereken hususlar var. Meclisin ve demokratik siyasetin kanuni çerçeve bakımından üstlenmesi gereken sorumluluklar var. Aynı şekilde Kürt siyasi hareketinin de tavır ve tutum belirlemesi gereken başlıklar bulunuyor. DEM Parti bu sürecin demokratik siyaset zeminindeki taşıyıcı gücüdür. Meclis ise yasal ve siyasal meşruiyetin ana adresidir. Yol haritasının detayları kamuoyuyla zamanı geldiğinde paylaşılacaktır. Ama şunu net ifade edebiliriz. Evet; zaman dar, sorumluluk büyüktür. Gerçekten de kaybedecek zaman yoktur.

'BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI CİDDİ KAYGI VE KUŞKULARA NEDEN OLMUŞTUR'

Bahçeli’nin sürecin başından bu yana değerlendirmelerinde doğru ve önemli tespitler var. Bu hakkı teslim ediyoruz. 22 Ekim çıkışı, yıllardır kapalı duran bir kapıyı aralayan cesur bir hamleydi. Sayın Öcalan’a çağrı yapılması, siyasi bir açılım yapılması ve umut hakkının tanınmasını içeren çerçeve, çözüme giden yolun doğru yönlere işaret ediyordu. Ancak Türkgün gazetesindeki açıklamasına bakıyoruz: Türk-Kürt tarihsel ilişkilerinden söz edilmemesi, ‘umut hakkı’ yerini ‘tutukluluk halinin saklı kalması’na bırakması ciddi kaygı ve kuşkulara neden olmuştur. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarına kavuşturulması ile sürecin başarıya ulaşması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bunu öznel bir kanaat olarak değil, dünya barış deneyimlerini ve saha gerçeklerini bilerek söylüyoruz. Umarım bu sözler kamuoyu hassasiyetini ölçmeye yönelik geçici bir duruştur. Çünkü eğer gerçekten öngörülen çözüm buysa kimliği yok sayılmış, statüsü belirsiz, muhatabı kısıtlanmış bir çerçeve ne Kürt kamuoyunu ne de demokratik çözüm isteyen geniş toplum kesimlerini ikna eder. Çözümü çevreleyen, sınırlayan, uzaklaştıran her adım eninde sonunda sürecin önünde engele dönüşür.

'İKTİDAR ADIM ATMADIKÇA GÜVENLE İLGİLİ SORU İŞARETLERİ ARTIYOR'

Halkın barışa desteği muazzam derecede yüksektir. Ama iktidarın gerekli adımları atmadığı her gün destek erimese de güvenle ilgili soru işaretleri artıyor. İlkesel düzeyde barış toplumun içinde kök salmış, filizlenmiş durumda. Bunun pratik politikaya dönüşmesi siyasetin, fiili adımlarla ilerlemesi de öncelikle iktidarın sorumluluğundadır.

'SÜRECE İKTİDARIN NİYETİ ÜZERİNDEN BAKMIYORUZ'

Biz bu sürece iktidarın niyeti ya da olası taktik hesabı üzerinden bakmıyoruz. Çünkü ‘siyasal olan’ ile ‘siyaset’ aynı şey değildir. Günlük siyaset seçim takvimine, güç hesabına, taktiğe bakar. Siyasal olan ise stratejik momente, toplumun büyük tarihsel sorunlarına, barış ihtiyacına, halkların ortak geleceğine bakar. Biz tam da bu ayrımı gören bir yerden hareket ediyoruz. Elbette atılması gereken adımların gecikmesi toplumda kaygı yaratıyor. Ama biz karşı tarafın ajandası nedir, ne değildir tartışmasına sıkışarak yol alamayız. Kendi gücümüze, sahanın gerçekliğine ve Türkiye tarihinin en büyük siyasal meselesinin çözüm imkanına odaklanıyoruz. Bu süreçten beklentimiz de ona verdiğimiz anlam da nettir. Bu da demokratik çözüm, onurlu barış ve hukuki güvencedir. İktidarın ya da herhangi bir aktörün birçok hesabı olabilir. Fakat esas mesele, bu hesaplar toplumun barış beklentisiyle, demokrasinin doğasıyla ve Kürt meselesinin tarihsel ağırlığıyla uyuşacak mı, uyuşmayacak mı? Biz bu uyumu zorlamak için mücadele ediyoruz.

'CHP’YE YÖNELİK YARGI KISKACINI REDDEDİYORUZ'

CHP’ye yönelik bu yargı kıskacını başından beri reddediyoruz, reddetmeye devam edeceğiz. Şunu açıkça söyleyeyim: Barış sürecini anlamlı kılan tek şey, demokratik siyaset zemininin güçlenmesidir. Muhalefet partilerine dışarıdan yapılan her müdahale bu zemini çürütmeye dönüktür. Halkların barış umudu, iktidar hesaplarına ve seçim konjonktürüne feda edilemez. İktidarın bu süreçten siyasi kazanım elde etme isteği anlaşılır olabilir ama süreci bu hesapların gölgesinde şekillendirme eğilimine girmesi doğru olmaz. CHP, bütün yaşananlara rağmen bu sürecin sahiplerinden biri olmayı sürdürmelidir. Çünkü demokratik dönüşüm olmadan barış da olmaz, kalıcı barış olmadan da kimsenin siyaset yapma hakkı güvende olmaz. Türkiye’nin yüz yıllık meselesini çözerken herkesi aynı hat üzerinde tutmak zorundayız: Barışın, demokrasinin ve halk iradesinin arkasında.

Muhalefete ve CHP’ye çağrımız şudur: Otoriter yönelimlerin panzehiri demokrasiye daha fazla sahip çıkmak, barışı daha fazla sahiplenmektir. Bu sebeple demokrasi ve barış mücadelesi ve müzakeresi birlikte yürüyebilmelidir.” (POLİTİKA SERVİSİ)

Kaynağa Git

İlgili Haberler