MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP grup toplantısında açıklama yaptı.
Devlet Bahçeli'nin MHP'nin grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle oldu:
ÜLKÜCÜ SANATÇILARIMIZDAN MİLLİ TAKIM İÇİN MARŞ İSTEDİM
Muhterem arkadaşlarım, değerli vekiller bugün grup toplantımızı şereflendiren iki ilimiz bulunmaktadır. Biri Çanakkale kahramanları diğeri Köroğlu'nun ayvazları. Türk milli takımının ABD'de dünya kupasına katılması münasebeti ile birçok çevreler bazı marşların yarışmasını açmıştı. Geçmişte söylenen bazı şeylerin tekrarı ile takımımızı yolcu etmeyi düşünüyorlardı. Böyle bir dönemde Ülkücü hassasiyetini gözeterek Ülkücü sanatçılarımızdan rica ettim ve 'Marş hazırlayın' dedim ve Türkiye duysun istedim. O sanatçıları tebrik ediyor gözlerinden öpüyorum.
"ABD BEKLE, BİZ GELİYORUZ"
İbrahim Hacıosmanoğlu liderliğinde milli takımımız ABD'ye gidiyor. Son mısradaki gibi 'ABD bekle, biz geliyoruz' diyorum.
TBMM grup toplantımız vesilesi ile sizlerle aynı çatıda bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.
YAŞANANLAR ULUSLARARASI HUKUKUN VAHİM TABLOSUNU GÖSTERMEKTE
Dünyanın neresinde bir milletin barışı hedef alınsa, nerede bir mazlumun ahı yükselse orada yalnızca o ülkenin değil bütün insanlığın imtihanı başlamış demektir. Yakın coğrafyamızda yaşananlar da gerilimlerin seyrini değil aynı zamanda uluslararası hukukun vahim tablosunu göstermekte.
Bölgenin kalbine düşen her kıvılcım ihmale uğradıkça yeni göçlere, yeni tehditlere kapı aralamaktadır. Namussuz karabatak düzeni ne ateşkes tanımakta ne de dünya milletleri karşısında küçük bir mahcubiyet göstermektedir.
GENİŞ BİR GÜVENLİK DENKLEMİ
Bugün Orta Doğu'daki gerilimi sadece İran-İsrail arasındaki çatışma görmek büyük yanılgı olacak. Yalnızca Tahran'ın Beyrut'un meselesi değil. Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e, İran'ın Kuzeyinden Kızıldeniz'e uzanan, bölgeyi kışkırtmaktan geri durmayan geniş bir güvenlik denklemidir.
KÜRESEL SİSTEMİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ, KANTARIN TOPUZU KAÇMIŞTIR
Bu tablo karşısında gerçeği bütün açıklığıyla söylemek mecburiyetindeyiz. Küresel sistemin çivisi çıkmış, adalet terazisi şaşmış, kantarın topuzu kaçmış, güç dengeleri yerinden oynamış, insanlığın müşterek vicdanı kan kokusuna karışmış petrol ve toprak rant siyasetleri arasında ağır bir imtihana mahkûm edilmiştir.
Bölgemizde her kriz bir anda ortaya çıkmış değildir. Her çatışmanın arkasında duman tüten bir kin, emperyal bir hesap vardır. Bölgemiz ilk defa masa başı hesaplara, cetvelle çizilen haritalara maruz kalmamaktadır.
TÜRK MİLLETİ KÖŞEYE SIKIŞTIRILACAK MİLLET DEĞİLDİR
Dün Sykes-Picot ile coğrafyamızın damarları kesilmek istendi. Dün Balfour Deklarasyonu ile Filistin'in kalbine zehirli bir tohum ekildi. Dün Sevr ile Türk milletine kefen biçildi. Dün Musul'dan Kerkük'e, Halep'ten Kudüs'e, Kıbrıs'tan Batı Trakya'ya kadar nice vatan parçası üzerinde hesap yapıldı. Fakat heves sahipleri bir şeyi unuttu. Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir. Türk milleti karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir. Türkiye, ham hayaller kurularak çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir. Karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek millet değildir.
DEVLETLERİ İÇERİDEN ZAYIFLATMAK İSTEYEN KÜRESEL ŞER ÇEVRELERİ İŞ BAŞINDA
Türkiye terörle mücadelede dağları titreten, adalar meselesinde geri adım atmayan bir ülkedir. Askeri teknolojiler gelişmiş fakat niyet değişmemiştir. Devletleri içeriden zayıflatmak isteyen küresel şer çevreleri iş başında. Türkiye'yi kolay lokma görmek isteyenlerin nefesi hemen sınırımızın dışında. Gözleri yılan gibi üzerimizde ve pusudadır. Bir olup aynı bayrak altında aynı istikbale yürüyeceğiz. Biz esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, nice devletler kuran, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan aziz milletin evlatlarıyız.
ORADA DİPLOMASİ DEĞİL ŞANTAJ VARDIR
İsrail'in saldırgan siyaseti yalnızca Filistin'i değil Lübnan'ı İran'ı ve Doğu Akdeniz'i tehdit eden yangına dönüştü. Bir yanda barış masası kuruluyor gibi yapılmakta diğer yanda savaşın hesapları canlı tutulmaktadır. Eğer bir ülke olmazsa başka yolla yaparız diye müzakere masasına gölge düşürüyorsa orada diplomasi değil şantaj vardır.
KURULAN HER TEZGAH ANKARA'DAN GÖRÜLMEKTEDİR
Terörsüz Türkiye hedefinin ne kadar hayati olduğu ortaya çıkmakta. Bölgemizdeki her kriz iç cephemizin sağlamlığına, kardeşlik hukukuna bir sınamadır. Bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır.
Sınırlarımızın ötesinde kurulan her tezgah Ankara'dan görülmektedir. Terörsüz Türkiye'yi zehirlemek isteyenler boş durmamaktadır.
BAŞLI BAŞINA BİR İBRETLİK TABLODUR
CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibeli süreçler, rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur. Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına bir ibretlik bir tablodur.
BU TABLO TESADÜF DEĞİLDİR
Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin çatısına çökmüştür. Ecdadımız "Balık baştan kokar" demiştir. CHP'li belediyelerde kendini gösteren savrukluk, şaibeli yönetim aczi, bugün genel merkeze sirayet etmiş, parti yönetiminin içine düştüğü dağınıklığı bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Cumhuriyet Halk Partisi bugün milletin karşısına, kendi iç hesaplaşmasının, koltuk kavgasının, mahkeme süreçleriyle düğümlenen yönetim krizinin ve kurumsal aklını tüketen hizip mücadelesinin gölgesiyle çıkmaktadır.
Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo, siyaseti millete hizmetin şerefli yolu olmaktan çıkarıp, kişisel ikbalin, hırsın, öfkenin ve güç gösterisinin dar patikasına sıkıştıran anlayışın neticesidir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir siyasi partinin kendi hukukunu, geleneğini, kurumsallığını ve meşruiyet zeminini nasıl aşındırdığı vahim bir manzaradır. Sağduyuyla karşılanması gereken hukuki süreçlerin meydan okuyucu bir üslupla gölgelenmesi, siyasi kıyametin büyük alametlerindendir. Parti içi arınma ve durulma ihtiyacının tehditkar cümleler gölgesinde kalması, idari iflasın vesikasıdır. İş düğümleri çözmek yerine yağlı urganlara sarılmak, kementleri ülke gündeminin boynuna ısrarla dolamak aziz milletimize ne fayda getirir?
GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEMEKTEDİR
Buradan açıkça ifade ediyoruz; bizim meselemiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir. Bizim meselemiz Türkiye'de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır. Ancak görünen köy de kılavuz istememektedir. Cumhuriyet Halk Partisi bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası, muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır. Bir tarafta hukuki zemine dönme ihtiyacı toparlanma isteğiyle buluşmaktadır; diğer tarafta meydan okuma üzerinden güç gösterileri sergilenmekte, sokak diliyle parti içi krizi büyütme hevesi gündemin üzerine ağır bir sis misali çökmektedir.
ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ BEKLEMEK FARKSIZDIR
Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Sayın Özgür Özel'e düşen, ateşe körükle gitmek değil, aklıselimle hareket etmektir. Zira keskin sirke ancak küpüne zarar verir. Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki çetrefilli itilafı meydanların hararetine terk etmemelidir. Serinkanlılıkla yürütülmesi gereken hukuki süreci kalabalıkların gürültüsüne bırakmamalıdır. Cumhuriyet ve yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline havale etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.
CHP'NİN ÖNÜNDE İKİ YOL VARDIR
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde iki yol vardır: Ya kendi iç meselesini hukuk ve sağduyu zemininde çözecek ya da kendi eliyle büyüttüğü düğümü milletimizin gündemine yeni bir yük olarak taşıyacaktır. Nitekim ülke gündemi siyasi partilerin iç hesaplarının yükünü taşıyacak bir hamal değildir. Siyasette her sözün bir sonucu, her tavrın bir karşılığı, öfkeyle kalkılan her oturuşun bir maliyeti vardır. Bu hesabın sonunda mahcup olmamak, milletin vicdanına borçlu kalmamak isteniyorsa gaflet uykularından uyanılmalı, gözler dört açılmalıdır. Siyaset; millete hizmet etme yolunda feraseti fevriliğe, aklı asabiyete, sükuneti saldırganlığa tercih etme sanatıdır.
SÖZLERİMİZE KULAK VERİLMELİ
Bu sanatın sanatkarı olmak isteniyorsa sözlerimize kulak verilmelidir. Bu sebeple Sayın Özgür Özel'e tavsiyemiz şudur: CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir. Genel merkezdeki çift başlılık, teşkilatlara sirayet eden huzursuzluk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi koridorlarına taşan buhran ayan beyan ortadadır. Kaynayan kazanı kapakla bastırmaya çalışmak akıl kârı değildir. Hararet yapan bir aracın gazına basarcasına CHP'yi daha büyük bir savruluşa sürüklemekten yüz çevrilmelidir. Motoru yakmadan, direksiyonu kilitlemeden, yoldan büsbütün çıkmadan bu gidişata bir an evvel nizam verilmelidir.
Hazreti Ali'ye atfedilen kıymetli söz ne güzeldir: "Hak sizi hür yaşatmışken, hırs sizi kul etmesin." İşte bizim siyaset anlayışımızın özü budur. Hırsın kulu olanlar koltuğun gölgesinde küçülür; hakkın yolunda yürüyenler milletin gönlünde büyür.