AYDİL DURGUN
[email protected]
İnsanlar en çok hangi gerekçelerle bitki bazlı ürünleri tercih ediyor? Sağlık, çevresel ya da etik kaygılardan hangileri daha baskın?
Kimisi daha sağlıklı beslenmek istediği için, kimisi yeni tatlar denemeyi sevdiği için, kimisi de çevreye daha duyarlı bir yaşam tarzını benimsediği için bu ürünlere yöneliyor. Ancak bugün hem Türkiye'de hem de dünyada yapılan araştırmalar, sağlık beklentisinin hâlâ en güçlü tercih nedeni olduğunu gösteriyor. BİTKİDEN’in de üyesi olduğu Plant Based Foods Global Alliance’ın (PBFGA - Küresel Bitki Bazlı Gıdalar Birliği) 2023 yılında yayımladığı ve yedi ülkede 3 bin 535 tüketiciyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, bitki bazlı ürün satın almada sağlık faydası Güney Afrika’da yüzde 62, Türkiye’de yüzde 51, İtalya’da yüzde 42 ve Fransa’da yüzde 37 oranında öne çıkarken; çevresel fayda Hindistan’da yüzde 57, Birleşik Krallık’ta yüzde 43 oranında temel motivasyonlar arasında yer alıyor. Tat ve lezzet ise özellikle Şili’de yüzde 50 ile öne çıkan bir tercih nedeni olarak görülüyor. Bu sonuçlar, tüketici motivasyonlarının ülkelerin kültürel yapısı ve önceliklerine göre farklılaşabildiğini gösteriyor.
Bitki bazlı gıdaların daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için ise yalnızca sağlık algısı yeterli değil. Araştırmalar, tüketicilerin özellikle lezzet, fiyat ve besin değeri konusunda beklentilerinin karşılanmasının tercihleri önemli ölçüde artıracağını ortaya koyuyor. Türkiye'de de en dikkat çeken beklentiler daha iyi tat ve lezzet deneyimi olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak bitki bazlı ürünlere yönelim geçici bir trend değil, tüketici beklentilerindeki değişimin bir yansıması.
Türkiye'de bitki bazlı gıdaya tüketici ilgisinde son yıllarda nasıl bir değişim gözlemlediniz?
Türkiye’de bitki bazlı gıdalara yönelik ilgide son yıllarda belirgin bir artış gözlemliyoruz. Ancak bu değişimi sadece “daha fazla tüketici bu ürünleri deniyor” diye okumamak gerekir. Asıl önemli değişim, bitki bazlı ürünlerin artık yalnızca vegan veya vejetaryen tüketicilerle ilişkilendirilmemesi. Bugün bu ürünler; daha sağlıklı beslenmek isteyen, öğünlerine çeşitlilik katmayı hedefleyen, hayvansal ürün tüketimini azaltmak isteyen ya da yeni lezzetler denemeye açık çok daha geniş bir tüketici kitlesinin ilgisini çekiyor. Yani tüketici bu konuya artık “ya hep ya hiç” anlayışıyla yaklaşmıyor. Son dönemde kilo yönetimi ve zayıflama ilaçları etrafında gelişen beslenme tartışmaları da bize şunu gösteriyor: İnsanlar ne kadar az yediklerinden çok, yediklerinin niteliğine odaklanmak zorunda. Bu süreçte yeterli protein almak, lif tüketimini artırmak ve beslenme kalitesini korumak daha da önemli hale geliyor. Bitki bazlı gıdalar da doğru formüle edildiğinde bu yeni beslenme ihtiyacına katkı sunabilecek önemli alanlardan biri olabilir. Dolayısıyla Türkiye’de bitki bazlı gıdaya ilgi artık dar bir tüketici grubunun tercihi olmaktan çıkıyor; sağlıklı yaşam, lezzet arayışı, protein-lif odağı ve esnek beslenme anlayışıyla birlikte daha geniş bir tüketici davranışına dönüşüyor.

“Türk mutfağı bitki bazlı beslenmeye en uygun mutfaklardan biri”
Türkiye'nin bitki bazlı gıda alanında güçlü olduğu yönleri neler? Türk mutfağının bitki bazlı beslenmeye elverişli olduğunu söyleyebilir miyiz? Sektörün gelişime ihtiyacı olan alanları hangileri?
Türkiye’nin bitki bazlı gıda alanındaki en büyük avantajı, aslında yüzyıllardır sahip olduğu mutfak kültürü. Dünyada bugün yükselen bitki bazlı beslenme anlayışı bizim için yeni bir kavram değil. Zeytinyağlılar, baklagiller, tahıllar, sebze yemekleri ve yüzlerce farklı otla hazırlanan geleneksel tarifler Anadolu mutfağının temelini oluşturuyor. Bu yönüyle Türk mutfağı, bitki bazlı beslenmeye en doğal şekilde uyum sağlayabilecek mutfaklardan biri. Bunun yanında Türkiye, tarımsal üretim çeşitliliği açısından da önemli bir avantaja sahip. Nohut, mercimek, fasulye gibi baklagillerden bulgur ve farklı tahıllara; fındık, fıstık, susam gibi değerli ürünlerden zengin sebze ve meyve çeşitliliğine kadar pek çok bitkisel ham maddeye erişebiliyoruz. Bu güçlü altyapı, katma değeri yüksek yeni nesil bitki bazlı gıdalar geliştirmek için de önemli bir fırsat sunuyor. Ancak bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için daha fazla Ar-Ge, inovasyon ve işbirliğine ihtiyacımız var. Bugün sektörün gelişime en çok ihtiyaç duyduğu alanların başında; tüketici beklentilerine uygun lezzetli, besleyici, erişilebilir ve güven veren ürünler geliştirmek geliyor.
İşin sürdürülebilirlik tarafına gelirsek… Bu anlamda iklim kriziyle mücadelede de önemli bir alan. Bitki bazlı gıdaların bu mücadeleye nasıl bir katkısı var?
Bugün iklim krizinden söz ederken çoğu zaman enerji veya ulaşım sektörünü konuşuyoruz. Oysa soframıza gelen gıdaların nasıl üretildiği de iklim üzerinde büyük bir etkiye sahip. Bugün küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 26'sı gıda sistemlerinden kaynaklanıyor. Bu oran, ulaşım sektörünün neden olduğu emisyonlardan daha yüksek. Gıda sistemleri içinde ise yaklaşık yüzde 15'lik pay tek başına hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Boston Consulting Group'un Food for Thought raporuna göre, alternatif proteinlere yapılacak yatırımlar iklim krizine karşı en etkili önlemler arasında yer alıyor. 2035 yılına kadar alternatif proteinlerin küresel protein pazarındaki payının yüzde 11’e ulaşmasının, küresel havacılık sektörünün yüzde 95’inin karbonsuzlaştırılmasına eşdeğer bir etki yaratabileceği vurgulanıyor.
Önümüzdeki yıllarda bitki bazlı gıda sektöründe hangi trendlerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz?
Önümüzdeki yıllarda bitki bazlı gıda sektöründe birkaç önemli trendin öne çıkacağını düşünüyorum. Biri, “taklit ürün” anlayışının ötesine geçilmesi olacak. İlk dönem bitki bazlı ürünlerde hayvansal ürünlere benzer alternatifler öne çıkıyordu. Önümüzdeki dönemde ise kendi kimliği olan, yerel mutfaklardan ilham alan, baklagil, tahıl, tohum, kuruyemiş ve sebze temelli özgün ürünlerin daha fazla gelişeceğini düşünüyorum. Bu, Türkiye için de çok büyük bir fırsat. Bir diğer önemli başlık ise lezzet, fiyat ve erişilebilirlik. Tüketici bir ürünü sadece çevreye daha duyarlı olduğu için değil, lezzetli olduğu, bütçesine uyduğu ve günlük hayatına kolayca girdiği için tercih ediyor. Son olarak, geleceğin en güçlü trendlerinden birinin yerelleşme olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin bu alandaki fırsatı, dünyadaki ürünleri birebir kopyalamak değil; Anadolu’nun zengin bitkisel mutfak mirasını gıda bilimi ve teknolojiyle yeniden yorumlamak.
Yeni bir alan gibi sunmak yanlış
Bitki bazlı gıdalara dair kırmakta en çok zorlandığınız önyargılar ve en yaygın yanlış inanışlar neler?
En sık karşılaştığımız yanlış inanışlar; bu ürünlerin yalnızca vegan veya vejetaryen bireylere hitap ettiği, yeterince protein içermediği, lezzetsiz olduğu ya da tamamının yüksek düzeyde işlenmiş ve sağlıksız olduğu yönünde. Öncelikle bir gıdanın işlenmiş olması veya işlenme derecesi onu sağlıklı veya sağlıksız kılmaz. Değerlendirme yapılırken ürünün besin değeri, içeriği, porsiyon miktarı birlikte ele alınmalıdır. İletişimde en önemli noktanın, bitki bazlı gıdaları tüketiciye tamamen yeni ve yabancı bir alan gibi sunmamak olduğunu düşünüyorum.
“Türkiye’de tüketicilerin yüzde 90'ı bitki bazlı ürünleri beğeniyor”
Türkiye'de ise bitki bazlı gıda pazarına ilişkin kamuya açık ve uluslararası ölçekte kabul gören kapsamlı bir pazar büyüklüğü verisi henüz bulunmuyor. Bununla birlikte, ConsumerIntel360'ın 2025 yılında yayınladığı analize göre Türkiye'deki bitkisel protein pazarının yaklaşık 195 milyon ABD doları büyüklüğüne ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak Türkiye açısından asıl önemli gösterge pazarın bugünkü büyüklüğü değil, henüz gelişiminin erken aşamalarında olması. Bu da Türkiye'nin önünde önemli bir büyüme alanı olduğunu gösteriyor.
Tüketici eğilimleri de bu büyüme potansiyelini destekliyor. BİTKİDEN'in de üyesi olduğu Plant Based Foods Global Alliance'ın Türkiye araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 90'ı bitki bazlı ürünleri beğendiğini, yüzde 59'u haftada birden fazla, yüzde 18'i ise haftada bir kez bitki bazlı ürün tükettiğini belirtiyor. Ayrıca katılımcıların yüzde 44'ü bitki bazlı ürünlere yönelik beğenisinin geçmiş yıllara göre arttığını ifade ediyor.