TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un açıklamalarından öne çıkanlar:
Terörle anılan bir bölgedeyiz, bugünkü coşkuyu gördük. Bölgede çok önemli bi dönüş olduğunu görüyoruz. 2 yıllık bir sürenn ardından sona yaklaşıldığını görüyoruz. Geniş tabanlı uzlaşıyı sağlayabilecek misiniz? Nasıl bir yol haritası var?
Gerçekten büyük kalabalıkların olduğu bir ortamda olmaktan mutluyum. Şırnaklıların ve çevre illerden bu kadar zor bir mekana geldiler ve çok güzel bir program oldu. Geçen sene de yine Şırnak'ta Gabar'da bir tören yapmıştık, buralar geçtiğimiz yıllarda bizim haberlerde terörle andığımız yerlerdi. Gabar'da 80 varili geçmiş halde. Bölgede barış iklimi hakim. Sürecin bu noktaya gelmesinde Cumhurbaşkanımızın ve Devlet Bahçeli'nin rolü büyük. 21 toplantı gerçekleştirdik. Tarihi komisyon her kesimden insanı dinledi. Oluşan rapor bir yol haritası niteliğinde. Artık örgütün kararlılığı da tamdır, nettir, örgütün silah bırakması ve tasfiyesi konusunda. Büyük bir siyasi kararlılıktır. Hepimizin provokasyonlara dikkat etmesi lazım, herkesin kullandığı dile dikkat etmesi lazım. Terörsüz Türkiye sürecinin yüzde 80'i geride kaldı. Parlamentomuz tatile girmeden önce büyük oranda bitmiş olur ve Türkiye'nin geleceğini daha güzel bir şekilde konuşuruz. Buralara gelmenin son derece zor olduğu dönemleri yaşadık ve şimdi bu duruma şükürler olsun.
Meclis'in Komisyonu çalışmalarını bitirdi, çok titiz bir çalışmayla raporunu tamamladı. Çok zor bir rapordu. Destek veren tüm milletvekili arkadaşlarımıza ve siyasilerimize teşekkür ediyorum. Herkes tarafından ortak çalışması şeklinde değil de Meclis'e gelmesi şık olur. Dolayısıyla herkes bu sürece nasıl katkı verebilecekse versin, her türlü desteği vermeye hazır olduğumu söylemek isterim.
Herkes eteklerindeki taşı döktü. Kritik eşik diye bir tanımlamadan vazgeçildi. İmralı silahlara yer yoktur dedi, örgüt böyle bir iradeyi ortaya koymasaydı böyle bir süreç başlamazdı. Silahların bırakıldığının tespitiyle oluşacak bir çerçeve yasa. Bu yasa geçici bir yasa olacak. Kıyamete kadar olmayacak. Silahlarını bırakan bundan istifade edecek. Yasal düzenleme genel af niteliğinden olmayacak.
Toplumsal bir mesele. Makul çoğunluğun destekledği bir şekilde bugüne kadar geldi. Yasal çerçevenin ortaya konulmasında da karşılık bulacaktır. Dünyanın en hatasız işini yapsanız bile eleştiren olabilir.
Süreyi uzatmamak lazım. Bir an evvel bu işin bitirilmesi lazım. Komisyon sırasında şehit anneleri, örgüt mensuplarının annelerinin olduğu bir ortamda "Biz artık çocuklarımızı değil, silahlarımızı gömmek istiyoruz" dediler.
Bu insanlardan bir tanesi bile silahlı günlere geri dönülsün diyecek bir kişi bile yoktur. Bu sürecin geniş kesiminin büyük desrtek verdiğini görüyorum. Tereddütlerin gerçek olmadığı ortaya çıktı.
2 senedir çok şükür TUSAŞ saldırısını dışarda buırakırsanız Türkiye'nin hiçbir yerinde terör saldırısı olmuyor. Biz başından beri terör sadece tek başına bitmesi değil, bölgede terör örgütü elimine edildikçe Türkiye'de de öyle olur. Bir masal değil, sahanın realitesi budur. Aramıza konulmak istenen bu örgütleri bir kenara koyunca bu geniş coğrafyada halklar barış ve huzur içinde yaşayacak. Suriye'deki terörün bitmesinin Türkiye'de de nasıl rahatlattığını görüyoruz.
Bu topraklarda Türk ile Kürt'ün bir kavgası gürültüsü olmadı. Hatta ben çocukluğumu hatırlıyorum. Hiçbir komşunun etnik kimliğini sorduğunu, sorguladığını hatırlamam. Etnik aidiyetler üzerinden kimlikleri farklılaştırmak yanlıştır. Dillerimizin farklılıkları da Allah'ın rahmetidir. Müslümanı gayrimüslimi farklı olması Anadolu kültürünün özetidir. Şimdi bu halk sosyolojisi bu şekilde çalıştı, inşallah bu halkımız hep birlikte barış içinde yaşayacak.
Çok kısa süre içinde göreceğiz, görmeye başladık. Gabar'da 80 bin varil şimdi 100 bin hedefliyorlar. Irak'ın güneyden gelerek Türkiye'nin içerisinden de geçerek kalkınma yolu projesini düşünün bölgeye zenginlik katacak. Buralarda ortak projeler, kalkınma, iş birliği başlayacak. Uzun yıllar istiklal içinde barış içinde devam etsin.
Türkiye önlenemeyen yükselişine şahit olacağız. Yıldız gibi parlamaya başladı. Bu zirveler de bunların göstergesi. Bu yıl 5 büyük zirveye ev sahipliği yapıyoruz. Ben sayarken yoruldum. Avrupa ülkesi bu organizasyonlardan birini yapabilir. Sayın Cumhurbaşkanımızın lider diplomasisinin katkısı var. Nihai sonuç elde etmemiş olabilir. Rusya-Ukrayna tarafının imzalaması tarihi önemdedir, tahıl koridoru açık tuttu. Türkiye bir şey yapıyor en zor insanlar arasında arabuluculuk yapıyor. Ermenistan-Azerbaycan arasında Türkiye'nin de katılımıyla birlikte bir merkez oluşturacak, güç oluşturacak. Türkiye barış yapıcı vizyonu büyük katkılar sağlıyor.
NATO'nun yeni bir döneme girmek mecburiyetinde olduğu aşikâr. Yani tarihi biraz geriye doğru alalım; 2014 Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakıyla birlikte özellikle Avrupa kıtasında yeni bir dönem başladı. Avrupa Birliği buna karşı fazla ses çıkaramadı. O zaman hatırlayın, Merkel'in bazı demeçleri dışarısında herhangi bir ortak tavır ortaya konulamadı. NATO hiçbir perspektif sunamadı. Dolayısıyla Avrupa kıtası Rusya karşısında, özellikle güvenlik ihtiyaçları bakımından büyük bir zafiyet içerisinde oldu. Bunu biz Avrupalı mevkidaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde de çok açık görüyoruz. Gündeme onlar da getiriyor, biz de söylediğimizde onaylıyorlar. Dolayısıyla Avrupa'nın ciddi bir güvenlik ihtiyacının olduğu son 10-12 yıldır aşikâr.
Üstüne üstlük Sayın Trump'ın ikinci dönem başkanlığı kazandıktan sonraki dönemde yeni bir boyut daha gelişti. Trump artık 'Ben Avrupa'nın yükünü sırtımda taşımayacağım', amiyane tabiriyle söylüyorum, 'ne haliniz varsa görün' demeye getirdi Avrupa'ya karşı. Bu da Avrupa'da çok ciddi bir Avrupa-Atlantik bakışında ciddi farklılaşmaların ortaya çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla burada yeniden NATO ittifakının geleceğine dair bağlılıklarını teyit etmek bakımından bu toplantının önemli olduğunu düşünüyoruz.
Yeni bir NATO konseptinin ortaya çıkması lazım. Yeni bir anlayışın ortaya çıkması lazım.
Ayrıca şunun da herhalde tartışılması gerekiyor: Sadece savaşları önlemek, sadece silahlarla, bombalarla vesaire olsaydı şimdiye kadar çıkan savaşların hepsi bir şekilde önlenebilirdi.
NATO'nun savaşı önleme kabiliyetini artırabilmek için nasıl barış kurabileceğine ilişkin de görüşlerini bir şekilde olgunlaştırması lazım. Şahsen ben bundan uzak bir noktada olduğunu görüyorum NATO'nun ama eğer NATO gerçekten sağlıklı bir şekilde devam edecekse bunun üzerinde de çalışmaları gerekir diye düşünüyorum.
Bir başka önemli mesele de tabii savunma harcamalarıyla ilgili. Geçtiğimiz sene Brüksel'de olan NATO toplantısında en temel meselelerden birisi, NATO ülkelerinin gayrisafi millî hasılalarının %5'ini savunma harcamalarına ayırmasıydı. Çoğu Avrupa ülkesi için bu çok uzak bir nokta. Çoğu Avrupa ülkesinde de özellikle savunma sanayiinde son yıllarda ciddi bir yatırım eksikliğinin olduğunu görüyoruz. Kendi mühimmatlarını, kendi savunma araç ve gereçlerini üretemediklerini görüyoruz. Tam burada Türkiye öne çıkıyor. Çok ciddi bir yıldız gibi parlıyor. İşte geçen gelen meclis başkanları heyet olarak Baykar'a ziyarete gittiler. Orada çok değerli bir sunum yapıldı Sayın Selçuk Bayraktar tarafından ve hepsi gayet büyük bir memnuniyetle izlediler. Ve şunu gördüler: Türkiye, özellikle savunma sanayiindeki yeni nesil savunma sanayi ürünlerinde önemli, adından söz ettiren, dünyada birçok ülkeyle rekabet edebilen bir ülke haline gelmiş durumda.
Bütün bunların hepsinin konuşulduğu, zaman zaman belli belki Avrupa'nın yeni güvenlik arayışları konusunda tartışmaların da geçmesi muhtemel bir zirveye gidiyoruz. Bu zirvenin tam da böyle bir dönemde, NATO içindeki ihtilafların da olduğu bir dönemde Türkiye'de yapılmış olması ayrıca önemlidir. Zaten Sayın Trump'ın da durduk yere, hem de böyle eğer 'Sayın Erdoğan beni davet etmemiş olsaydı Türkiye'ye gelmezdim' manasına gelecek sözler söylemesi de gerçekten dünyanın Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini gösteriyor.
Hiç şüphesiz bütün son zamanlarda, özellikle son dönemde yaptığımız ikili temasların tamamında bu demin söylediğim çerçeveyi konuşuyoruz. Ya biz açıyoruz ya karşıdaki muhataplarımız açıyor. Yani Avrupa'nın özellikle Kırım'ın ilhakı, arkasından Ukrayna'nın Donetsk ve Luhansk gibi bölgelerinin ilhakıyla birlikte çok açık bir güvenlik açığı görülüyor.
Ayrıca başta Kuzey Avrupa ülkelerinin deniz savunması bakımından birtakım zorlukların, eksikliklerin olduğunu görüyoruz. Şöyle bir havayı görüyorum, bundan da memnun oluyorum. Yani 'Evet bir güvenlik zafiyeti var, bizim bundan sonra bunları toparlayabilmemiz vakit alabilir, bizim güvenilir, istikrarlı ikili ilişkilerimizi artırmamız lazım' gibi bir fikrin Avrupa ülkelerinde artmakta olduğunu görüyorum.
İstikrarlı, güvenilir bir ülke dedikleri zaman da hiç şüphesiz ilk başta akıllarından geçen ya da söyledikleri ülke Türkiye'dir. Hatta şöyle güzel bir şeyi hatırlatmak isterim; birkaç hafta evvel Helsinki'yi ziyaret ettik, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sayın Stubb. Türkiye'yi de ziyaret etmişti iki sene evvel, biz de ağırladık kendisini. Oldukça entelektüel, dünyadaki gelişmeleri yakinen takip eden birisi. Bu konuları uzun uzun konuştuk. Biz de dedik ki: 'Bakın böyle bir atmosferde Avrupa'nın güvenliği bakımından Türkiye gibi güçlü bir müttefike ihtiyaç var. Böyle bir ülkenin Avrupa'ya yükü olmaz, bu ülke tam tersi Avrupa'nın yüklerini alır, Avrupa'ya yeni ufuk açar, yeni bir genişleme potansiyeli ortaya çıkar.'
Çok şükür biz oradan ayrıldık, ertesi gün İsveç'e geçtik. İsveç'e geçtiğimizde Finlandiya Cumhurbaşkanı'nın yaptığı bir basın toplantısında 'Türkiye'nin de başında olduğu 40 ülkenin alınarak Avrupa'nın genişletilmesi konuşulmalıdır, düşünülmelidir' gibi bir demeç vermiş. Bu demeç Türkiye'de de yer aldı.
Dolayısıyla yani aklın yolu bir. Avrupa'nın imkânları ve zaafları ortada. Avrupa-Amerika arasındaki ihtilaflar çok açık bir şekilde ortada. Burada dünyadaki yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu çok açık. Hiçbir ülkenin, hiçbir bölgenin, hiçbir kıtanın tek başına dünyayı yönetmesi mümkün değil.
Çin'i, Hindistan'ı, diğer büyük dünya güçleri Rusya'sı, farklı bir sürü güç ortaya çıkıyor. Ve bu güçler çok taraflı, hatta daha doğru bir tabirle çok merkezli bir dünyanın kurulmasının da artık işaretini gösteriyorlar, ortaya koyuyorlar. Bu merkezlerden birisi de Türkiye'dir. Ben buna yürekten inanarak söylüyorum; Türkiye bu merkezlerden birisi olmaya adaydır, çok kuvvetle adaydır. Dolayısıyla bütün bu diplomatik gelişmeler, toplantılar, temaslar, işte Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik diplomasisi ortaya koyduğu bütün bunlar, bütün arkadaşlarımızın, bakanlarımızın, bizlerin parlamenter diplomasi alanında yaptıklarımız hepsi bir şeye hizmet ediyor: Bu güçlenen Türkiye merkezini daha da etkin hale getirme amacına hizmet ediyor ve ümit ederim iyi yolda gidiyoruz.
Ayrıntılar geliyor...