ANKARA-PARİS HATTINDA SICAK TEMAS
Oldukça yorucu geçen zirvede çok önemli birkaç başlık gündemdeydi. Bunlardan en önemlisi, zirve sonrasında Türkiye'nin savunma yeteneklerinin nasıl gelişeceği ve hava savunma sahasının nasıl güvenlik altına alınacağı konusuydu. Bu doğrultuda, zirvede Patriot ve SAMP-T füzelerinin alımı hususunda bir ilerleme sağlanıp sağlanamayacağı sorusuna odaklanarak yoğun bir mesai harcadık.
ERDOĞAN VE MACRON ARASINDAKİ SAMİMİ HAVA
NATO Zirvesi'ndeki resmi görüşmelerin arkasından oldukça samimi bir hava gerçekleşti. Aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında bu tür yakın sahneleri NATO zirvelerinde görmeye alışkınız. Geçmişte, dışarıda Doğu Akdeniz geriliminin yaşandığı dönemlerde bile Macron son derece samimi bir görüntü sergilemişti. Her görüşme sonrasında diplomatlar bizlere içerideki havanın olumlu olduğunu hep söylüyorlardı; ancak bu sefer gerçekten çok daha olumlu bir görüşmenin gerçekleştiğini fark ediyoruz. Zirvede liderlerin eşleri de çok dostane bir atmosferde bir araya gelerek görüştüler.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, düzenlenen basın toplantısında görüşmenin nasıl geçtiğine ve Türkiye'ye bir ziyaret planı olup olmadığına dair sorumuza içtenlikle yanıt verdi. Macron, "Umut ediyorum" diyerek şunları ekledi:
"Aramızdaki konuşmalar ve masadaki dosyalar çok büyüdü. Artık Türkiye'ye gelmenin zamanı geldi.'' dedi. Görev süreniz bitmeden önce gelecek misiniz? sorumuza ise "Artık bunu yapmayı doğru ve olumlu buluyorum, bunu yapmamız gerekiyor." şeklinde yanıt verdi.
Böylece Fransa ve Türkiye arasında yaşanan olumlu havanın devam ettiğini söyleyebiliriz. SAMP-T füze sistemleri konusunda ise bugüne kadar İtalya'dan ziyade Fransa ayak diriyordu. Ancak bu zirveyle birlikte sonunda Fransa'nın da kapıları açtığını söyleyebiliriz; zira bu konuda tartışmalar yeniden başladı. Diplomatlar bizlere, teknik konular üzerinde çalışıldığını ve bu çalışmaların hızla devam edeceğini belirttiler.
CAATSA SÜRECİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu yönde önemli açıklamalarda bulundu. Önümüzdeki dönemde; Patriot mu, SAMP-T mi, Avrupa yapımı füze mi yoksa Amerikan yapımı füze mi tercih edileceği tartışmaları; CAATSA yaptırımları ve F-35 süreciyle birlikte yürütülecek. Görünen o ki Türkiye, kendi savunma güvenliği için bu müzakereleri Fransa ile de yürüterek yoluna devam edecek. Macron ise bu konuda, bakanların görüşmeye devam edeceğini ve teknik detayları onların belirleyeceğini ifade etti.

Macron'un Ankara Sokaklarındaki Koşusu Gündem Oldu
Liderler daha zirve alanına gelmeden önce bu konu basının ilk sayfalarında manşetlere taşınmıştı.
Elysee Sarayı yetkilileri, "Macron'un koşusu neden bu kadar merak ediliyor, neden bu kadar ilgi var?" diyerek şaşkınlıklarını gizleyemediler. Ancak günümüzde artık başka bir çağda yaşıyoruz ve bu tür detaylar da kamuoyunun ilgisini çekiyor; liderler de bu detaylara yanıt vermek durumunda kalıyor. Güvenlik gerekçesiyle koşunun yapılacağı yeri tam olarak söylemeseler de otelinden çıkıp bu koşuyu yapacağı oldukça barizdi.

Medya mensupları olarak aramızda "Seymenler Parkı mı, Botanik Parkı mı, yoksa Büyükelçilik bahçesi mi?" diye konuşurken sonunda beklenen oldu; Macron otelin bahçesinden çıkarak koştu ve o anlarda ekip de oradaydı. Bu görüntüler Fransız sosyal medyasında ve haber paylaşımlarında da oldukça geniş bir yer buldu.

TRUMP'IN AVRUPALI LİDERLERE SERT ÇIKIŞLARI
Zirvenin içeriğine dair birkaç önemli noktaya da değinmekte fayda var. Suriye programının ardından bu zirveye katılan Macron'un yanı sıra, toplantılarda daha çok Avrupa savunması, Amerika'nın olası geri çekilmesi ve ABD'den boşalacak alanı kimin dolduracağı soruları tartışıldı. Bu noktada Türkiye'nin önemli bir rol üstlenebileceği dile getirildi.
Zirve süresince Avrupalı liderler bir sıcak bir soğuk hava yaşadılar. ABD Başkanı Donald Trump, salı günü gerçekleşen ilk gün oturumlarında Türkiye zirvesini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öven açıklamalarda bulundu. Ancak çarşamba gününe son derece sert başlayan Trump, tabiri caizse Avrupalı müttefikleri yerle bir etti. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'e yönelik çok ağır cümleler kullandı; Danimarka'ya ise Grönland hatırlatması yaparak adeta Danimarka'yı titretti. Grönland'ın bir Amerikan toprağı olması gerektiğini savunan Trump'ın bu çıkışları, Avrupa basınında geniş yankı uyandırdı.
Avrupa tarafı ise Trump'ın bu sert eleştirilerini sağduyuyla karşıladı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, "NATO'nun verilecek bir karış toprağı yoktur, Danimarka'nın da yoktur" açıklamasında bulunarak Trump'a sakin ama net bir yanıt vermeyi seçti. Doğrudan kişisel hedef alınan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise çıkışta yaptığı açıklamada, "Amerika ile ilişkilerimiz çok güzel, hiçbir sorun yok; ekonomik, sosyal ve kültürel her türlü ilişkimiz devam ediyor" dedi. Liderlerin gayriresmi görüşmelerde futbol ve Amerika'daki Dünya Kupası hakkında konuştukları, görüşmenin olumlu geçtiği belirtildi. İçerideki tartışmaların boyutunu sorduğumuz Macron ise basın toplantılarındaki sert kelimelerin aksine, kapalı kapılar ardında çok daha farklı, nüanslı ve sakin bir hava olduğunu vurguladı.
Sonuç Bildirgesi ve 5. Madde Kararı
Zirvenin sonuç bildirgesinde herkesin gözü NATO'nun 5. maddesinin (ortak savunma taahhüdü) yer alıp almayacağındaydı. Özellikle ABD ile diğer NATO üyeleri arasındaki gerginliklerden sonra; Danimarka ile ABD arasında Grönland nedeniyle ya da Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanabilecek olası bir kıvılcımda ne olacağı büyük bir merak konusuydu.
Beklenen oldu ve "bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır" ilkesini barındıran 5. madde, bildirgenin 1. maddesinde kendine yer buldu. Toplamda 6 maddeye indirilen bildirgenin son maddesi ise Türkiye'ye yönelik bir teşekkür maddesiydi. Bu teşekkür maddesini çıkardığımızda, içeriğe dair sadece 5 maddenin yayınlanmış olması dikkat çekici bir sonuçtur.
Geçen yılki Lahey zirvesinde "Kıta savunması tüm müttefiklerin sorumluluğundadır" ifadesi yer alırken, bu sefer "Avrupalı müttefikler ve Kanada, Amerika ile işbirliği içinde" ifadesi kullanıldı. Böylece Avrupa'nın ittifak savunmasında daha fazla rol üstlenmesi gerektiği vurgulanmış oldu. Bu durum, NATO içerisindeki transatlantik kırılmanın sonuç bildirgesine doğrudan bir yansıması olarak değerlendirildi.
Bildirgede Rusya yeniden bir tehdit olarak tanımlandı. Avrupalıların çok istediği bu tanıma karşılık, ABD tarafı da 50 milyar dolarlık savunma anlaşmalarını ve askeri ekipman alımlarını sözleşmeye dahil ettirdi. Bu anlaşma, başta Lockheed Martin olmak üzere birçok Amerikalı firmadan gelişmiş yapay zeka malzemeleri, dronlar ve entegre hava-füze savunma sistemleri gibi mühimmatların alınması anlamına geliyor. Bu ihaleler ve alım-satım süreçleri, önümüzdeki yıl yapılacak bir sonraki NATO zirvesine kadar gündemi meşgul etmeye devam edecek.
UKRAYNA DESTEĞİ
Zirvenin diğer önemli kararları arasında Fransa'nın Doğu Kanada'daki çok uluslu göreve katılması yer aldı. Finlandiya ve İsviçre'nin yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski de zirvedeydi. Kiev yönetimine, lisans altında yerli Patriot füzesi üretimi yetkisinin verilmesi zirvenin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Türkiye cephesinde ise şu kritik başlıklar öne çıktı:
CAATSA yaptırımlarının esnetilmesi ve F-35 alımına yeşil ışık yakılması,
Fransa ile SAMP-T müzakerelerinin yeniden olumlu bir havada başlaması,
Türkiye'nin Karadeniz'deki stratejik rolü ile Ukrayna-Rusya savaşındaki "Gönüllüler Koalisyonu" içerisindeki çok uluslu misyonunun vurgulanması
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 13 Temmuz'da Fransa'da bir Ukrayna zirvesinin yapılacağını ve Gönüllüler Koalisyonu'nun yeniden liderler seviyesinde toplanacağını açıkladı. Ayrıca liderleri, 14 Temmuz Fransa'nın Kurtuluş Günü (Bastille Günü) askeri geçit törenine ve zafer kutlamalarına davet etti. Türkiye'nin bu davete iştirak edip etmeyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek.

Özetlemek gerekirse; transatlantik ilişkileri ve NATO'nun kurallarını adeta baştan yazan, oldukça yoğun ve değişken bir zirve geride kaldı. Zirvede tüm gazeteciler ve liderler Türk misafirperverliğini övgüyle vurguladılar. Türkiye'nin NATO'ya güçlü dönüşünü simgeleyen bu zirve, ülkemiz açısından baştan sona olumlu ve güzel geçti. Siyasi tartışmalar ise her zaman olduğu gibi bundan sonra da devam edecek. Donald Trump'ın açıklamaları sebebiyle toplantılara bir dönem ağır bir hava getiren İran konusu da zamanla çözülecektir. Bir sonraki NATO randevusunun yeri henüz kesinleşmemekle birlikte, Genel Sekreter Mark Rutte ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama'nın işaret ettiği üzere Tiran'da gerçekleşmesi bekleniyor. Bugün alınan kararların ne kadar uygulandığını o zirvede hep birlikte göreceğiz.