Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MYK toplantısı sonrası düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM Grup Toplantısı’ndaki hitabının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve kabine üyelerinden gelen açıklamalara tepki gösteren Çelik, İsrail yönetiminin Türkiye’yi anbean takip ettiğini belirtti.
Çelik, "Cumhurbaşkanımızın konuşmalarından birkaç dakika sonra hezeyan dolu açıklamalar yapıyorlar. Buradan anlıyoruz ki grup konuşmalarını anbean izliyorlar." ifadelerini kullandı.
"SOYKIRIM ŞEBEKESİNİN YALANLARINA KİMSE İNANMIYOR"
Netanyahu’nun katil İsrail ordusuna yönelik "ahlaklı ordu" nitelendirmesini eleştiren Çelik, şöyle devam etti: "Birincisi, Netanyahu'nun söylediğinde şöyle bir ifade var. Diyor ki; 'İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordusudur' diyor. Yani bu dünyanın en büyük yalanıdır. Bu yaptığı açıklamada kullandığı ifade; yeryüzünde, Gazze'de soykırım gerçekleştiren o ordunun ahlaklı bir ordu olduğuna dair inanacak hiç kimse yoktur. Hatta eğer Siyonizm hastalığına kapılmamışsa, yeryüzünde o ordunun Gazze'de yaptığı soykırım karşısında o ordunun ahlaklı olduğuna inanacak bir tane Yahudi de yoktur. Bu gerçekleştirilen katliam; Gazze'de gerçekleştirilen soykırım, İran'a yapılan saldırı, Lübnan'da gerçekleştirilen katliamlar, dünyanın en ahlaksız, en vicdansız, en büyük suçunu teşkil eden eylemlerdir.

"KÜRT KARDEŞLERİMİZ BU KATLİAMCI ŞEBEKEYLE YAN YANA GELMEDİ"
Dolayısıyla zaten ilk cümlede dünyanın en ahlaklı ordusu diye İsrail ordusunu, bu katliamları ve soykırımı gerçekleştiren silahlı gücü bu şekilde nitelemesiyle zaten açıklamasının değersizliği, niteliksizliği, her türlü ahlaki değerden yoksun olduğu net bir şekilde görülüyor. İkincisi Türkiye'yi Kürtlere soykırım yapmakla suçluyor. Bu tabii onun sık sık kullandığı bir kara propaganda. Bunun tabii bir acısı var. O da şu; İran'a saldırdıklarında İran'daki ve Irak'taki Kürt kardeşlerimizi kendileri için bir lejyoner olarak kullanmaya çalıştılar. Irak'taki ve İran'daki Kürt kardeşlerimiz basiretli bir şekilde tarihin doğru tarafında durarak bu katliamcı şebekeyle yan yana gelmedi.
Onun için sürekli olarak Kürt kardeşlerimizle Türkiye'yi karşı karşıya getirme gibisinden bir politikayı gütmeye çalışıyor. Bunu tabii bazı Araplarla ilgili yapıyor, Dürzi kardeşlerimizle ilgili yapıyor, Nusayri kardeşlerimiz, Alevi kardeşlerimizle ilgili yapıyor, bazı Şii kardeşlerimizle ilgili olarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Artık bu katliamcı şebekenin yalanlarına hiç kimse inanmıyor. Soykırım deyince akla gelen şebeke Netanyahu şebekesidir.
"ASIL YAYILMACI 'ARZ-I MEVUD' HEZEYANIDIR"
Diğer bir konu, İçişleri Bakanımızın yaptığı açıklamayla ilgili olarak onların bazı bakanlarının söyledikleri. Şunu bir kere ifade etmek gerekir ki o açıklamayı, İçişleri Bakanımızın açıklamasını yayılmacılık, işgalcilik, fetihçilik gibi kodlamaya çalışıyorlar. Bununla hiçbir ilgisi yok. İçişleri Bakanımız her Müslümanın kalbindeki Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Her Müslümanın kalbinde Kudüs sevgisi eşsiz ve biricik bir yer tutar ve burada İçişleri Bakanımız bunu sembolizm olarak ifade etmiş ve her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisinin kendi kalbindeki ifadesini de o sembolik ifadelerle ortaya koymuştur. Bunun ötesinde işgalcilikten, fetihçilikten ya da yayılmacılıktan bahsedeceksek, bu Netanyahu hükümetinin sürekli olarak 'Arz-ı Mevud' hezeyanlarıyla gündeme gelen bir konudur. Bakın daha bu işler ilk başladığında David Koridoru'nu kurmaktan bahsettiler, Arz-ı Mevud’dan bahsettiler. Tevrat'ın bütün değerlerini de kendi siyasi soykırımcılıkları için istismar ederek bir sürü dini kavramı bunun için kullanmaya çalıştılar.
Dolayısıyla işgalcilik, fetihçilik, başka ülkelerin toprağına göz dikme, Netanyahu hükümetiyle özdeştir. Şimdi Gazze'yi işgal ediyor, bir türlü ikinci aşamaya geçilemiyor. Batı Şeria'da aynısını yapmaya çalışıyor. Yeni 'siyasi hırsızlık' diyebileceğimiz yeni yerleşim yerleri ilan ederek Filistinlilerin topraklarını gasp ediyor. Litani Nehri'ne kadar Lübnan'ı işgal etti, oradaki Lübnan vatandaşlarını o bölgeden uzaklaştırdı. Sonra bize işgalcilik ve yayılmacılık suçlaması yapıyor. İşgalci ve yayılmacı olan Netanyahu hükümetidir.
İçişleri Bakanımızın o sözlerinden o anlamları çıkarmak son derece akıl dışıdır. İçişleri Bakanımız belli bir sembolizmle her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Ki burada da görüşümüz açıktır, hükümetimizin görüşü açıktır. Biz 1967 Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde, 1967 sınırları esasında birleşik ve entegre, bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletini savunuyoruz ve bu görüşümüz Birleşmiş Milletler parametreleriyle uyumludur, uluslararası hukukla uyumludur.
"MUHALEFETİN İSRAİL İLE AYNI FREKANSTA OLMASI ÜZÜCÜDÜR"
Tabii burada acı olan, Netanyahu hükümetinin bu soykırımcı bakanlarının kullandığı dille içerideki bazı muhalefet odaklarının aynı frekanstan bu konuyu ele almasıdır. Bu son derece üzücü bir durumdur. Lütfen o muhalefet odakları İsrail'deki o soykırımcı bakanın açıklamalarına baksınlar ve ondan sonra kendi yaptıkları açıklamaları yan yana koysunlar ve bu paralellik nasıl ortaya çıkmıştır, bunun siyasi sonuçları nedir, bunun ahlaki sonuçları nedir, bununla yüzleşsinler.
DIŞİŞLERİ: NETANYAHU'NUN, GERÇEKLERİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN BAŞVURDUĞU YALANLAR İŞLEDİĞİ AĞIR SUÇLARIN SORUMLULUĞUNU GİZLEYEMEZ
Öte yandan Netanyahu'nun açıklamalarına Dışişleri Bakanlığından da tepki geldi Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik mesnetsiz, provokatif ve gerçek dışı ithamların, Netanyahu ve suç ortaklarının uluslararası kamuoyunu yanıltma çabasından ibaret olduğu vurgulanarak şunlar kaydedildi: "Soykırım uzmanı Netanyahu'nun, gerçeklerin üstünü örtmek için başvurduğu yalanlar işlediği ağır suçların sorumluluğunu gizleyemez. Türkiye olarak, Netanyahu ve işbirlikçileriyle ilgili doğruları en açık dille ifade etmeye devam edeceğiz. Hukuku ve insani değerleri hiçe sayan eylemlerin hesabını uluslararası yargı mercileri önünde vermeleri için kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz."

DURAN: İFTİRALARI NE TÜRKİYE'NİN DURUŞUNU NE DE HAKİKATİ DEĞİŞTİREBİLİR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun açıklamalarına ilişkin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Gazze'de ve Batı Şeria'da on yıllardır on binlerce sivili katleden, çocukları açlığa mahkum eden, şehirleri yerle bir eden, uluslararası hukuku hiçe sayan, utanç ve ahlaksızlık dolu sicile sahip bir yönetimin ve yöneticinin Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmasının tam anlamıyla hadsizlik olduğunu belirtti.
İletişim Başkanı Duran, şunları kaydetti: "Gazze'de soykırım suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanı'nda yargılananların, insanlığın vicdanı olan Türkiye'ye çamur atmaya çalışması, mazlumların sesi olan Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hadsizce hedef alması, tarihin en büyük tutarsızlıklarından biridir. İftira ve propaganda, gerçekleri değiştiremez. İnsanlık vicdanında mahkum olmuş bir zihniyetin iftiraları ne Türkiye'nin duruşunu ne de hakikati değiştirebilir. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde Türkiye, mazlumların sesi olmaya, hakikati savunmaya, zalimin karşısında durmaya devam edecektir."
GÜRLEK: TAM ANLAMIYLA BİR AKIL TUTULMASI
Adalet Bakanı Akın Gürlek de "Gazze'de çocukların, kadınların, masum sivillerin üzerine bombalar yağdıran, insanlığın ortak vicdanında mahkum olmuş Binyamin Netanyahu'nun Sayın Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan hadsiz sözleri yok hükmündedir." ifadesini kullandı.
Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: "Gazze'de çocukların, kadınların, masum sivillerin üzerine bombalar yağdıran, insanlığın ortak vicdanında mahkum olmuş Binyamin Netanyahu'nun Sayın Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan hadsiz sözleri yok hükmündedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen bir soykırım soruşturmasında şüpheli, kabul edilen iddianamede ise sanık konumunda bulunan Netanyahu'nun, insanlık onurunu savunan Sayın Cumhurbaşkanı'mızı hedef almaya kalkışması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır."
Erdoğan'ın, Filistin halkının haklı davasını, mazlumların hukukunu ve insanlığın vicdanını en güçlü şekilde savunduğunu vurgulayan Gürlek, buna karşılık Gazze'de yaşananlar karşısında susanların tarihin karanlık sayfalarına yazılacağını ifade etti.
Netanyahu ve beraberindeki cinayet şebekesinin işledikleri insanlık suçlarının hesabını er ya da geç bağımsız yargı önünde vereceğinin altını çizen Akın Gürlek, Türkiye'nin dün olduğu gibi bugün de hukuk, adalet ve insanlık adına en güçlü sesi yükseltmeye devam edeceğini belirtti.