Ana içeriğe geç

Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi

Heinrich Schliemann’ın 1870’lerde Hisarlık Tepesi’nde başlattığı tahribatlı kazılar ve ‘Priamos Hazinesi’ni kaçırması, yalnızca arkeolojik bir kayıp değildi. Bu süreç, dönemin Maarif Nazırı Mehmed Esad Saffet Paşa’nın hamleleriyle Osmanlı’da kültürel miras hukukunun doğuşuna zemin hazırladı

Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi
Aydınlık
16

Binlerce yıl boyunca görkemli savaşlara ve nihayetinde Homeros’un ölümsüz İlyada destanına konu olan Truva, Doğu ile Batı’nın bitmek bilmeyen kültürel hesaplaşmasının merkez üssü. Çanakkale Boğazı’nın rüzgâr ve akıntı özelliklerini stratejik bir avantaja dönüştürerek Tunç Çağı ticaretini kontrol eden bu kadim kent, on farklı yerleşim katmanı barındırıyor.

1462’de Midilli seferi sonrasında bölgeye gelen Fatih Sultan Mehmet’in “Troyalıların öcünü aldım!” sözü ile Mustafa Kemal Atatürk’ün “Truva’nın intikamını aldık.” ifadeleri, kentin bu topraklardaki askeri ve politik hafızasını özetliyor. Kültürel hafızayı inşa eden ise Azra Erhat ve A. Kadir’in o eşsiz İlyada çevirisiyle başlayan “Mavi Anadolu” aydınlanması oldu. Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın “Troya bir Anadolu kentidir, bunu açık açık söylüyoruz.” diyerek altını çizdiği bu gerçek, 19. yüzyılda Batılı bir amatörün kazmalarıyla büyük bir yaraya dönüştü.

Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi - Resim : 1

‘ŞEYTAN SAFFET PAŞA’ VE BİR TÜCCARIN İLLÜZYONU

Avrupa basını tarafından “Homeros’un izindeki romantik dâhi” olarak yüceltilen Heinrich Schliemann, aslında arkeoloji eğitimi bulunmayan hırslı ve zengin bir tüccardı. 1870’te Osmanlı’dan izin almadan Hisarlık Tepesi’nde hafriyata başladığında tek bir amacı vardı: Efsanevi hazineyi bulup Batı’ya kaçırmak.

Bu yağmanın karşısına dikilen Saffet Paşa ise Tercüme Odası’ndan yetişen, Fransızcaya son derece hâkim, devleti uluslararası krizlerde temsil etmiş namuslu bir Osmanlı aydınıydı. Saffet Paşa’nın kazı alanını devletleştirmesi ve denetçiler göndermesi, Schliemann’ı öylesine çileden çıkardı ki, Alman tüccar günlüklerine ve mektuplarına o öfkeyi şu sözlerle kazıdı: “Bu şeytan Saffet Paşa her adımımı engelliyor... Karşıma çıkardığı bürokratik engellerle bilimsel dehamı ve insanlığa yapacağım bu büyük hizmeti boğmaya çalışıyor.”

Ancak Saffet Paşa için mesele Schliemann’ın “bilimsel dehası” değil, devletin onuruydu. Yürürlüğe girmesine öncülük ettiği Asâr-ı Âtika Nizamnâmesi (Eski Eserler Tüzüğü)’nin ruhuyla hareket ediyor, yabancı diplomatlara ve mütercimlere şu net mesajı veriyordu: “Bu toprakların altından çıkan her bir taş, her bir eser Memâlik-i Şâhâne’nin (Osmanlı İmparatorluğu’nun) öz malıdır. Batı’nın müzeleri, bizim toprağımızın mirasıyla doldurulamaz.”

Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi - Resim : 2

10 BİNDEN FAZLA ESER KAÇIRILDI

Alınan tüm önlemlere rağmen Schliemann, 1873 yılında işçileri savuşturarak bulduğu o devasa hazineyi gizlice Atina’ya kaçırdı.

Schliemann’ın İlyada’ya öykünerek yanlış bir tarihlemeyle “Priamos Hazinesi” (A Hazinesi) adını verdiği koleksiyon, 10 binden fazla eşsiz parçadan oluşuyordu. Som altından örülmüş iki muhteşem taç (diadem), 8 bini aşkın küçük altın halka, altın bilezikler, gümüş vazolar, elektron (altın-gümüş alaşımı) kadehler, lapis lazuli savaş baltaları ve dağ kristallerinden oluşan bir Tunç Çağı şaheseriydi.

Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi - Resim : 3

ATİNA’DA TARİHİ HESAPLAŞMA

Hazinelerin kaçırılması üzerine Saffet Paşa, devletin içinde bulunduğu ekonomik buhrana rağmen Atina’da Schliemann’a karşı doğrudan dava açtı. Sekiz ay süren bu yoğun süreç, Osmanlı’nın kendi topraklarından kaçırılan eserleri geri almak için verdiği ilk uluslararası hukuk mücadelesi oldu.

Mahkeme Schliemann’ı 10 bin altın frank tazminat ödemeye mahkûm etse de, dönemin siyasi denklemleri nedeniyle hazineler ait olduğu topraklara dönmedi. Schliemann, eserleri ölümünden önce Alman devletine bağışladı ve Berlin’de sergilenmeye başlandı. Ancak tarihin ironisi İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde kendini gösterdi: Berlin’e giren Kızıl Ordu, bu eserleri savaş ganimeti olarak sandıklayıp Moskova’ya götürdü. Truva’nın o eşsiz altınları bugün hâlâ Puşkin Müzesi’nin depolarında ve sergi salonlarında tutuluyor.

Saffet Paşa’nın çabaları hazinelerin İstanbul’da kalmasını sağlayamadı. Ancak Avrupa’nın sömürgeci müzeciliğine karşı Osmanlı bürokrasisinin sessiz kalmadığını; kendi mirası için mahkemelerde kanun yoluyla direndiğini gösteren en somut tarihi refleks olarak arkeoloji tarihindeki onurlu yerini aldı.Saffet Paşa’nın Troya mücadelesi - Resim : 4

Kaynağa Git

İlgili Haberler