Yok böyle hava, böyle dağ, deniz, mavi, yeşil… Kaç kişiye nasip olur ki Pançol gibi bir köyde doğmak. Böyle bir kişi varsa ve adı Kâzım Koyuncu’ysa dayanabilir mi iki tır Gürcistan’a naylon taşıyacak diye o cennet manzaranın bağrına hançer gibi saplanan otoyola. Hele de kendisini devrimci olarak tanımlıyorsa…
Kâzım’ı ve müziğinin amacını o kadar güzel anlatıyor ki Kâzım, başka söze gerek yok:
“Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlar'a, ateş hırsızlarına, Ernesto Che Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere-sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."
2004 yılının Aralık ayında Kâzım Koyuncu kansere yakalandı Kâzım. “Ha kanser, ha konser” deyip Yeni Melek’te sevenleriyle vedalaştı. Çok sevdiği saçlarını, dökülmesini beklemeden kestirdiğinden, grup arkadaşları da aynısını yaptı. 25 Haziran’da gözlerini son kez yumdu. Ertesi gün binlerce kişi tarafından köyüne uğurlanan Pançol'da (Yeşilköy) fındık ağaçlarının çevrelediği köy mezarlığında toprağa emanet edildi.
Mustafa Sağlamer
Odatv.com