Dün, Ahbap Derneği davasından gözaltına alınan Avukat Ece Güner'in bir mesajı yayımlandı. Uzun mesajın can alıcı cümlesi şöyleydi: 'Hiç Haluk Levent kadar hikâye anlatan inandırıcı olan birine rastlamamıştım. Sanırım zaten bütün dolandırıcıların ortak özelliği budur; en akıllı insanları bile inandırma.'
Bu tespite katılmamak mümkün değil. Çünkü aldatılanların tamamının aldatanın ikna kabiliyetine boyun eğdiği görülüyor.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmış.
Benzer dolandırıcılıkların temelinde de ikna kabiliyeti yatmaktadır.
Doksanlı yıllarda yurt dışından holding adı altında para toplayıp milleti dolandıranların düştüğü tuzak da tatlı dil ve ikna idi.
Uyanık holdingciler tanınmış güvenilir insanları Türkiye'de iş yaptıklarına inandırıp Avrupa'daki işçilerden hisse toplamaya ikna etmişler; o bilinen güvenilen ve sevilen şahıslar gurbetçilerden para toplamışlar ve işi yaptıklarına inandıkları holdingcilere teslim etmişler, dolandırıldıklarının farkına bile varmamışlardı.
1999 yılında Almanya'ya yaptığım bir ziyaret sırasında birkaçı hariç bu holdinglerin saadet zinciri gibi çalıştıklarını görmüş ve o zaman Milli Gazete'de bir yazı yayımlayarak gurbetçileri para verdikleri holdingin gerçek olup olmadığını araştırmaları hususunda uyarmıştım. O yazı işaret fişeği gibi bir misyon ifa etmiş ve holdingler dosyası açılmış sahte holdingler ifşa olmuştu.
Evet, gurbetçiler dolandırılmıştı ama onlardan para toplayanlar sabıkalı insanlar değildi, Holding sahiplerine inanmış tedbirsiz kişilerdi. Para verenler masum, toplayanlar tedbirsizdi, dolandıran holding sahipleriydi.
Ahbap Derneği'nin hikâyesine bakınca seküler kesimin sabıkalı olduğu bilinen bir adamı kahramanlaştırmak gibi bir taammüden dolandırılma hikâyesi görüyoruz.
Çünkü verenler de masum değil alanlar da!
Seküler kesimin kanaat önderlerinden olan Yılmaz Özdil uzun bir açıklama yapmış. Özetle diyor ki: 'Adam karşılıksız çekten sabıkalı, 1997 yılında 9 ay hapis yatmış, 2003 yılında Almanya'da yapılan PKK festivalinde sahne aldığı için yurda dönüşte gözaltına alınıp soruşturma geçirmiş, 2004 yılında borç yüzünden tutuklanmış 5 gün içerde kalmış, 2008'de dolandırıcılıktan tekrar gözaltına alınmış, 2010'da tutuklanıp 3 ay hapis yatmış, 2011'de KKTC'de benzer suçtan tutuklanıp 30 gün hapiste kalmış ve hakkında 20'den fazla dava açılmış. Bu adam 2017 yılında Ahbab Derneği'ni kurmuş. Atatürk'e güzellemeler yaptığı için İzmir marşı söylediği için iktidara muhalif medya adamı kahramanlaştırmış, Türkiye'nin en güvenilir adamı ilan etmiş, Hatay'a büyükşehir belediye başkanı yapılmak istenmiş adını cumhurbaşkanlığına bile anmışlar.'
Bu yazar, foyası meydana çıkan şahıs hakkında çevresini eleştiriyor ama kendisinin de zamanında bir uyarıda bulunduğunu gösteren bir açıklama yok!
Mahkeme ne karar verir orasını bilemeyiz ama adam sabıkalı.
Seküler kesim kaht-ı rical yaşadığı için cazip gelen bir özelliğini gördükleri sabıkalı birini hemen kahramanlaştırıyor, adamın foyası meydana çıkınca da dünkü övgü ve takdirlerini bir kenara bırakarak bazıları 'biz söylemiştik' moduna girerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar.
Gerçek şu ki, seküler kesim elbirliğiyle bu sabıkalı şahsın derneği üzerinden deprem döneminde Kızılay'ı mahkûm etmeye ve diğer devlet kurumlarını itibarsızlaştırmaya çalıştılar.
Mesela bunlardan bazılarının sabıkalı şahıs hakkındaki ifadeleri şöyle:
Ruşen Çakır, 'Ahbabı biliyoruz ama AFAD'ı ilmiyoruz. AFAD bizden değil';
Fatih Altaylı, 'Ahbap derneği hakikaten iyi işler yapıyor.';
Uğur Dündar, 'Ahbap ve Babala ekibi gururumuzdur.';
Müjdat Gezen, 'Böyle sanatçıları hiç yalnız bırakmayın';
Özgür Özel, 'Teşekkür ediyoruz başarılar diliyoruz.';
Kemal Kılıçdaroğlu, 'Halkın güvendiği insanlara gidip para veriyorlar, Haluk Levent de bunlardan birisidir.'
O kesimin siyasi lokomotifi olan Özel liderliğindeki CHP bu sabıkalı şahsa Hatay belediye başkanlığı bile teklif etti.
İyi ki kabul etmemiş yoksa ikinci bir İBB davası da oradan patlak verecekmiş!
Toplanan paralarla kumar ve bahis oynandığı gerekçesiyle soruşturma açılıp tutuklamalar başlayınca da içlerinden bazıları 'biz uyarmıştık' numarası yapıyorlar.
Bunların içinde hatalarını itiraf edip milletten özür dileyen Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu millete bir özür borcu daha var!
O da genel başkanlığı boyunca başta adalet kurumu olmak üzere tüm devlet kurumlarını itibarsızlaştırma siyasetiydi.
Kaderin cilvesine bakın ki adaletine güvenmediği için Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Kılıçdaroğlu o kurumun kararıyla yeniden genel başkanlık koltuğunda oturuyor!
Evet, Kılıçdaroğlu genel başkanlığı döneminde yürüttüğü devlet kurumlarını itibarsızlaştırma politikası için de milletten özür dilemelidir!
Çünkü güvendikleri ahbapları milleti dolandırırken o itibarsızlaştırmaya çalıştıkları devlet kurumları deprem bölgesini imar ve ihya etti!