“Teke, Yomut, Göklen, Yazır il bir olup,
Kaldırsa bir yere Türkmen’in bahtını...”
Magtymguly Pyragy
Aydınlık Gazetesi Avrupa okurları ve Bilim ve Ütopya Dergisi okurları olarak 15-23 Mayıs tarihleri arasında Türkmenistan’a bir gezi düzenledik. Pek çoğumuz ne ile karşılaşacağımızı bilmeden belki bir parça tedirgin de olarak geziye katıldık. Ama inanın pek çoğumuz dönerken Türkmenistanlı dostlarla ayrılık saati geldiği için gözyaşlarımızı tutamadık, defalarca yeni dostlarımızla sarılarak vedalaştık. O kadar güler yüzlü, o kadar misafirperver ve o kadar candan dostlar edindik ki anlatması gerçekten zor. Hemen söyleyelim Türkmenistan hakkında duyduklarınızın büyük kısmı yalan!
OTELE YERLEŞME
Aşkabat Havaalanında işlemler tamamlanıp bizi bekleyen otobüse gittik. Herkes otobüse yerleşince otelimize doğru yola çıktık. Ne kadar geniş yollar... Ne kadar temiz yollar... Ne kadar beyaz evler... Devlet daireleri, yeni konutlar, hizmet binaları...Hepsi beyaz. Daha sonra geniş anlatacağım, bu yüzden şimdilik sadece ne kadar şaşırdığımızı ifade etmek istedim.
KAHVALTILAR VE YEMEKLER
Bütün kahvaltılar ve akşam yemeklerini çok beğendim. Ekmekleri bizim alıştığımız gibi sıcak ve taze olmuyordu ama yediğimiz farklı farklı ekmeklerin hepsi çok lezzetliydi. Ve her şey çok boldu. Peynir çeşidi bizim sofralarımızda olduğu kadar çok değil. Menemen de yedik, sigara böreği de.
Yemeklerine gelince... Yemekler bizim yemeklere çok benziyor. Her yemekte mutlaka et oluyor. Sebzelerle pişirilmiş kavurmalarına bayıldık mesela. Fakat bulgur pilavı hiç yemedik, bulgur pilavı alışkanlıkları çok az. Neredeyse her yemekte, gerçekten çok lezzetli pirinç pilavı yedik. Bazen etli pilav, bazen sade pilav, bazen içine sebze eklenmiş pilav... Ama hepsi çok lezzetli. Çeşitli mantılar da yedik. Etli, ıspanaklı... Bizim Kayseri mantısı gibi küçük küçük değil ama, leziz.
Türkmenistan’a gitmeyi düşünenler olursa asla “ne yerim, acaba aç kalır mıyım?” diye bir şey akıllarına getirmesin. Ki zaten Aşkabat gibi, Mary gibi şehirlerde alışveriş merkezleri ve restoranlarda pizzacılar, dönerciler, pideciler bolca var.
AŞKABAT: MASAL ŞEHRİ
Beyaz. Aşkabat için söylenecek ilk sözcük bu. Bütün binalar, bütün araçlar beyaz. Aşkabat trafiğine kayıtlı bütün araçların beyaz olması şartmış. Arada başka renkte araçlar görürseniz, onlar ya başka şehirden ya da başka ülkeden gelmiş araçlardır.
Yeni yapılan bütün binalar beyaz. Sadece camları beyaz değil. Bir de bazı binaların kenar süslemeleri mavi veya altın rengi. Fakat onlar bile beyaz rengi kapatmıyorlar.
Aşkabat, en çok beyaz mermerle kaplı binanın bulunduğu şehir olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş. Aşkabat’ta 543 adet beyaz mermer kaplı bina bulunuyormuş ve toplam alanı 4,5 milyon metrekareymiş.
İkinci olarak Aşkabat’la ilgili söylenmesi gereken şey: Caddeler çok geniş. Geniş, ferah ve planlı bir şehre yakışan caddeler.
Aşkabat’la ilgili akla gelecek üçüncü şey, geniş, yeşil, ağaçlandırılmış onlarca park, bahçe. Ve bu parklarda Türkmenistan tarihi ile ilgili, kültürüyle ilgili, bu günüyle ilgili onlarca anıt, heykel, sanat eseri. Biz 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramında Aşkabat’ta olduğumuz için bayramımızı Aşkabat’ın en geniş caddesi olan Atatürk Caddesi üzerinde yer alan Atatürk Parkı ve Atatürk Anıtı önünde bütün grupça kutladık mesela. Fotoğrafta gördüğünüz gibi hem park hem anıt hem kaidesi gerçekten çok büyük. Tören sırasında gerçekten çok gururlandık ve kardeş, dost Türkmenistan’a minnet duygularımızı ifade edecek söz bulamadık. Zaten her grup videosu çektiğimizde “Kardeş Türkmenistan” diye sloganlar attık.
Aşkabat, aşkın abat olduğu şehir, aşk şehriymiş zaten. Aşkabat aşk şehri olduğu kadar, âşık olunan şehir de aynı zamanda.
ANITLAR ŞEHRİ AŞKABAT
Aşkabat’taki geniş parklarda kimlerin ve hangi olayların anıtları var peki?İlk gezdiğimiz anıt Bağımsızlık Anıtı oldu. 60 metre çapında geleneksel Türkmen evi biçiminde bir kaidenin üstüne yerleştirilmiş 91 metre yüksekliğinde bir sütun. Türkmenistan’ın bağımsızlığa kavuşmasının 10. yıldönümünde dikilmiş bu görkemli anıt.
Bağımsızlık Anıtı’nın etrafına Türkmenistan tarihinden önemli karakterlerin heykelleri dizilmiş. Oğuz Kağan’dan Korkut Ata’ya, Selçuklu Sultanları Sencer’den Alparslan’a, Türkmenistan’ın büyük şairi Magtymguly’den bizim Karacaoğlan’a sizi şaşırtacak onlarca ismin dev heykelleri gerçekten büyük ve ferah bir parkta yanyana ziyaretçilerini bekliyor.
Ziyaret ettiğimiz anıtlardan biri de Anayasa Anıtı oldu. 133 metre yüksekliğindeki bayrak direği dünyanın en uzun bağımsız bayrak direği.
Bir önemli anıt ve park da Halk Hakıdası Anıtı ve kompleksi. Bu alanda 1948 yılında gerçekleşen depremde ölenler ile 1941-1945 yıllarında 2. Dünya Savaşında ölen Türkmenistanlı askerlerin anısı yaşatılıyor. Bu ve diğer acıları halkın her zaman hatırlamasını sağlamak için bir ateş yakılıyor.
Aşkabat’ın en önemli anıtlarından biri de yukarda da bahsettiğim Türkmenistan’ın en önemli ve tanınmış şairi Magtymguly adına dikilmiş olan anıt ve park. Magtymguly Heykeli, taşın ötesinde bir anlam taşıyor. Türkmen halkının en büyük şairi ve düşünürü olarak kabul edilen Magtymguly Pyragy’nin bu anıtı, Türkmenistan’ın kültürel kimliğinin adeta taç noktası. 18. yüzyılda yaşayan Magtymguly, Türkmen edebiyatının tartışmasız en büyük ismi. Ama onu yalnızca şair olarak tanımlamak eksik kalır. Türkmen boylarının birliğini şiirleriyle dile getiren, İslami değerleri halk geleneğiyle harmanlayan ve Türkmen kimliğinin temellerini sözle döşeyen bir figür. Şiirlerindeki dil, bugün konuşulan Türkmencenin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamış.
Biz gezimizde 60 metre yüksekliğindeki anıtı yakından göremedik, çünkü parkta ve anıtta tadilat yapılıyordu. Fakat rehberlerimiz anıtın etrafında, bizim Yunus Emremizin de olduğu başka şairlerin, kültür adamlarının da heykellerinin bulunduğunu anlattı.
Yeri gelmişken söyleyeyim, 18 Mayıs Türkmenistan’da MagtymgulyPyragy Diriliş, Birlik ve ŞiirGünü olarak kutlanıyor. Biz Türkmenistan’dayken kutlanan bugün hepimize şaşırtıcı ve olağanüstü gelmişti.
Aşkabat’ta daha onlarca park ve anıt var. Gerçekten parklar ve anıtlar şehri dense yeri. Son olarak bizim de binerek tecrübe ettiğimiz dünyanın en büyük dönme dolaplarından biri olan Alem Kültür veEğlence Merkezindeki dev dönme dolap dagörmeye değer.
DARVAZA: CEHENNEMİN KAPISI BURADA
Aşkabat’tan uzun, zorlu bir 280 kilometre yol yaparak ulaştığımız Darvaza’da insan eliyle fakat yanlışlıkla oluşturulmuş harika bir doğa olayı var: Dev bir çukurun içinde tam 55 yıldır yanan ve cehennemin kapısının herhalde böyle olacağını düşündüren korkunç ateş!
Karakum çölünün ortasında yanmaya devam eden bu gaz kraterinin, 1971 yılında Türkmenistan Sovyetler Birliği’nin bir parçasıyken oluştuğu anlatılıyor. Sovyet jeologlar petrol ararlarken çöken platform sonunda çevreye gaz yayılmaya başlamış. Gazın insanlara ve doğaya zarar vermesini önlemek için, birkaç hafta içinde sönmesini umut ederek yakmışlar. O zamandan beri gaz durmadan yanıyormuş.
Biz gece geç vakit ‘Cehennem Kapısı’nda fotoğraf çektirirken, Türkmenistanlı bir başka grupla karşılaştık. İçlerinden bir genç gitarıyla Türkmenistan şarkıları çalıyordu. Biz de hemen kaynaştık ve çok eğlenceli birkaç saat geçirdik. Sadece biz değil dünyanın başka ülkelerinden gelmiş diğer turistler de bizimle şarkılar söyledi, dans etti. Bu arada Türkçe şarkılar da söyledik, oynadık. Gerçekten harikaydı.
Karakum çölünün ortasında, Darvaza’da turistler için hazırlanmış geleneksel Türkmen çadırlarında geceledik. Müthiş bir tecrübeydi hepimiz için.
Bu arada Darvaza’ya geldiğimiz ve döndüğümüz yol hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Aslında Türkmenistan’da şehirleri birbirine bağlayan yolların hepsi geniş ve bölünmüş yollar. Her yere araçla, çok konforlu ulaşmak mümkün. Darvaza’ya giden yol da yapılmaya başlanmış ama henüz tamamlanmamış bu yüzden de henüz kullanıma açılmamış. Biz de eski yoldan gitmek zorunda kaldık.
Aşkabat-Darvaza yolu, dünyanın en ilginç yollarından biri. Bazı yerleri bölünmüş yol bazı yerleri biraz daha dar ama gidişli gelişli. Eeee... O zaman bunun neresi ilginç olabilir ki? Dikkat: Yol, asfalt o kadar bozulmuş ki, hiçbir araç kendisine ayrılmış bölümden gitmiyor, gidemiyor! Bütün araçlar asfalt üzerinde oluşmuş çukurlardan korunmak için bazen karşı şeride geçiyor, bazen yolun tamamen dışına çıkıyor, bazen iyice yavaşlayarak en az sarsıntıyla çukuru aşmaya çalışıyor. Şoförler yolu çok iyi öğrenmişler ve hiç risk almadan kendi güzergâhlarını kendilerinden emin şekilde belirlemişler. Bizim aracın şoförü, biz biraz heyecanlanınca gülümseyerek bize bakıyordu. Böylece biz, aslında bir tehlike olmadığını da anlıyorduk. Fıkralarla, şarkılarla uzun, yorucu ama keyifli bir yoldan geçtik hep beraber.
Çölün içinden giderken bolca deve gördük. Zaman zaman da koyun sürüleri ve motosikletli çobanlar. Ve bir kez de yoldan karşıdan karşıya geçmeye çalışan dev bir semender. Çöl de gerçekten filmlerde gördüğümüz çöller gibiydi: Hafif bir rüzgârda bile kumların uçuştuğu ve bitki olarak sadece dikenli bir çalının olduğu sıcak, göz alabildiğine uzanan bir alan...
ESKİ MERV ŞEHRİ VE YENİ MARY
Türk tarihinin önemli merkezlerinden biri olan Merv Şehri, şimdi bir ticaret merkezi olan Mary şehrinin yakınında, kazıların hâlâ sürdüğü, tarihe meraklı okurlarımızın mutlaka görmesi gereken bir şehir.
Kız kalesi-erkek kalesi, Sultan Sencer’in Türbesi, TİKA tarafından restorasyonu yapılan Türkmenistan’a İslâmı getiren sahabelerin türbeleri ve daha onlarca tarihi bölgeyi ilgiyle, merakla gezdik, inceledik.
Merv’de Bayramaly şehrinde bir sürprizle karşılaştık: Gezimizi en ince ayrıntısına kadar planlayan Yener Güneş, burada bizi dünyaca ünlü Türkmen atları Ahal-Teke atlarıyla buluşturdu. Grup üyelerimizden dileyenler atlara da binerek unutulmaz bir deneyim yaşadı. Türkmenistan,yetiştirdiği iki çok güzel canlıyla her fırsatta övünüyor zaten. Biri Ahal-Teke atları, diğeri Alabay çoban köpekleri. Her iki hayvanı da sevmeye, bakmaya doyamazsınız.
Bayramaly şehrinde ikinci sürpriz, Türkmen Halk Dansları topluluğunun grubumuza özel hazırladığı gösteri oldu. Büyük bir dikkatle ve neşeyle izlediğimiz danslara en sonunda dayanamadık biz de katıldık. Bizim “pişi” diye bildiğimiz kızgın yağda pişirilmiş fakat daha küçük hamur işlerini de büyük bir iştahla neredeyse kapışarak yedik.
Mary şehri, Aşkabat’a göre insan hareketliliğinin daha çok olduğu bir şehir. Yine çok düzenli, yine çok temiz, yine görkemli devlet binaları (mesela halk kütüphanesi) var. Gece konakladığımız otelde de turistten çok iş adamı olduğunu düşündüğümüz misafirler gördük. Çok hareketli bir iş merkezi.
Bu kadar hareketli bir şehirde elbette pazara da gittik. Hem kapalı hem açık alanı olan ve haftanın her günü açık olan büyük pazarda dileyenler Manat (Türkmenistan para birimi) ile hediyelik eşyalar aldılar. Türkmenistan’da çok yaygın kullanılan ve Türkmenistan’a özgü süslemeleri olan yakalıklar, el işi çantalar, magnetler, küçük halılar... Türkiye’de görmediğimiz pek çok kuruyemiş ve meyve de pazar tezgahlarında alıcılarını bekliyorlardı.
Pazarda esnaf da yoldan geçen sıradan bir Türkmen de olağanüstü güler yüzlü, sıcak ve yardım sever.
Mary Şehrinde gezdiğimiz müzenin de tadı damağımızda kaldı. Bizim tarih kitaplarından öğrendiğimiz bazı olayları müzede sergilenen eserler üzerinden yeniden hatırladık. Türkmenistan tarihindeki İran ve Çin etkisini de daha iyi gözlemledik. Ve elbette Moğol istilası…
AŞKABAT’A DÖNÜŞ
Aşkabat’a döndükten sonra Halı Müzesi’ni gezdik. Halıları ne fotoğraflarla ne de sözcüklerle anlatmak mümkün değil. Mutlaka gidip yerinde görmelisiniz çünkü yakından bakmanın ve dokunmanın verdiği hazzı size aktaracak doğru sözcükler sanırım henüz icat edilmedi veya ben o sözcükleri henüz keşfetmedim.
Dev duvar halıları, farklı işlevleri olan irili ufaklı halılar, yün halılar, ipekli halılar, iki taraflı halılar, mesaj veren halılar, seccadeler, ölünün üstüne serilenler, düğünlerde kullanılanlar... Mutlaka görmelisiniz ve uzmanından dinlemelisiniz.
TÜRKMENİSTAN DEVLET SİRKİ
Sirklerde ne görmeye alışkınız? İlginç hayvanlar, arada izleyicileri güldüren palyaçolar, ip cambazları, akrobatlar falan... Türkmenistan Devlet Sirki’nin bizim için hazırladığı ve bize özel gerçekleştirilen gösteride olağanüstü güzel köpekler, sadece hareketsiz dursalar izlemeye doyamayacağınız atlar, yaptıkları hareketlere şaşıp kaldığınız develer ve gururla, neşeyle, güler yüzle bütün bu hayvanları yönlendiren onlarla bütünleşen hayvan terbiyecileri vardı.
Canlı orkestra eşliğinde sırayla gösterileri izlerken her yeni gösteride biraz daha heyecanlandık biraz daha yüksek sesle alkışladık, hatta zaman zaman dayanamayıp ıslıklar çaldık...Sadece bu gösteri için bile Türkmenistan’a gidilir. Zaten Türkmenistan Devlet Sirki pek çok defa ödül almış, dünyaca tanınan, dünyanın en önemli sirklerinden biri.
DOYAMADIK, BELKİ YİNE GELİRİZ
Daha görülecek onlarca yer, yapılacak pek çok etkinlik vardı. Fakat sınırlı zamanımız dolmuştu işte.Türkmenistan’da tanıdığımız tüm dostlarımızdan, sokakta karşılaştığımız gülümseyen insanlardan, gruptan bir arkadaşın dediği gibi kendimizi en güvenli hissettiğimiz Türkmenistan’dan ayrılmak çok zor geldi bize.Grubumuz da birbirine çok alışmış ve çok sevmişti. Yeni dostluklar kurduk, geleceğe taşıdığımız.
Doyamadık... Belki yine gideriz.
Hayat güzel sürprizlerle dolu.
FOTOĞRAFLAR: MURAT AKBABA






