Özlük haklarında yaşanan sorunlara çözüm bekleyen er şehit aileleri ve er gaziler Ankara Güvenpark’ta toplandı. Burada toplanan şehit aileleri ve gaziler açıklamada bulundu. “Teröristle çatışırken kurşun, bomba, mayın ya da roket; askerin rütbesine mi bakmaktadır? Şehit haberini alan bir annenin gözyaşı, evladının omzundaki apoleti gördükten sonra mı akmaktadır? Bir gazinin kopan kolu, kaybettiği bacağı, sönen gözü veya ömür boyu taşıdığı acısı; rütbesine göre mi değişmektedir?” sorularını yönelten aileler ve gaziler tarafından yapılan açıklamada, “Cevabı herkes biliyor. Hayır! O halde aynı toprağa düşen, aynı bayrağa sarılan, aynı İstiklal Marşı ile uğurlanan kahramanlarımız arasında sosyal haklarda neden ayrım yapılmaktadır? Bir şehidin emaneti emanetse, hepsi emanettir. Bir gazinin fedakârlığı fedakârlıksa, hepsi fedakârlıktır. Devletin şefkati de, adaleti de, vefası da rütbeye göre ölçülemez.
Bugün er şehit aileleri ve er gaziler, yıllardır özlük hakları konusunda çözüm beklemektedir. Bekleyen yalnızca bir kanun değildir. Bekleyen; ömrünü tekerlekli sandalyede geçirmek zorunda kalan gazidir. Bekleyen; babasının fotoğrafına sarılarak büyüyen şehit çocuğudur. Bekleyen; "Devletimiz bizi unutmaz." diyerek yıllarca sabreden analardır. Bekleyen; fedakârlığın karşılığını para ile değil, adaletle görmek isteyen milyonların vicdanıdır. Bizler biliyoruz ki devlet büyüklüğü; sadece güçlü ordularla değil, o ordunun kahramanlarına gösterdiği vefa ile ölçülür” denildi.
‘BÜTÇE DEĞİL, DEVLETİN GÖSTERDİĞİ VEFANIN MESELESİ’
Açıklama şöyle sürdü: “Eğer bu ülke, şehitlerine ve gazilerine hak ettikleri değeri tam anlamıyla veremiyorsa, bunun muhasebesi yalnızca rakamlarla değil, vicdanlarda yapılacaktır. Er şehit aileleri ve gazilere; rütbe ayrımı gözetilmeksizin eşit özlük hakları sağlanmalıdır. Sosyal haklar, ekonomik destekler ve istihdam imkânları adalet esasına göre yeniden düzenlenmelidir. Sağlık, rehabilitasyon ve psikolojik destek hizmetleri eksiksiz sunulmalıdır. Şehit çocuklarının eğitim ve gelecek güvenceleri güçlendirilmelidir. Gazilerimizin bakım, protez ve tedavi ihtiyaçları çağın şartlarına uygun şekilde devlet güvencesi altına alınmalıdır. Er şehit aileleri ve gazilerin temsilcileri hazırlanacak her yasal düzenlemede karar mekanizmalarına dâhil edilmelidir. Çünkü biz, gerektiğinde yine aynı üniformayı giyip aynı cepheye koşacak insanların evlatlarıyız. Fakat unutulmamalıdır ki, vatan uğruna ödenen bedeller arasında ayrım yapmak, milletimizin ortak vicdanını yaralar.
Bizim mücadelemiz kimseye karşı değildir. Bizim mücadelemiz, adalet içindir. Bizim mücadelemiz, eşitlik içindir. Bizim mücadelemiz, şehitlerimizin aziz hatırasına ve gazilerimizin onuruna sahip çıkmak içindir. Buradan başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere tüm siyasi partilere, ilgili bakanlıklara ve vicdan sahibi herkese çağrımızdır: Er şehit aileleri ve gazilerin yıllardır beklediği özlük hakları artık ertelenmemelidir. Bu mesele bir bütçe meselesi değildir. Bu mesele bir tercih meselesi değildir. Bu mesele, devletin kendi kahramanlarına gösterdiği vefanın ve milletimizin adalet anlayışının sınandığı tarihi bir meseledir.”
‘FEDAKÂRLIĞIN SINIFI OLUR MU?’
Açıklamayı yapan grup evladının mezar taşını öperek bayram geçiren annelerin, babasının sesini sadece videolardan tanıyan yetim çocukların, geceleri vücudundaki şarapnel parçalarının acısıyla uyuyamayan gazilerin, protez bacaklarıyla hayata tutunmaya çalışan kahramanların sesi olduklarını belirterek, “Çünkü biliyoruz ki; bir millet, şehidine ve gazisine gösterdiği vefa kadar büyüktür. Bizler bu ülkeye yük olmadık. Bu ülkenin yükünü omuzladık. Bizler devletten hiçbir zaman sadaka istemedik. Hak ettiklerimizi istedik. Çünkü bu haklar, birilerinin lütfu değil; uğruna can verilen bu vatanın bizlere olan vefa borcudur. Bizler görev emri geldiğinde "Ben erim." demedik. "Ben rütbesizim." demedik. "Benim sosyal hakkım eksik." demedik. Tereddüt etmeden canımızı ortaya koyduk.
Şimdi ise aynı devletin, aynı bayrağın, aynı milletin evlatları olarak soruyoruz: Can verirken hepimiz Türk askeri idik de, haklarımız verilirken neden farklı görülüyoruz? Şehitliğin rütbesi var mıdır? Gaziliğin derecesi olur mu? Fedakârlığın sınıfı olur mu? Bu soruların cevabı vicdanlarda çok nettir. Öyleyse yapılması gereken de nettir. Artık yıllardır süren mağduriyet sona ermeli, er şehit aileleri ve er gazilerin özlük hakları gecikmeksizin yasal güvence altına alınmalıdır. Son sözümüz şudur: Bizler bu vatan için toprağa düşenlerin emanetiyiz. Bizler bu bayrak uğruna uzuvlarını kaybedenlerin yaşayan şahidiyiz.
Bugün burada yükselen ses; bir grubun, bir derneğin ya da birkaç kişinin sesi değildir. Bu ses; şehit mezarlarından yükselen sessiz duanın, gazi evlerinde yıllardır biriken sabrın ve milletimizin ortak vicdanının sesidir. Biz inanıyoruz ki; güçlü devlet, kahramanlarını unutmayan devlettir. Büyük millet ise şehidini ve gazisini birbirinden ayırmayan millettir. Devletimizin en yüce makamlarının bu çağrıyı duyacağına, adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan inancımızı koruyoruz. Çünkü biz kırgın olabiliriz; ama asla devletimize küskün değiliz. Çünkü biz yorgun olabiliriz; ama asla vatan sevdamızdan vazgeçmeyeceğiz. Ve çünkü biz biliyoruz ki, şehitlik de gazilik de rütbeyle değil, ödenen bedelle ölçülür. Artık beklemek değil, adalet zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.