Klavye terli,
40 derecede bile donuk bakışımız,
Gündem hırdavat topluyor,
Efendim isim vermeden aklınıza kim geliyorsa son gündeme matuf ona yazıyorum.
Beni acıtan bir hikayemdir.
Çocuktum en fazla sekiz yaşındayım. Babam imamdı başka bir imam arkadaşının evine ziyarete gitmişiz lojman aslında.. Bilinen bir yer, sıra evlerin olduğu muhteşem bahçelerin ve meyve ağaçlarının içinde çocukluk için muazzam bir keşif alanı. Annem yanımdaydı ben ve ikiz kardeşim bir de ev sahibi hanımefendi o bahçede geziniyoruz ortak alan. Küçük bir havuz var ev sahibi hanımefendi elini arada suya dokunduruyor konuşuyoruz .. Hanımefendi çarşaflı.. Karşı evden bir kadın hışımla bağırmaya başladı 'Defolun buradan sizin o havuza el sürmeye hakkınız yok'..
Annem sessiz, çarşaflı hanımefendi sessiz ama şaşkınlığını mırıldandığı kelimelerden anlıyorum.. Tepki gösteriyor ama karşıdaki oluşumun duyacağı şekilde değil bizim duyacağımız şekilde.
Bu aptalca ahkam karşısında sorduğum tek soru 'Neden'.. Neden hakkımız yok.. Bir taşla bütün pencereleri kırılmış bir çocuğun sorduğu soru ne olmak istediğinizi kanatlandırıyor.
Bir öfkeleri var evet çünkü inanmak direnmekti.
Onlar gibi olmamızı isteyişlerine muhteşem bir cevap olma özgürlüğümüz, itibarlı itirazımız, onları gargaralık derelere, ezilmiş çayırlara, suyu akmış çöplere döndürüyordu.
Ben hayatımda kimsenin tercihini yadsımadım, tahkir etmedim, dalaş unsuru görmedim. Peki bunlar ne istiyorlardı.
Kutuplaşıyoruz diyerek oksitlenmiş en sefil kutup başlarına dönen onlardı. Hoşgörü diyerek hor gören de onlar. Benim inandıklarıma saldırma züğürtlüğünde bulunan bu haysiyet çölünde keyfi safariler yapanlara tepkimiz olmalıydı.
Ama bir acziyetimiz vardı kardeşim. Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa kitabında batıya olan özentimizi muhteşem bir cümleyle özetliyor 'En rezil çocuğuna düşkün anne' ..
Şikayet ediyorduk biz de ama bu düşkünlük niye! Bu sinmişlik neden!
Kimsesiz bir mezar gibiyiz acıyanımız çok okuyanımız az! Neden çünkü Müslümanız.
Vakarın bir savaşçıda olmadığını mı sanırsınız, efendiliğin bir kölede olmadığına kim ikna etti sizi! Sahibini görmüyorsun diye kimsesiz mi sandın! Küreği kimin çektiğini bilemedin diye boğulmuş mu oldun bir kaşık suda!
Bu nefret deresinden şikayet edip yosunu olmak için verilen çabanın manasızlığı aklımı terletiyor
Şirin görünme parkurunu tamamlayan demokrat madalyası alıyor.. Kesilir belki fakat boyunlarımızı, şirin görünmek için kırdığınız gerdanlara ezdirmeyin!
Ilık derede balık avlanmaz!
***
ADIM AMİR BEN VURULDUM GAZZE ŞEHİT OLDU
Efendiler, bizi unuttunuz! Arabalarınızın anahtarlarını, cep telefonlarınızı, kol düğmelerinizi değil bizi unuttunuz!
Sizi, doların yükselişi ve insanlığın alçalışı kadar telaşlandırmadı bu ölüm.
Günler öncesinden beklediğiniz dizinizi izlemek için haftalar öncesinden katledilip kaldırımlarda çürüyen bedenlerimizi unuttunuz!
Size benim ne kadar öldüğümü değil, bana sizin ne kadar suskun olduğunuzu gösterdiler.
Siz, kahvenizi nasıl içtiğinizi unutan işçilerinize kızarken, kaç kurşunla nasıl öldüğümü unuttunuz! Fosfor bombaları size kırgın olan kalbimi de öldürmek üzere.
Ayağa kalktığınızı biliyorum ama bizim için değil, sevdiğiniz futbolcuları ve oyuncuları görmek için.
Hesap lütfen diye bağırdığınızı biliyorum ama zalimlere değil, kürdan eskittiğiniz lüks masaların garsonlarına.
Üzülüyorsunuz biliyorum ama bedenlerimize kaç kurşunun girdiğine değil, büyük protokoller için sakladığınız elbiselere giremeyen bedenlerinize. Ne büyük gam, ne büyük keder!
Bu zalimler beni değil, Mescidi Aksâ'da secdeye gidecek olan bin başı vurdular.
Biliyorum ki siz sıklaştırıyorsunuz evet ama safları değil dünya ile muhabbeti. Biliyorum ki dolduruyorsunuz evet ama kardeşinizin yerini değil, Pazar bulmacalarını ve riyanın boşluklarını.
Biliyorum ki, toplanıyorsunuz evet ama biz mazlumlar için değil, bizim kaç ölü yaptığımız konuşulurken sizin bulutlara bakarak ağzı açık uyuduğunuzu görmesinler diye gevşekliğinize çeki düzen veriyorsunuz.
Tavana bakıp, esvaplarınızın ucuyla gözlük camlarınızı silerek not aldıklarınız arasında, uyandığınızda unuttuğunuz eksilmiş kardeşlerimizin isimleri var. İşte biri daha.
Kayıtlara geçerken bir Filistinli... Ailesi için bir cenaze işlemi... Ümmet için sukut... Beni sessizliğiniz defalarca kefenlemiştir ama sizden daha fazla haykıran toprağa ilk defa gireceğim.
Bana şans dile ey unutan!
Sizden dilendiğimiz 'birlik olmaktı' ama beyhude. Siz size bizi unutturan zalimleri sevdiniz. Birbirinize 'iyi şanslar' dilerken, bir köpeğin bedenlerimiz üstünde şansını kurşun kurşun denediğini görmüyorsunuz.
Bize şans dile, ey rehavetin, ey sefaletin sahibi! Ey mazlum kardeşinin ahından başka mülkü olmayan! Ey benim sesime sağır! Şehadetin hafiflettiği bedenlerimizden kalan o büyük vebale isabet ol!
İşte bu yüzden etkileniyorsunuz evet ama eksilmemizden değil, bizleri son dakika haberi olarak sunan sunucunun neon yeşili ceketinden!
Bu zulmün içinden nasıl çıkacağımızı değil, bir selfielik pozlarda nasıl çıktığınızı konuşuyorsunuz!
Biz, bulduğumuz şehadete sarılıp umduğumuz cennete gidiyoruz.
Bizim bundan sonra eve dönüşümüz olmasa da gidecek bir cennetimiz var. Bizi belki zaferlerle gömecekler lakin zalimleri çaldıkları topraklarımız bile örtmeyecek.
Kendi vatanının yanağından böyle sessiz bir gözyaşı gibi süzülerek gidenin adıdır Müslüman.
Bir kardeşi Kelime-i şehadetin içinde çağlarken,
Diğer kardeşi Kelime-i rehavet içinde susturan neydi?
Yorgun ve durgun en azından nazlı bir toprak çalındı ihtirasla kesildi kör makasla kanım aksa vurulup da ölmeyen şehit yüzlü mabedim Mescidi Aksa.
Direnmek için çok sebebim var buluşmak için bir cennetim ..