Milli Savunma Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Alptekin, Türk Deniz Kuvvetlerinin Lazkiye Limanı'na yaptığı ziyareti ve bu durumun Türkiye-Suriye ilişkileri açısından taşıdığı önemi AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye ile Suriye arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve Suriye Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılandırılması çerçevesinde Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve beraberindeki heyet, 13 Temmuz günü Lazkiye'yi ziyaret etti. Lazkiye Limanı'nda Suriye Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Muhammed El Suud tarafından karşılanan heyet, Suriye'de bir dizi toplantı gerçekleştirdi. Türkiye'nin en gelişmiş ve yerli üretim fırkateynlerinden TCG İstanbul'un, Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın bizzat katılımıyla Lazkiye'ye demir atması, rutin bir askeri ziyaretin ötesine geçen önemli bir gelişmedir.
- ZİYARET NE İFADE EDİYOR?
Bu ziyaret, Türkiye ile Suriye arasında pek çok kulvarda gelişen stratejik ortaklığın askeri boyutunu gösterdiği gibi, Türkiye'nin Suriye'nin yeniden yapılanmasında uzun vadeli bir rol üstlenmeye hazır olduğunu da ortaya koymaktadır. Türkiye'nin güçlü donanması, gelişmiş savunma sanayii ve denizcilik tecrübesi düşünüldüğünde, iki ülke arasında ortak askeri eğitim programlarından kıyı güvenliğine, sahil güvenlik yapılanmasından deniz gözetleme sistemlerine kadar geniş bir işbirliği alanı mevcuttur.
Askeri işbirliğinin bu ziyaretle somutlaşan boyutunun önemli ekonomik sonuçları da olacaktır. Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda enerji jeopolitiği açısından da kritik önem taşımaktadır. Suriye, Akdeniz kıyıları açıklarındaki enerji sahalarını uluslararası yatırımlara açmayı planlamaktadır. Bu konuda açık kaynaklara yansıyan, pek çok uluslararası enerji şirketinin gösterdiği ilgi bu potansiyeli ortaya koymaktadır. Bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için deniz güvenliği merkezi önemdedir. Limanların emniyeti, enerji altyapısının ve deniz ulaştırma hatlarının güvenliği, uluslararası yatırımcıların risk hesaplamalarında belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle güçlü bir deniz güvenliği mimarisi, ekonomik kalkınmanın ve enerji projelerinin hayata geçirilmesinin de temel ön koşullarından biridir. Türkiye'yi dışlayan East-Med projesinin akıbetinin gösterdiği üzere enerji yatırımları için öncelikle güvenlik sağlanmalı, projenin yapım ve operasyon süreçlerinde bir tehditle karşılaşmayacağı koşullar sağlanmalıdır. Böylesi koşullar sağlanmadan uluslararası şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırım yapması mümkün değildir. Türkiye'nin Suriye donanmasının güçlenmesi ve özellikle İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan blokundan kaynaklanabilecek deniz güvenliği tehditlerine karşı sağlayacağı askeri ve teknik destek yalnızca Suriye'nin savunma kapasitesini artırmayacak; enerji yatırımları, deniz ticareti ve kıyı güvenliği açısından daha öngörülebilir bir ortam oluşturarak bölgesel ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır.
Bu ziyareti dikkati çekici kılan bir diğer yönü ise ziyaretin gerçekleştiği liman ve gerçekleşme zamanıdır. Ziyaret için Lazkiye Limanı'nın seçilmiş olması bir tesadüf değildir. Lazkiye, Doğu Akdeniz'in en önemli limanlarından biri olmasının yanında bölgesel ve küresel güçlerin de geçmişten beri önem verdiği bir noktadır. Lazkiye uzun yıllar Rusya'nın Tartus kentindeki deniz üssüyle birlikte Akdeniz'de sahip olduğu iki askeri üssünden birine (Hmeymim hava üssü) ev sahipliği yapmıştır. Bir yandan da Kıbrıs adasının doğusunda yer almasıyla İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan arasında kurulmaya çalışılan enerji ve güvenlik koridoruna hakim bir konumda yer almaktadır. Güçlü bir Suriye donanması, Lazkiye'de güçlendirilmiş, etkili bir deniz üssü ve etkin bir ticari liman, bölgesel deniz jeopolitiğine önemli etkide bulunacaktır. Zira 8 Aralık 2024 devrimiyle Esed rejiminin çöküşü sonrasında İsrail'in Suriye'nin deniz ve hava kuvvetlerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiği, ülkenin zaten iç savaş yıllarında darmadağın olmuş askeri kapasitesinden kalan unsurları da büyük ölçüde ortadan kaldırdığı unutulmamalıdır.
Ziyaretin zamanlaması da dikkati çekicidir. Türkiye bu ziyareti Ankara'daki NATO zirvesinin üzerinden henüz bir hafta geçmeden gerçekleştirmiştir. Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen zirveye Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara da katılmıştır. Türkiye, Suriye'nin uluslararası sistemden tamamen izole edilip yalnızlaştırılmış bir aktör olmaktan çıkmasında aktif bir rol oynamaktadır. 50 yıllık Baas rejiminin bıraktığı izleri ve iç savaş yaralarını onarmaya çalışan Suriye'nin ise bu normalleşme sürecinde en büyük destekçisi Türkiye olarak öne çıkmaktadır. Şara'nın ABD Başkanı Donald Trump'la Ankara'daki NATO zirvesinde görüşmesi Suriye'nin normalleşme sürecini baltalamak için fırsat kollayan, bu konuda Trump'tan onay ve destek bekleyen İsrail'e aradığı fırsatı vermemektedir.
- İSTİKRARLI BİR BÖLGESEL DÜZEN
İsrail'in tüm bölgede hissedilen saldırganlığının dizginlenmesinden Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de hakkaniyetli ve istikrarlı bir paylaşım hedefine kadar pek çok bölgesel mesele Suriye'nin geleceği ile doğrudan ilintilidir. Bu sebeple, Türk Deniz Kuvvetlerinin Lazkiye ziyareti, ikili ilişkilerin geliştirilmesinin de ötesinde, bölgesel güvenlik mimarisini dönüştürecek gelişmelerin yaşanacağına işaret etmektedir. Türkiye'nin son yıllara kadar daha dar bir alanda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) odaklı sürdürülen Akdeniz politikası, artık başka aktörlerin de eklemlenmesiyle genişlemektedir. KKTC ile yakın ilişkisini sürdüren Türkiye, Doğu Akdeniz'de yeni ortaklıklar da inşa etmektedir.
Bunun bir örneği, Türkiye ile Libya arasında Kasım 2019'da imzalanan deniz yetki alanları anlaşması ve Türkiye'nin o günden bugüne Libya ile geliştirdiği güvenlik işbirliğidir. Bir diğer örnek, Eylül 2025'te gerçekleştirilen Türkiye-Mısır Dostluk Denizi Deniz Harekatı Özel Tatbikatı ile somutlaşan ve her geçen gün derinleşen Mısır ile işbirliğidir. Bu işbirliği ağı Suriye ile yeni bir kulvar daha kazanmaktadır.
Türkiye, Doğu Akdeniz'de artık ulusal çıkarlarını tek başına savunmamakta, bölgesel istikrarı dost ülkelerle geliştirdiği kazan-kazan yaklaşımıyla taçlandırmaktadır. Türkiye'nin Libya, Mısır, Suriye gibi Akdeniz ülkeleriyle geliştirdiği böylesi bir güvenlik bloku, bölgede East-Med benzeri Türkiye'yi dışlayan oluşumları, İsrail gibi saldırgan ülkelerin istikrarsızlaştırıcı çabalarını ve benzer girişimlerin hareket alanını önemli ölçüde daraltabilir. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı böylesi bir hizalanma, bölgesel güç dengelerini Türkiye lehine yeniden şekillendirebilir, istikrarlı bir bölgesel düzen inşa edebilir.
[Prof. Dr. Hüseyin Alptekin, Milli Savunma Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.