Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "Türkiye'nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" paneli, Türkiye'nin kültürel diplomasideki en güçlü kozlarından birini, gastronomi mirasını bir kez daha vitrine çıkardı. Bu prestijli etkinlik kapsamında rotamızı, UNESCO tarafından tescillenerek dünya gastronomi ligine adını altın harflerle yazdıran Afyonkarahisar'a çevirdik. Tarihin lezzetle harmanlandığı, her sokağı ayrı bir hikaye barındıran bu kadim kenti adım adım keşfettik.
Afyonkarahisar; binlerce yıllık köklü geçmişi, mistik coğrafyası ve nesilden nesile aktarılan asırlık tarifleriyle bir şehirden çok daha fazlası olduğunu ilk andan itibaren hissettiriyor. Kral Yolu olarak da bilinen Frig Vadisi'nin gizemli izlerinden Uzun Çarşı'nın buram buram tarih ve lezzet kokan dükkanlarına kadar uzanan, hafızalardan silinmeyecek o görkemli yolculuk eşsiz bir deneyim yaşattı.
LEZZETİN KALBİ UZUN ÇARŞI'DA ATIYOR: SUCUK, KEŞKEK, KAYMAK, LOKUM...
Afyonkarahisar denilince akla ilk gelen yer kuşkusuz kentin nabzının attığı Uzun Çarşı. Çarşıya adım atar atmaz sizi coğrafi işaretli Afyon sucuğunun iştah kabartan kokusu ve tezgahları süsleyen çeşit çeşit kaymaklı lokumları karşılıyor. Haşhaşlı tatlardan enfes böreklere kadar tam bir lezzet bombardımanına tutulduğumuz çarşıda, kentin gastronomi sırlarını çözmek için bir börekçinin kapısını çaldık.
Damağımızda unutulmaz bir iz bırakan lezzetlerin mimarı olan hamur ustası, bu damak çatlatan sırrını Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e anlattı:
''Mercimekli bükme, peynirli ve patatesli ağzı açık, haşhaşlı katmer gibi yöresel tatlarımız buranın ruhudur. Bu lezzetlerin gerçek sırrı, 'böbrek üstü yağı' olarak da bilinen ve özel olarak hazırlanan don yağında saklıdır. Hamura o eşsiz kıtırlığı ve lezzeti veren budur. Tabii bir de kendi topraklarımızda yetişen haşhaşımızın apayrı aroması eklenince ortaya bu vazgeçilmez tatlar çıkıyor.''
FRİG VADİSİ'NDE ZAMAN YOLCULUĞU
Lezzet şöleninin ardından yönümüzü kentin en gizemli noktasına, binlerce yıl öncesinin izlerini taşıyan Frig Vadisi’ne çeviriyoruz. Adını bu topraklarda hüküm sürmüş Frig medeniyetinden alan vadi, bir dönem ticaretin ve gücün merkezi olan tarihi Kral Yolu’na ev sahipliği yapmış. Devasa kayalara oyulmuş anıtsal yapılar, tapınaklar ve mezar odaları arasında yürürken kendinizi adeta bir zaman tünelinde hissediyorsunuz.
Doğa ile tarihin kusursuz bir senfoni oluşturduğu bu coğrafya, günümüzde büyüleyici bir açık hava müzesi olarak ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.
AHŞAP SÜTUNLAR ARASINDA TARİH: ULU CAMİ
Afyonkarahisar’ın siluetini süsleyen en zarif yapılardan biri ise hiç şüphesiz 13. yüzyıldan günümüze kadar ihtişamını korumayı başaran Ulu Cami. Selçuklu döneminin eşsiz ahşap direkli mimari anlayışını yansıtan bu anıtsal yapı, sadeliğin ardındaki devasa bir mühendislik ve sanat dehasını barındırıyor.
İçeri adım attığınız an sizi saran o derin huzur ve devasa ahşap sütunların kokusu, kentin manevi dünyasının kapılarını aralıyor.
Kentin köklü kültürünü ve Osmanlı döneminin sosyal yaşam izlerini en canlı şekilde yansıtan duraklardan biri de Millet Hamamı oluyor. Yüzyıllardır ayakta kalan ve heybetli kubbesiyle mimari bir başyapıt niteliğinde olan bu yapı, Afyonkarahisar'ın geçmişten bugüne uzanan geleneksel yaşam kültürünü en yalın ve estetik haliyle gözler önüne seriyor.
Afyonkarahisar'dan ayrılırken geriye sadece güzel manzaralar değil; tarih, kültür ve lezzetin iç içe geçtiği unutulmaz anılar kaldı.