Ana içeriğe geç

İHD Adana Şubesi'nden çerçeve yasa çağrısı: 'Güven ve hukuki güvence olmadan barış kalıcı olmaz'

İHD Adana Şubesi, gündemdeki çerçeve yasa tartışmalarında yalnızca silahsızlanmaya odaklanmanın yeterli olmayacağını belirterek, hukuki güvence ve demokratik reformların eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

İHD Adana Şubesi'nden çerçeve yasa çağrısı: 'Güven ve hukuki güvence olmadan barış kalıcı olmaz'
Evrensel
16

Adana - İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, diğer şubelerle eş zamanlı olarak yaptığı basın açıklamasında, Türkiye'de yeniden gündeme gelen çözüm ve çerçeve yasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Paylaşılan değerlendirmeler ve tavsiyeler İHD'nin 27-28 Haziran'da Ankara'da düzenlediği "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)" çalıştayı ile 11 Temmuz'da Diyarbakır'da gerçekleştirilen "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansı" sonuçlarına dayanıyor. İHD merkezinin hazırladığı basın açıklamasını Şube Başkanı Yasemin Dora Şeker paylaştı.

Birleşmiş Milletler bünyesinde farklı ülkelerdeki barış süreçlerinde görev yapan uzmanların da katkı sunduğu toplantılarda, Türkiye'de uygulanabilecek bir barış modelinin tartışıldığını dile getiren Şeker, güvenilir bir sürecin yalnızca silahların bırakılmasına indirgenemeyeceği, demokratik dönüşümün de parçası olması gerektiği ifade etti.

"Barış için güven oluşturacak adımlar atılmalı"

Kamuoyuna yansıyan yasa hazırlığının ağırlıklı olarak silahsızlanmaya odaklandığını ancak bunun tek başına kalıcı barış için yeterli olmayacağını söyleyen Şeker, dünyadaki barış süreçlerinden edinilen deneyimlerin, silah bırakmanın hukuki güvenceler, siyasi reformlar ve toplumsal uzlaşmayla birlikte yürütülmesi gerektiğini gösterdiğini belirtti.

"Yasa yalnızca silah bırakmayı düzenlememeli"

Şeker, hazırlanacak yasal düzenlemenin yalnızca silahların teslim edilmesini değil, şeffaflık, hesap verebilirlik, hukuki güvence, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık ilkelerini de içermesi gerektiğini söyledi. Düzenlemenin sadece örgüt mensuplarını değil, çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemi ile diğer paramiliter yapıları da kapsaması gerektiğini dile getiren Şeker, tek taraflı bir silahsızlanmanın yeni güvenlik sorunları ve eski husumetleri yeniden canlandırabileceği uyarısında bulundu.

"Barış yalnızca güvenlik meselesi değildir"

Uluslararası örneklerde başarılı barış süreçlerinin demokratikleşme, hukuk devleti ve siyasi katılım alanındaki reformlarla birlikte ilerlediğine dikkat çeken Şeker, bu kapsamda, kayyum uygulamalarına son verilmesi, görevden alınan belediye başkanlarının durumunun yeniden değerlendirilmesi ile Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasının taraflar arasında güven oluşturabilecek adımlar arasında yer aldığını ifade etti.

"Hukuki güvence olmadan geri dönüş sağlanamaz"

Hazırlanacak yasal çerçevenin silahlı gruplar, cezaevindeki hükümlü ve tutuklular ile yurt dışında bulunan kişilerin hukuki statüsünü açık biçimde düzenlemesi gerektiğini dile getiren Şeker, geri dönüşlerin yalnızca "pişmanlık" beyanına bağlanmasının toplumsal kabulü zorlaştırabileceğini dile getirdi. Şeker, sürecin önemli siyasi aktörlerinin müzakerelere katılabilmesi ve dış dünyayla iletişim kurabilmesi için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasının da önem taşıdığını kaydetti.

Bağımsız izleme mekanizması önerisi

İHD, barış sürecinin toplumda güven oluşturabilmesi için bağımsız bütçeye ve teknik kapasiteye sahip bir Ulusal DDR Komisyonu kurulmasını önerdi. Şeker, ayrıca devlet kurumlarının yanı sıra muhalefetin, sivil toplumun ve gerektiğinde uluslararası teknik uzmanların da yer alacağı bağımsız bir izleme ve doğrulama mekanizmasının oluşturulmasının sürecin meşruiyetini güçlendireceği ifade etti.

"Yeniden entegrasyon çok yönlü planlanmalı"

Silah bırakan kişilerin topluma yeniden kazandırılmasının yalnızca ekonomik destekle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Şeker, psikolojik, sosyal ve siyasi boyutları içeren kapsamlı bir yeniden entegrasyon programı hazırlanmasını istedi.

Şeker, kadınlar, gençler ve engelli bireylerin farklı ihtiyaçlarının gözetilmesi; psikososyal destek, mesleki eğitim, sağlık hizmetleri, geçim desteği ve sosyal güvenlik haklarına erişimin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

"Geçiş dönemi adaleti tüm tarafları kapsamalı"

Geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerektiğini ifade eden Şeker, hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurların zararlarının giderilmesi ve gerektiğinde tazmin mekanizmalarının işletilmesinin hem geçmişle yüzleşme hem de benzer çatışmaların tekrarını önleme açısından önemli olduğunu ifade etti.

"Sivil toplum sürecin parçası olmalı"

İnsan hakları örgütleri, meslek kuruluşları, kadın örgütleri ve yerel sivil toplumun yalnızca gözlemci değil, sürecin aktif bir bileşeni olması gerektiğini de ifade eden Şeker, izleme, doğrulama, toplumsal iletişim ve yeniden entegrasyon çalışmalarına sivil toplumun kurumsal olarak dahil edilmesinin şeffaflığı ve toplumsal güveni artıracağını ifade etti.

"Asıl mesele güveni inşa etmek"

Kapsamlı bir çerçeve yasanın önemli bir adım olabileceğini ancak tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Şeker, taraflarla yeterli müzakere yürütülmeden ve toplumsal uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir düzenlemenin süreci daha kırılgan hale getirebileceği belirterek şunları söyledi, "Bugün Türkiye'nin önündeki temel soru yalnızca silahların nasıl bırakılacağı değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir. Kalıcı barışın anahtarı da burada yatmaktadır." (Evrensel)

Kaynağa Git

İlgili Haberler