Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, uluslararası güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde kritik başlıklarla toplanacak. Gazeteci, siyaset bilimi uzmanı ve terörizm, güvenlik ile istihbarat araştırmacısı Kadriye Şahin, zirvenin ittifakın gelecekteki stratejik önceliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynayabileceğini söyledi.
Uluslararası sistemin son yıllarda güvenlik eksenli çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirten Şahin, devletler arası rekabetin sertleştiğini, bölgesel krizlerin küresel sonuçlar doğurduğunu ve hibrit tehditlerin güvenlik anlayışını yeniden şekillendirdiğini ifade etti.
Şahin’e göre bu nedenle NATO’nun yeni yol haritası, yalnızca üye ülkeler açısından değil, bölgesel ve küresel dengeler bakımından da önem taşıyor.
ZİRVENİN GÜNDEMİNDE ÇOK SAYIDA KRİZ BAŞLIĞI VAR
Şahin, zirvede Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki istikrarsızlık, İran-İsrail gerilimi, Karadeniz güvenliği, enerji arz güvenliği, düzensiz göç, siber saldırılar ve yapay zekâ kaynaklı güvenlik riskleri gibi birbirini etkileyen çok sayıda başlığın ele alınmasının beklendiğini belirtti.
Türkiye’nin jeopolitik konumunun NATO açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan Şahin, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında yer alan Türkiye’nin, ittifakın güney kanadındaki güvenlik dengelerinde kilit rol üstlendiğini söyledi.
Şahin, Ankara’da yapılacak zirvenin bu nedenle sembolik değerinin ötesinde stratejik sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.
AVRUPA GÜVENLİĞİ VE KARADENİZ MASADA
Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğinin zirvenin en önemli gündem maddelerinden biri olacağını belirten Şahin, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında değişen caydırıcılık anlayışı, savunma harcamalarının artırılması ve Karadeniz’in güvenliği gibi konuların ayrıntılı şekilde ele alınmasının beklendiğini ifade etti.
Şahin, Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uluslararası hukuk çerçevesinde uygulayan yaklaşımının da bölgesel istikrar açısından önemli bir denge unsuru olarak yeniden gündeme gelebileceğini dile getirdi.
Savunma sanayiindeki gelişmelerin de zirvede öne çıkacağını belirten Şahin, günümüzde güvenlik kapasitesinin yalnızca askeri personel sayısıyla değil; teknolojik üretim, yapay zekâ uygulamaları, insansız sistemler ve elektronik harp kabiliyetleriyle ölçüldüğünü söyledi.
Şahin, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde geliştirdiği kapasitenin NATO içindeki iş birlikleri açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini ifade etti.
Terörle mücadelenin Türkiye açısından zirvenin en kritik gündemlerinden biri olmaya devam edeceğini kaydeden Şahin, istihbarat paylaşımının güçlendirilmesi, terörizmin finansman kaynaklarının engellenmesi ve müttefikler arasında ortak güvenlik refleksinin geliştirilmesi yönünde yeni değerlendirmelerin gündeme gelebileceğini belirtti.
Hibrit tehditlerin NATO’nun yeni güvenlik anlayışının merkezinde yer aldığını vurgulayan Şahin, siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri, kritik altyapılara yönelik tehditler ve dijital güvenliğin artık ulusal güvenliğin ayrılmaz parçaları haline geldiğini söyledi.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde hibrit tehditlere karşı ortak stratejilerin geliştirilmesinin gündemde olmasının beklendiğini ifade etti.
ENERJİ GÜVENLİĞİ VE GÖÇ YÖNETİMİ
Enerji güvenliği ve ulaştırma koridorlarının jeopolitik rekabetin önemli unsurları arasında yer aldığını belirten Şahin, özellikle Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Hazar havzasındaki enerji hatlarının güvenliğinin NATO’nun ekonomik güvenlik yaklaşımı açısından önem taşıdığını kaydetti.
Şahin, düzensiz göç hareketlerinin de yalnızca insani değil; sınır güvenliği, organize suç ve toplumsal istikrar açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin bu alandaki uzun yıllara dayanan tecrübesinin müttefik ülkeler tarafından yakından takip edildiğini söyledi.
Şahin, Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin güvenlik politikaları, savunma sanayii, terörle mücadele, enerji arz güvenliği, hibrit tehditler ve bölgesel istikrar gibi birçok alanda yeni dönemin güvenlik mimarisine yön verebilecek sonuçlar doğurma potansiyeli taşıdığını söyledi.
Türkiye’nin jeopolitik konumu, güvenlik tecrübesi ve diplomatik kapasitesiyle bu sürecin önemli aktörlerinden biri olmayı sürdüreceğini ifade etti.