İsrail'in 1915 olaylarını "Ermeni soykırımı" olarak tanımaya yönelik skandal yasa girişimi, Azerbaycan'ın tepkisinin ardından Meclis'e gelmeden ortadan kalktı. İsrail'de parlamento seçimleri öncesinde Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar’ın girişimiyle 1915 olaylarını "Ermeni soykırımı" olarak tanımaya yönelik başlattığı provokatif adım, Azerbaycan'ın sert diplomatik savunmasıyla karşılaşınca fiilen donduruldu.
Peki, İsrail’in bu hamlesi bir geri çekilme mi, yoksa siyasi konjonktüre göre rafa kaldırılan bir manevra mı? Azerbaycan’ın bu tavrı, bölgedeki stratejik ortaklıkların "kırmızı çizgilerini" nasıl yeniden tanımlıyor? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan Özçubukçu, yaşanan diplomatik süreci ve Türkiye-Azerbaycan-İsrail üçgenindeki jeopolitik yansımalarını Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.
İSRAİL’İN 1915 GİRİŞİMİ NEDEN FİİLEN BİTTİ?
Karar tamamen geri çekildi mi? İsrail meclisi Knesset’te konu ne aşamada?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Mevcut tabloya bakıldığında, söz konusu girişimin yasama sürecinde ilerlemediği ve Knesset Genel Kurulu gündemine taşınmadığı görülmektedir. Bu nedenle hukuki açıdan tamamlanmış bir yasama işleminden değil, siyasi düzeyde gündeme getirilmiş ancak ilerleme kaydedememiş bir girişimden söz etmek daha doğru olacaktır.
Parlamenter sistemlerde birçok yasa önerisi siyasi atmosferin değişmesi, koalisyon dengeleri, dış politika öncelikleri veya uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan yeni gelişmeler nedeniyle gündemden düşebilmektedir. Bu durum, ilgili konunun gelecekte yeniden gündeme gelemeyeceği anlamına da gelmez. Dolayısıyla sürecin tamamen kapandığını söylemek için erken olabilir. Siyasi gündemler değiştikçe benzer girişimlerin farklı dönemlerde yeniden tartışmaya açılması mümkündür. Bu nedenle gelişmelerin yalnızca bugünkü tablo üzerinden değil, orta ve uzun vadeli diplomatik dinamikler çerçevesinde değerlendirilmesi daha sağlıklı olacaktır.
Burada dikkat çeken husus, Azerbaycan’ın konuya ilişkin diplomatik hassasiyetini güçlü biçimde ortaya koymasıdır. Bakü yönetimi, tarihi meselelerin parlamentolar aracılığıyla değil, akademik araştırmalar ve uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini savunan yaklaşımını kararlılıkla dile getirmiştir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin uzun yıllardır savunduğu tezlerle de büyük ölçüde örtüşmektedir.
GÜNEY KAFKASYA’DA KARTLAR YENİDEN DAĞILIYOR
Esasen tarihsel olayların siyasal karar alma mekanizmalarının konusu hâline getirilmesi, uluslararası ilişkiler literatüründe de tartışmalı bir alan olarak değerlendirilmektedir. Çünkü tarihi meselelerin parlamentolar tarafından hukuki veya siyasi hükme bağlanması, akademik araştırmaların ve tarih disiplininin alanıyla siyaset arasındaki sınırların bulanıklaşmasına yol açabilmektedir.
Öte yandan İsrail’in de Güney Kafkasya’daki stratejik dengeleri gözetmek zorunda olduğu unutulmamalıdır. Enerji güvenliği, savunma sanayii iş birliği ve bölgesel istikrar gibi alanlarda Azerbaycan ile sürdürülen ilişkiler, iki ülke açısından önemli stratejik değer taşımaktadır. Azerbaycan bugün yalnızca enerji ihracatçısı bir ülke değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın en önemli jeostratejik aktörlerinden biri, Avrupa ile Asya arasındaki bağlantısallık projelerinde merkezi konumda bulunan bir devlettir. Bu durum, Bakü’nün uluslararası diplomasi içerisindeki ağırlığını da artırmaktadır.
Bu çerçevede Knesset’te ilerleme kaydedemeyen bu girişim, dış politikanın yalnızca iç siyasi hesaplarla değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik gerçeklikler ve stratejik ortaklıkların korunması ihtiyacıyla da şekillendiğini göstermektedir. Bu aynı zamanda Azerbaycan’ın yürüttüğü diplomatik temasların ve Türkiye ile sergilediği stratejik koordinasyonun uluslararası platformlarda nasıl karşılık bulduğunu göstermesi bakımından da dikkat çekici bir örnek niteliğindedir.
İsrail’in bu hamlesi Türkiye-Azerbaycan "Tek Millet İki Devlet" eksenini sarsmaya yönelik bir hamle olarak okunabilir mi?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Bu tür gelişmeleri tek boyutlu değerlendirmek yerine çok katmanlı dış politika dinamikleri içerisinde analiz etmek daha sağlıklı olacaktır. Her parlamenter girişimi doğrudan Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığını hedef alan planlı bir politika olarak yorumlamak analitik açıdan ihtiyat gerektirir.
Demokratik sistemlerde parlamentolarda farklı siyasi aktörler tarafından çeşitli girişimler gündeme getirilebilmektedir. Dolayısıyla bu tür adımları değerlendirirken hem iç siyasi dinamikleri hem de dış politika hedeflerini birlikte ele almak gerekir. Ancak zamanlama ve bölgesel konjonktür dikkate alındığında, söz konusu girişimin Ankara ve Bakü’de dikkatle takip edilmesi son derece doğaldır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler artık klasik müttefiklik düzeyinin çok ötesine geçmiş durumdadır. Şuşa Beyannamesi ile kurumsal niteliği daha da güçlenen bu ortaklık, savunma, enerji, ulaştırma, diplomasi, ekonomi ve bölgesel güvenlik alanlarında kapsamlı bir stratejik bütünleşmeye dönüşmüştür. Dolayısıyla taraflardan birini doğrudan ilgilendiren tarihi veya siyasi hassasiyetler, doğal olarak diğer ülke açısından da stratejik önem taşımaktadır. ‘‘Tek millet, iki devlet’’ anlayışı bugün yalnızca sembolik bir söylem değil, dış politika koordinasyonunu ve ortak stratejik vizyonu ifade eden kurumsal bir çerçeve hâline gelmiştir.
ANKARA-BAKÜ İTTİFAKI İSRAİL'İN OYUNUNU BOZDU
Nitekim Azerbaycan’ın verdiği diplomatik tepki de bu stratejik dayanışmanın somut bir yansımasıdır. Burada esas dikkat çekici nokta, Bakü’nün yalnızca Türkiye’yi destekleyen refleksif bir pozisyon almaması, aynı zamanda iki ülke arasındaki stratejik güven ilişkisinin korunmasına yönelik ilkesel bir diplomasi yürütmesidir. Bu yaklaşım, Türkiye ile Azerbaycan arasında son yıllarda gelişen dış politika eşgüdümünün ne derece kurumsallaştığını da göstermektedir. Özellikle Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yeni jeopolitik denklemde Ankara ile Bakü’nün birçok konuda ortak hareket edebilme kapasitesi, bölgesel dengeleri etkileyen önemli unsurlardan biri hâline gelmiştir.
Bugün Türkiye-Azerbaycan ilişkileri yalnızca ikili düzeyde değerlendirilebilecek bir ortaklık değildir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, Orta Koridor’un geliştirilmesi, enerji arz güvenliği, ulaştırma ağlarının çeşitlendirilmesi ve Güney Kafkasya’da kalıcı barışın tesisi gibi birçok başlıkta iki ülke ortak stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmektedir. Özellikle Avrupa’nın enerji güvenliği açısından Azerbaycan’ın üstlendiği rol ile Türkiye’nin enerji ve ulaştırma koridorlarının merkezinde bulunması, bu ortaklığın jeoekonomik değerini daha da artırmaktadır.
Bu nedenle söz konusu girişimin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini zayıflatabilecek bir sonuç doğurduğunu söylemek güçtür. Aksine son gelişmeler, iki ülkenin diplomatik koordinasyon mekanizmalarının etkin biçimde çalıştığını ve stratejik dayanışmanın kriz dönemlerinde daha görünür hâle geldiğini göstermektedir. Uluslararası ilişkilerde bazı gelişmeler mevcut ittifakları test edebilir, ancak güçlü kurumsal ortaklıklar bu tür sınamalardan çoğu zaman daha da güçlenerek çıkmaktadır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler de bugün bu olgunluk seviyesine ulaşmış görünmektedir.
Öte yandan Azerbaycan’ın izlediği diplomasi, yalnızca Türkiye ile dayanışma üzerinden okunmamalıdır. Bakü, aynı zamanda farklı bölgesel ve küresel aktörlerle dengeli ilişkiler kurabilen, çok yönlü dış politika anlayışını benimseyen bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye’nin hassasiyetlerini savunurken diğer stratejik ortaklarıyla iletişim kanallarını açık tutması, Azerbaycan diplomasisinin en önemli özelliklerinden biridir. Bu da Güney Kafkasya’da istikrarı önceleyen ve krizleri yönetebilen bir diplomatik kapasitenin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Azerbaycan’ın bu girişime karşı gösterdiği sert diplomatik tepki, İsrail-Azerbaycan stratejik ortaklığının ‘‘kırmızı çizgilerini’’ nasıl tanımlıyor?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Azerbaycan’ın verdiği tepki, dış politikasında stratejik ortaklıkların karşılıklı hassasiyetlere saygı temelinde yürütülmesi gerektiği anlayışını açık biçimde ortaya koymuştur. Bakü yönetimi uzun yıllardır hem Türkiye ile çok yakın stratejik ortaklığını hem de İsrail ile enerji, teknoloji, tarım ve savunma sanayii alanlarındaki iş birliğini aynı anda sürdürebilen dengeli bir diplomasi izlemektedir. Bu yönüyle Azerbaycan, farklı bölgesel ve küresel aktörlerle eş zamanlı yapıcı ilişkiler kurabilen, pragmatik ancak ilkesel dış politika yaklaşımıyla öne çıkan ülkelerden biridir.
Bu olay, Azerbaycan’ın söz konusu dengeyi korumak isterken bazı temel ilkeler konusunda taviz vermeyeceğini de göstermiştir. Özellikle Türkiye’nin tarihi ve siyasi hassasiyetlerini doğrudan ilgilendiren meselelerde sessiz kalmaması da iki ülke arasındaki ilişkilerin dış politika kararlarına da yön veren stratejik bir ilke olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, iki ülke arasındaki ilişkilerin sadece duygusal bağlara değil, ortak güvenlik algısına, ortak jeopolitik çıkar anlayışına ve kurumsallaşmış stratejik iş birliğine dayandığını göstermektedir.
Azerbaycan, Güney Kafkasya’da kalıcı istikrarın sağlanmasını dış politikasının öncelikleri arasında görmektedir. 2020 sonrasında ortaya çıkan yeni bölgesel denklem, ekonomik iş birliği, ulaştırma koridorları ve normalleşme süreçleri açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu nedenle tarihi tartışmaların siyasi araç hâline getirilmesi veya bölgesel gerilimleri artırabilecek girişimlerin teşvik edilmesi, Bakü’nün öncelikleriyle örtüşmemektedir. Azerbaycan’ın verdiği diplomatik tepki, yalnızca Türkiye ile dayanışmanın değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı koruma iradesinin de bir yansımasıdır.
Bu süreç aynı zamanda Azerbaycan’ın uluslararası ilişkilerde giderek artan diplomatik ağırlığını da göstermektedir. Bugün Bakü yalnızca enerji ihracatçısı bir ülke değil, Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde önemli rol oynayan, Orta Koridor’un kilit ülkelerinden biri olan ve Türk dünyasının entegrasyon sürecinde aktif rol üstlenen bölgesel bir aktördür. Böyle bir konum, Azerbaycan’ın uluslararası meselelerde dile getirdiği hassasiyetlerin de daha fazla dikkate alınmasını beraberinde getirmektedir.
Bu gelişme, Azerbaycan’ın stratejik ortaklıklarını sürdürürken Türkiye ile olan ittifakını ve ortak tarihi hassasiyetlerini dış politikasının vazgeçilmez unsurları arasında değerlendirdiğini göstermektedir. Aynı zamanda Bakü’nün krizleri tırmandırmadan, diplomatik diyalog ve karşılıklı saygı temelinde yönetme kapasitesine sahip olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Güney Kafkasya’nın uzun vadeli istikrarı bakımından da yapıcı ve öngörülebilir bir diplomasi anlayışının göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Bu "provokatif adımın" başarısız olması, Güney Kafkasya’daki güç dengelerinde İsrail’in manevra alanını nasıl etkiler?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Bu gelişmeyi İsrail’in Güney Kafkasya’daki etkisinin önemli ölçüde zayıfladığı şeklinde yorumlamak doğru olmayacaktır. İsrail ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler uzun yıllara dayanan, enerji güvenliği, savunma sanayii, teknoloji, tarım ve inovasyon gibi birçok alana yayılan kapsamlı bir stratejik iş birliğine dayanmaktadır.
Tek bir siyasi tartışmanın veya parlamenter girişimin bu ilişkilerin temelini değiştireceğini söylemek gerçekçi değildir. Uluslararası ilişkilerde stratejik ortaklıklar, kısa vadeli siyasi gelişmelerden ziyade uzun vadeli ortak çıkarlar üzerine inşa edilir ve taraflar çoğu zaman ortaya çıkan görüş ayrılıklarını diplomatik mekanizmalar yoluyla yönetmeyi tercih eder.
Ancak yaşanan süreç, bölgesel aktörlerin karşılıklı hassasiyetlerinin göz ardı edilmesi hâlinde diplomatik maliyetlerin oluşabileceğini göstermiştir. Güney Kafkasya son derece hassas jeopolitik dengelere sahip bir bölgedir. Burada yürütülen dış politikanın yalnızca ikili ilişkiler üzerinden değil, Türkiye, Azerbaycan, Rusya, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bölgesel aktörlerin oluşturduğu geniş stratejik çerçeve içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bölgeye ilişkin atılan her siyasi adımın, yalnızca bir ülkeyle ilişkileri değil, daha geniş bir diplomatik dengeyi de etkileyebileceği unutulmamalıdır.
Bu açıdan bakıldığında, Azerbaycan’ın diplomatik girişimleri İsrail açısından da bölgesel dengelerin önemini yeniden hatırlatan bir gelişme olmuştur. Özellikle Bakü’nün Türkiye ile kurduğu güçlü stratejik koordinasyon, Güney Kafkasya’da politika geliştiren tüm aktörlerin dikkate aldığı temel parametrelerden biridir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklık artık sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir ilişki olmaktan çıkmış, enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, bölgesel bağlantısallık ve Türk dünyasının kurumsal iş birliği bakımından daha geniş bir jeopolitik anlam kazanmıştır. Dolayısıyla bu ortaklığın ortaya koyduğu ortak diplomatik refleks, bölgeyle ilgilenen bütün aktörler açısından dikkate alınması gereken önemli bir faktör hâline gelmiştir.
Diğer taraftan Güney Kafkasya, son yıllarda yeni bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Azerbaycan’ın Karabağ’da egemenliğini yeniden tesis etmesinin ardından bölgesel gündem daha çok barış müzakereleri, ekonomik entegrasyon, ulaştırma hatları ve ticaret koridorları üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle Orta Koridor’un geliştirilmesi, Hazar Havzası’nın Avrupa ile bağlantılarının güçlendirilmesi ve bölgesel ekonomik iş birliğinin artırılması, tüm aktörlerin daha öngörülebilir ve istikrarlı bir diplomatik ortamı desteklemesini gerekli kılmaktadır.
Bu noktada Azerbaycan’ın üstlendiği rol de dikkat çekmektedir. Bakü, yalnızca kendi ulusal çıkarlarını koruyan bir aktör olarak değil, aynı zamanda bölgesel bağlantısallığın geliştirilmesini önceleyen ve çok taraflı iş birliğini destekleyen bir dış politika anlayışı ortaya koymaktadır. Türkiye ile yürüttüğü stratejik koordinasyon da bu vizyonun önemli tamamlayıcı unsurlarından biridir. Bu nedenle bölgesel dengeleri etkileyebilecek hassas konuların diplomatik kanallar aracılığıyla yönetilmesi, hem Azerbaycan hem de diğer bölgesel aktörler açısından ortak bir çıkar olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak yaşananlar, taraflar arasında kalıcı bir kırılmadan ziyade, stratejik ortaklıkların karşılıklı hassasiyetlere saygı temelinde sürdürülebileceğini gösteren önemli bir diplomatik deneyim olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda bu süreç, Azerbaycan’ın yalnızca bölgesel gelişmeleri takip eden değil, gerektiğinde diplomatik girişimleriyle bölgesel denklemi etkileyebilen ve stratejik ortaklarıyla koordinasyon içerisinde hareket edebilen etkin bir dış politika aktörü olduğunu da ortaya koymuştur. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü stratejik iş birliği ve ortak diplomatik duruş, bundan sonraki dönemde de Güney Kafkasya’nın güvenlik ve istikrar mimarisini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmaya devam edecektir.