Ana içeriğe geç

İmamoğlu'nun diploma davası 25 Aralık'a ertelendi

Silivri'de bugün üç ayrı davada hakim karşısına çıkan Ekrem İmamoğlu, diploma davasındaki savunmasında yargı süreci, hakkında açılan davalar ve duruşma takvimine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Diploma davası, 25 Aralık tarihine ertelendi.

İmamoğlu'nun diploma davası 25 Aralık'a ertelendi
12 Punto
16

Görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bugün Silivri'de görülen üç ayrı dava kapsamında hakim karşısına çıktı.

İBB dosyası ve kamuoyunda "casusluk" olarak anılan davanın yanı sıra, İmamoğlu'nun diploma davası da bugün görülen duruşmalar arasında yer aldı.

Önceki duruşmada İdare Mahkemesi, İmamoğlu'nun diplomasının iptaline ilişkin karara yapılan itirazı reddetmişti.

Cumhuriyet'in aktardığına göre, diploma davasında yaşanan gelişmeler şöyle:

12.40 | DİPLOMA DAVASI 25 ARALIK'A ERTELENDİ

Hakim, "Danıştay’dan karar gelmesi uzun süreceği için aralık ayını bekleyelim" dedi.

İmamoğlu ise, "O kadar uzun süreceğini düşünüyorsanız beraat verin, millet oyalanmasın" diye konuştu.

İmamoğlu'nun yargılandığı "diploma" davası, 25 Aralık 2026 tarihine ertelendi.

12.25 | İMAMOĞLU'NDAN "DENİZ GÖKTAŞ" AÇIKLAMASI

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında da konuşan İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

"Kıymetli milletim; artık bu ülkede hiçbir operasyon yalnızca kendi başlığıyla okunmayacak durumdadır. Yani bu ülkede her sabah bir son dakika operasyonuyla uyanıyoruz. Bu ülkede büyük üreticilerin, şirketlerine bir anda el konuluyor. Rekabet hukukunun konusu olabilecek iddialar ceza tehdidine dönüştürülüyor. Şirketlere kayyum atanıyor, yöneticiler gözaltına alınıyor. Birkaç gün sonra tedbirler kalkıyor. İnsanlar serbest kalıyor ama o birkaç günde verilmek istenen mesaj veriliyor. ‘İstersek geliriz, el koyarız’ mesajı. Her gün farklı sektörlerde benzer tablolar yaşanıyor. İnsanların malına, mülküne, şirketine çökülüyor. Yılların emeğine devlet eliyle uzanmaya çalışıyorlar. Daha önce söylemiştim; bugün benim diplomamı yok sayan akıl yarın sizin tapunuza, şirketinize, malınıza, mülkünüze her şeyinize göz koyar. Bugün benim seçilme hakkımı hedef alan yarın sizin mülkiyet hakkınızı da hedef alır. Nitekim öyle oluyor.

Türkiye’nin en önemli medya kuruluşlarının bağlı olduğu holdinglerde, üniversitelerde aynı yöntemi gördük. Bir gecede yönetimler değişti. Bir gecede kayyumlar atandı. Bir gecede ekranların sesi, kampüslerin kapısı, şirketin iradesi değiştirildi. Sonra bazı kayyumlar kaldırıldı. Holding sahipleri, akrabaları, yöneticileri aylarca hapis yattı. Manşetlerden inmediler. TV'lerde, gazetelerde itibar suikastları yapıldı. Sonra bir gecede tahliye ettiler, gündem yok. Kayboldu gitti. Niye yaşandı bunlar? Bu nasıl bir şey? Ama geride büyük bir tahribat kaldı. Hukuka güven duygusu yıkıldı. Bu anlayışla şirketlere el uzatılıyor. Medyaya uzatılıyor, üniversitelere uzatılıyor, sanat dünyasına uzatılıyor. Aylarca insanlar yatıyor, komşuluk yapıyoruz. Yani yan yana avukatlarla görüşürken görüyoruz. Yazık. Bir yapımcı kadın aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldı aylarca. Neler söylendi, neler yapıldı hakkında. Ve mesaj verildi. Konuşan sanatçıya, susmayan gazeteciye, itiraz eden akademisyene, bağımsız duran iş insanına mesaj verildi."

"NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLAR"

"Hatta mizaha bile tahammülleri kalmadı. Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. ‘Ben de’ dedi, ‘gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme’ dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? ’iyi çekim yapalım’ diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu’ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.

Adliye koridorlarını magazin koridorlarına çevirdiler. İsimler değişti, başlıklar değişti, dosya numaraları değişti, yöntem değişmedi. Etkin pişmanlıkçılar, ‘pişmancık’ diyor bir tutsak arkadaşımız bunlara, ‘etkin pişmancıklar.’ Kamuoyu önünde peşinen mahkum edilen insanlar. Beyanlarla.

Bu ülkede korkuyu yaymak istiyorlar ey halkım! İnsanlara ‘Konuşma’ diyorlar. İnsanlara, şirketlere ‘İtaat et’ diyorlar. Sanatçılara ‘Sus’ diyorlar. Gazetecilere ‘Yazma’ diyorlar. Akademisyenlere ‘Düşünme’ diyorlar. Komedyene ‘Güldürme’ diyorlar. Sanatçıya ‘Konuşma’ diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? ‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.’ Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı’mız ne diyor? ‘Korkma!’ ‘Korkma’ diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye ‘Korkma’ diye başlattı? En zor koşullarda niye ‘Korkma’ diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum."

12.20 | İMAMOĞLU: "BİZİM İTİRAZIMIZI YAPTIĞIMIZ İDARE MAHKEMESİNİN DE BÜTÜN ÜYELERİ DEĞİŞTİ"

Ekrem İmamoğlu savunmasını sürdürüyor:

“Burada konuşulan mesele diploma değil ki. Bir devletin verdiği belgenin, bir devletin tanıdığı unvanın, bir devletin tesis ettiği hakkın güvencesi meselesini konuşuyoruz. 35 yıl önce usulüne uygun alenen ilan edilmiş, 3 öğretim üyesinin altında imzası olan, incelemesinden geçen bir işlemin bugün yokluk gerekçesiyle bir çırpıda ortadan kaldırılabiliyorsa, o zaman bu ülkede hiçbir hak, hiçbir unvan, hiçbir karar nihai değildir. Sizin sahip olduğunuz makam, yetki de bir gün birinin canı istediğinde geri alınamaz mı? Vallahi alır. Vallahi alır, billahi alır. Bu soruyu sormak benim hakkım. Çünkü bana uygulanan mantık yarın herkese uygulanabilir ve uyguluyorlar da. Çünkü bana uygulanan mantık, çünkü bana uygulanan mantık artık ona keyif veriyor. Uyguluyorlar. İşte 19 Mart darbesi de o uygulamanın bir parçası, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 21 Mayıs’ta yapılan darbe de butlan safsatası da aynı bütüncül operasyonların bir parçasıdır. Onun için artık her şey mümkündür.

Oysa kazanılmış hak diye bir kavram var ve bu kavram herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde görülen diplomamın iptali nedeniyle açtığımız davada, davalı taraf İstanbul Üniversitesi’nin avukatı aslında hem idare davasını hem de huzurdaki ceza davasını aslında tek cümleyle özetledi. Bu arada hatırlatalım; diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren bu mahkemenin de bütün üyeleri de yani bunu söyleyeyim, bu mahkemede de değişti. Bizim itirazımızı yaptığımız idare mahkemesinin de bütün üyeleri değişti. Yani ilk itirazımızı yaptığımız 5. İdare Mahkemesi’nin bütün üyeleri değişti, karşımıza bir heyet geldi. Burada mahkemesi yapıldı, yeni bir heyet. Güya bizi dinlediler pürdikkat. Pürdikkat bizi dinlediler güya. Ve o heyet huzurunda İstanbul Üniversitesi’nin avukatları çıktı, aynen şunu söyledi, aynen şunu söyledi iki avukat: ‘Sayın davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.’ Yani benim geçişte hiçbir yanlış eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Hiçbir usulsüz eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Aynen bunu söylediler: ‘Sayın davacının, yani Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.’

Tek doğru cümlesi buydu savunmanın. Şimdi soruyorum: O zaman benim diplomam niye iptal edildi? Eylem yok, kast yok, hile yok ama diploma da yok! Sonra da bana resmi belgede sahtecilik isnadı yöneltiliyor ve onun için buradayız. Valla Türk halkı izliyor, millet izliyor, özenle de takip ediyor. Gerçekten insanın aklıyla alay edecek şekilde bir süreç yürütülüyor. Hafızanızı tekrar tazeleyeyim. 24 Mart 2020’de İstanbul Üniversitesi’ne CİMER’den başvuru yapılıyor. İstanbul Üniversitesi ne cevap veriyor biliyor musunuz? ‘Ekrem İmamoğlu kabul koşullarını yerine getirerek kayıt olmuştur. Hiçbir sorun yoktur.’ Madem her şey usulüne uygun, hukuka aykırı bir işlem yok, ben niye sanık kürsüsündeyim? İstanbul Üniversitesi tarafından ’Kabul şartlarını sağlamıştır, kayıt işlemi usulüne göre uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur’ cevabı veriliyorsa, bu kadar basit, bu kadar açık bir beyan varsa Ekrem İmamoğlu niye sanık sandalyesinde? Çünkü o zaman henüz kirli eller oraya değmemiş. Henüz talimatı alan savcılık, ‘İvedi iptal edin’ diye yazı yazmamış. Üniversite kendi iradesiyle cevap vermiş."

İMAMOĞLU: "BU SON REKTÖRÜN GÖREVDE OLDUĞU 7 EKİM 2024 TARİHLİ YATAY GEÇİŞ BİLGİ NOTU VAR..."

"İstanbul Üniversitesi bu kumpasın sadece uygulayıcısı mı olacak, yoksa bu sürecin hesabını da verecek mi? Verecek" diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bakın bu son rektörün, bu son rektörün görevde olduğu 7 Ekim 2024 tarihli yatay geçiş bilgi notu var. Bu bilgi notunda diyor ki: ‘1982 tarihli yatay geçiş yönetmeliğinde yurt dışındaki üniversitenin YÖK tarafından tanınması diye bir şart bulunmamaktadır’ diyor. ’96 yılına kadar da böyle bir tanıma ve denklik yönetmeliği de yoktur’ diyor. Demek istiyor ki: ‘Ekrem İmamoğlu'nun böyle bir şartı sağlama gerekliliği yok. Biz kabul ettik ve aldık’ diyor. Onun için sorun görülmediğini ifade ediyor. YÖK’ün sonradan aldığı tanıma kararlarının bu olayda uygulanamayacağını anlatıyor. Tek cümleyle özetleyeyim; İstanbul Üniversitesi’nin kendi rektörünün imzasıyla taşıyan, kendi rektörünün, bu şu anki rektörünün imzasını taşıyan bilgi notunda ‘Ekrem İmamoğlu diploması hukuka uygundur’ diyor.

Bitti mi? Hayır. YÖK Denetleme Kurulu, 17 Şubat 2025, operasyona iki ay kala… Raporunda deniliyor ki: ‘Ekrem İmamoğlu eğitim aldığı üniversitede 2 yıl öğrenim görmüş, bütün derslerini başarıyla tamamlamış, not ortalaması şartını sağlamış, yürürlükteki yönetmeliğin aradığı bütün koşulları yerine getirmiştir.’ Bunun da özeti çok açık. Yatay geçişin gerektiği işlemleri, bütün şartları yaptık. İstanbul Üniversitesi avukatı ne diyor? ‘Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı hiçbir usulsüz eylem yok’ diyor. E İstanbul Üniversitesi CİMER'de ‘Usulsüzlük yok’ diyor, Rektör ‘Hukuka uygun’ diyor, YÖK Denetleme Kurulu ‘Bütün şartları taşıyor’ diyor; biz burada neyi yargılıyoruz? Ama bir kirli el korkuyla; terfi, makam, mevki, menfaat diyorum bunların şeyine, yöntemlerine. Makam, mevki, menfaat talimatıyla devreye giriyor ve bu olayları yaşıyoruz. Bu ülkenin resmi kayıtları var; üniversitesi var, arşivi, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp sonra dönüp bana ‘Bunu açıkla’ diyorlar bu kürsüde. Tabii ki açıklamayacağım. Açıklaması gereken ben değilim. Açıklaması gereken kendi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyet.

Tabi şunu söylemek istiyorum; eğer siz bu davayı kendi hür iradenizle, vicdanınızla yürütemiyorsanız, eğer bir telefon, bir talimat, bir korku sizi bu kürsüde oturduğunuz o sıfattan koparıyorsa işte o zaman asıl iptal edilmesi gereken benim diplomam değil, bu mesleğe duyulan güven olur. Eğer bir gün bir başka mahkeme, bir başka heyet sizin de bu kararı ‘Usulüne uygun değildir’ diyerek 35 yıl sonra eline alıp baksa acaba bugün sorduğunuz soruları kendinize sorar mısınız ‘Bu nasıl oldu?’ diye. Utanç verici bir paradoksu size yaşatır bu durum. Bunları hatırlatmak için söylüyorum sadece.

Bu tabii diplomalar, bu iptallerin sonu nedir? Milletin iradesini yok sayma girişimlerinin aşamasıdır. Sorun milletin iradesini hukuk kavramlarının arkasına saklanarak yok sayma alışkanlığını yaratmaktır. Evet, bu çok gerçek bir tehdittir ve en büyük beka sorunudur. 7 yıl önce ilk denemeyi yaptılar, 6 Mayıs’ta seçimi iptal ettiler, 6 Mayıs 2019’da kazandığımız seçimi iptal ettiler, millet gerekeni yaptı. 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle de milletin kutsal iradesine darbe yapmaya devam ediyorlar."

12.10 | İMAMOĞLU: "BIRAKIN GELECEKTE ÇOCUKLARINA ANLATMAYI, YARIN NASIL ANLATACAKLAR?"

“18 yaşındaki Ekrem'i burada yargılıyorsunuz Sayın Hakim” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:

“18 yaşındaki Ekrem, nasıl bir üçkağıt yaptı, nasıl bir evrakta sahtecilik yaptı? Allah'ım ya Rabbim ya Resulullah! Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava, 4 yıl boyunca ders çalışarak hakkımla kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi, hem de hayatımın en anlamlı dönemlerinde yani... Herkes bir dönsün bakalım; 17, 18, 19, 20, 21, 22... O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.

İktidar ve koltuk hırsıyla bu korkak zihniyetin… Devletin bütün gücünü kullandılar, bütün gücünü! Savcılığın talimatıyla, operasyondan bir gün önce gitmişler, bulmuşlar benim Kıbrıs'taki üniversitemin genel sekreterini, evine jandarmayı yollamışlar bir gün önce. Adamcağız korkmuştur herhalde, 70 küsur yaşlarında bir beyefendiyi almışlar. Niye? Bana bir gün sonra operasyon yapacaklar ya, işlemi tamamlamaları lazım. Alelacele bir şey konuşsunlar. Adam şoka girmiştir yani. Adama ne dese kabul edecekler. Yani ‘Ekrem'e 5 milyon Euro verdim de’ deseler imza atacak altına. Attı ya bir tanesi! Yazık! Utanç verici! Utanç verici yani, gülüyorum bunlara ya. Utanç verici. Ekrem'e saldırdılar. Kaç yaşında Ekrem? 17 yaşında. 17 yaşındaki Ekrem'e saldırdılar. Yazıklar olsun! Benim ve birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar işte... Birçok arkadaşım da buna muhatap oldu.

Bu arada söyleyeyim; benim gibi 28 arkadaşımın diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hiçbirine açılmadı. Niye? Ekrem ile ilgili aceleleri var. Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem'e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem'e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü? ’31 sene sonra geçişini iptal ettik, 36 yıl sonra verilen diplomasını iptal ettik’ yani ‘evrakta sahtecilik iddiaları uydurduk.’ Bunu nasıl anlatacak? Şurada bunu dinleyen insanlar nasıl anlatacak, merak ediyorum. Bırakın ya gelecekte çocuklarına anlatmayı, yarın nasıl anlatacaklar?

İMAMOĞLU: "ONLARA KARŞI MÜCADELEMDEN BİR AN OLSUN VAZGEÇMEYECEĞİM"

Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Eee... Bu tabii mahkemede tatmin etsin diye bunları söylemiyorum. 5. celsesindeyiz. 4 celse boyunca bunları anlattım zaten. Öyle bir beklentim de yok yani onu söyleyeyim. Ben millete konuşuyorum. Çok net yani. Çok farklı süreçlerden geçtiğim için millet benim muhatabım. Aziz milletime anlatıyorum. Benim Trabzon Akçaabat'ın Cevizli köyündeki 7 yaşındaki çocuğu anlatıyorum şu anda bunları. Hakkari'deki bir vatandaşımıza anlatıyorum. Edirne'deki bir kızımızı anlatıyorum. Balıkesir'deki bir teyzemizi anlatıyorum şu anda. Kızını, oğlunu okula yollayamayan anneye, babaya anlatıyorum.

Bir araştırma yaptı arkadaşlarım; üniversite kızlarla ilgili, üniversiteye giden kızlarımız ayda 5.000 lira ile geçinerek İstanbul'u- İstanbul'da üniversite okuma gayretinde olan insanlar yüzde 15-20 oranında. 5 bin lira! Yani yurdu var, bir iki tane bursu var ve 5 bin lira ailesinden alabiliyor. 10 bin lira, 12 bin lira... Nasıl geçinecek İstanbul'da? Onlara anlatıyorum bunu. Onun için yani evrakları teslim ettim, hepsini dosyaya sundum; bunları anlatmıyorum size. Utanç vesikası bir iddianame ve yazık edilen Türk yargısını anlatmıyorum, milletime anlatıyorum. Bu kumpasın içinde olan herkes bu hukuk cinayetinin faili olacak ve o failler günü geldiğinde hesap verecek, kimse! Tek tek. Onlara karşı mücadelemden bir an olsun vazgeçmeyeceğim. Buralarda söylediğim her günden, bir sonraki sözümde daha güçlü bir iradeyle bunu söylüyorum.

Bu mücadelem şahsi bir mücadele değil, bu ülkenin gençlerinin hak ve özgürlükleri mücadelesidir. Beni ikna edemedikleri her gün, toplumu ikna edemedikleri her an biraz daha gerildiklerini biliyorum. Biraz daha azgın hırs ve ihtiraslara büründüklerini görüyorum. "Bir gerekçe daha icat edelim" diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. "Bir suçlama daha ekleyelim, aile fertlerine ıstırap, işkence çektirelim" diye nasıl adi kararları aldıklarını görüyorum. Bu bir hakikat arayışı mıymış? Asla değil.

Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: ‘Konu Bodrum'undur’, mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi ‘Aman aman’ dedi, ‘biz bunlara bakamayız’, Bakırköy'e yolladılar. O dedi ki: ‘Ben de bakamam’ dedi. Şimdi Yargıtay'da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!

Çıkacak ne diyecek? ‘Ey devlet başkanları!’ Hani eskiden diyordu ya: ‘Ey Amerika! Ey Avrupa!’ Şimdi diyecek ki: ‘Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum.’ Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?”

12.08 | İMAMOĞLU: "TÜRLÜ KUMPAS SENARYOLARIYLA KURGULANIP AÇILAN DAVALAR BENİM ŞAHSİ MESELEM DEĞİLDİR"

“Evet, bu çarpıcı tablo... Bu NATO günlerinde ben buradayım. Umarım benim söylediklerim, NATO mermer NATO kafa pozisyonunda birilerine çarpıp geri dönmüyordur. Bu millet hukuk devletini ve milli iradeyi kolay kazanmadı. Milli Mücadele'den Cumhuriyet'e kolay ulaşmadı. Yaşanan o kadar darbeden sonra yaralarını bir günde sarmadı. Bu millet bugünlere gelene kadar çok acı çekti. Çok acı çekti. Burada çok değerli büyükler, dostlar var. Her nesil bu ülkeye biraz daha fazla hukuk, biraz daha fazla özgürlük bırakmak için bedeller ödedi, ödemeye devam ediyor. Fakat geldiğimiz noktada ne yazık ki elimizde sıfır var" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

"Avrupa'da itibarımızın dip yaptığı yerdeyiz. Biz Avrupa'nın önemli bir parçasıyız. Biz Avrupa'da lider bir ülke olmak zorundayız. Liderlik nasıl olur biliyor musunuz Avrupa'da? Ve dünyanın başka ülkeleriyle... Orta Doğu'da... Orta Doğu'da lider olmalıyız. Uzak Doğu'da... Orada da liderliğimizi göstermeliyiz. Neyle olur biliyor musunuz? Demokrasiyle olur, adaletle olur, yaratıcılıkla olur, üretimle olur, kapasite arttırmakla olur. Gençlere ilham kaynağı olmakla olur. O zaman siz Orta Doğu'da bir kutup yıldızı olursunuz. O zaman siz Avrupa'ya ışık tutarsınız. Avrupa sizinle kol kola olur, yol yürür. Bu mümkün mü? Vallahi mümkün. Yani bu ülkede un var, şeker var, yağ var, her şey var. Kurban olurum bu ülkenin insanına; Türk'üne, Kürt'üne, Laz'ına, Çerkes'ine... Kurban olurum. Biliyorum, çocukluğumdan beri biliyorum, hiç yanıltmadı beni bu ülkenin güzel insanları.

Fakat sıfır noktasına bizi bir kişinin inadı getirdi, bir kişi! Bir kişinin koltuk ısrarı getirdi. ‘Bu koltuk bana aittir, kimseye vermiyorum’ deme huyu getirdi. Onun için bizler yalnızca kendi kuşağımızın değil, 150 yılı aşan anayasal ve demokratik bir dönemin emanetçileriyiz. Büyük emek var burada. Avrupa'da ‘Ben varım’ diyen birçok ülke daha 30-40 yıldır cumhuriyeti, demokrasiyi konuşuyorken biz 150 yıldır sandık mücadelesi veren topraklardayız.

Ekrem İmamoğlu hakkında türlü kumpas senaryolarıyla kurgulanıp açılan davalar benim şahsi meselem değildir. Benim şahsi davalarım hiç değildir. Bu davalar millet iradesine, demokrasiye, Cumhuriyet'e, hukukun üstünlüğüne karşı açılmış bir savaşın yargıdaki tezahürüdür. Devletin vatandaşına verdiği sözün, sorumluluğun yerle bir edilmesidir. Mücadelemiz; hukukun siyasi iradeden bağımsız kalıp kalmayacağıdır. Sandığın gerçekten milletin iradesini yansıtıp yansıtmayacağıdır. Demokrasiyi, Cumhuriyet'i, sandığı, seçimi koruyup koruyamama meselesidir. Meseleye böyle bakmayan gitsin aynaya, bir yüzleşsin. Mesele büyüktür. Mesele çok büyüktür.

Bugün, işte tam da NATO zirvesi konuşulduğunda, dünyanın gözünün Türkiye'ye çevrildiği günlerde, 6 Temmuz'da Silivri'de 3 absürt kumpas davasının duruşması yapılıyor. Ama aslında duruşma yapılmıyor. Aynı zamanda kara düzenin, iktidarın kuklasına dönüştürülen, talimatla operasyonların her gün yapıldığı bir yargı sisteminin, ne yazık ki bu ülkenin başındaki zihniyetin, Erdoğan'ın gerçek yüzünün tüm dünyaya ilan edildiği tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Ben böyle bir güne bir espri katayım; hukuksuzluk triatlonu var bugün Silivri'de.

İnsan hakkında kaç dava açıldığını saymakta bile zorlanıyor. Bugün burada, aynı anda, aynı binada bu davalarla muhatap olmayı tariflemek zor. Diploma, casusluk... Esas adı konmamış, kimi İBB diyor, İmamoğlu diyor, ben artık ona "Erdoğan'ı niçin 4 kez yendin ve bir kez daha yenebilirsin" davası diyorum. Veya İBB davası... Tabii, bir de burada hapishanelerin içine açıkçası, hemen yanı başımızda şöyle flaşını yaptılar; ‘Avrupa'nın en büyük duruşma salonunu yapıyoruz’ dediler. 1,5 milyar harcadılar. ‘Avrupa'nın en büyük…’ Ya bununla nasıl gurur duyulur, ben bilemedim yani. Çok utanç verici. Avrupa'nın en büyük duruşma salonu... 1,5 milyar harcadılar. Bir insanın gerçekten hakkında bu kadar dosya, bu kadar dava... Niye benimle ilgili böyle bir mesai yapılıyor, yazık değil mi? Tek bir cevabı var: Rakibinden çok korkuyor. Tek bir cevabı... Hakikaten saymakta zorlanıyorum.”

12.00 | İMAMOĞLU'NDAN "9 TEMMUZ" TEPKİSİ

İBB davasında ilk celsenin 9 Temmuz'da tamamlanmasına yönelik kararı eleştiren İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Yani ben İBB davasında sözüm ona ‘suç örgütü lideri’ olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: ‘Beni lütfen ilk dinleyin, ilk. İlk ben konuşmak istiyorum’ dedim, kabul etmediler. O zaman dedim ‘Ben en son konuşmalıyım.’ Kabul etti. Sayın yargıç kabul etti. Daha sonra ara savunma vardı. Aynı talebimi ilettim, kabul etti ve öyle savunma yaptım. Daha sonra arada bunu tekrar ettim, yine kabul etti. En son geçen hafta pazartesi dedim ki: ‘Sayın yargıç, sıra bana geliyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi, burada herkes savunmasını bitirdikten sonra benim savunma yapmam doğrudur. Çünkü ben bütün eylemlerden yargılanıyorum. Dolayısıyla herkesi dinledikten sonra cevap vermem doğrusudur.’ ‘Doğru’ dedi, ‘sorun yok’ dedi. Bir anda, bir anda perşembe sabahı ‘9 Temmuz'da duruşmalar bitecek, ilk celse bitecek ve ben ilk haline dönüyorum. En son kişi işte Fatih Bey olacak. Ondan önce Ekrem Bey'i dinleyeceğim. Zaman kalmasa da Fatih Bey Ağustos'a kalsın’ Allah Allah! 9 Temmuz, milat! Nedir? Bilmiyoruz. Göreceğiz!

Bu, yani bu hukuksuzluğu da yaşıyoruz. Açıkçası kalan sanıkların zamanını kısıtladı. Hatta bir arkadaşımızın avukatı daha savunmasının dörtte birini yapamadan hakkını kesti, attı. Umarım bugün düzeltir. Umarım, umarım. Yani hem Türk yargısı adına hem şahsı adına hem yüce milletimiz adına umarım düzeltir. Temennim o. Umarım o günü yaşanmamış kabul eder ve yine suhuletle bu sürecin bugüne kadar tamamlandığı gibi tamamlanmasına fırsat verir. Şimdi tabii itiraz hakkımı kullanmam sonrası beni salondan çıkardı. Benim avukatım dahil diğer avukatları da salondan çıkarttı. Hatta biz şu anda cezalı durumda görünüyoruz anladığım kadarıyla. Çünkü avukatımı bu sabah salona almama kararını devam ettirdi."

İMAMOĞLU: "BU TELAŞI, BU ACELEYİ BENİM KABUL ETMEM MÜMKÜN DEĞİL"

"Şimdi geri mi aldılar? Ha, tamam. O zaman dualarımız bazen tutuyor işte. İnşallah diğer kararlarını da düzeltir. Temennim bu benim adıma değil. Vallahi benim adıma değil. İnanın her iyi adım, her iyi adım bu kutsal ülke, memleket, Türk yargısı huzurunda her iyi adım beni çok mutlu eder yani. Hani böyle mahcubiyetimi arttırır. Mahcubiyet derken, iyiliğin altyapısını oluşturduğu için memnun olurum, mutlu olurum yani. Görevini yapmış olur. Umarım, umarım.

Tabii bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukta da vicdanda da insaniyetle açıklanacak bir tarafı yok. Yaklaşık 4 aydır süren bir davanın sonuna gelmişken bu acele ve bu ısrarın da anlamı yok. ‘9 Temmuz'da bitireceğim’ demenin de bir anlamı yok. Gerçekten yok. Ben şimdi 5, 4 gündür dinliyorum. Kendilerini de uyardım. Dedim ki: ‘Bakın, bu mahkeme, huzurda bulunan bu süreçler bu mahkemede dahil, Türkiye'yi ilgilendiriyor, dünyayı ilgilendiriyor, demokrasiyi ilgilendiriyor.’ ‘Ya bize ne canım, bizi bir kişi ilgilendiriyor’ diyorsanız yanılıyorsunuz. O bir kişi çok önemli değil, 86 milyon önemli. O bir kişi keyifle izleyebilir olanı biteni ama 86 milyon keyifle izlemiyor. Ekonomi çakılıyor, millet bu ülkeye yatırım yapmıyor, insanlar bu ülkeye yatırım... Bu insanın, bu ülkenin insanı bile yurt dışına kaçıyor. Rekorlar kırıyorlar. Yani 60 milyar doları geçti yurt dışında yatırım yapan Türk şirketleri, 60 milyar dolar. Kaçıyorlar bu ülkeden. Ve yani 20-30 milyar doları bulmuştu 2000'lerin başı, yine bu iktidarın kurulduğu zamanlar yıllık bu ülkeye yapılan yatırım. Şimdi 100 milyon dolar gelmiyor bu ülkeye yılda. Utanç verici. Gelmez. Onun için sanmayın bu iş sadece o bir kişiyi ilgilendiriyor, sanmayın sadece bu ülkeyi ilgilendiriyor. Dünyayı ilgilendiriyor. Bu iş demokrasi meselesi.

O bakımdan bu telaşı, bu aceleyi benim kabul etmem mümkün değil. Beni saatlere sıkıştırmak değil, tam aksine bu kutsal, kutsalımız adalet, mülkün temeli, devletin temeli olan adalet bir sanığın, bir kendini ifade etmek zorunda olan kişinin sözünü kesmemeli. Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına çok gölge düşmüş bir dönemde benim artık bu duvarlar arasında anlatacaklarımı dinlemeye niyetli ne yazık ki bağımsız ve tarafsız bir mahkeme göremediğim ve bunu yaşayamadığım için çok üzgünüm. Bu saatten sonra ben bütün savunmamı aziz milletime yapıyorum. Ve yüzüm de ruhum da kalbim de dilim de milletime dönüktür. Beni 86 milyon insanın duyduğuna inanıyorum.”

11.56 | İMAMOĞLU: "HAKKIMDA İDDİANAME DÜZENLEYEN SAVCILARIN TAMAMI ÖDÜLLENDİRİLDİ"

“Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi”diyen İmamoğlu şöyle devam etti:

“Bir bakan değişti, ardından adalet mekanizmasının bambaşka bir yere evrilmesi sağlandı. Tarihte var mıdır bilmem? Mesela aynı iktidar döneminde bir bakan gidiyor, başka bir adalet bakanı geliyor, bütün kadrolar değişiyor, bütün kadrolar. Allah Allah! Yani at örneğin, işte AK Parti gitse, CHP gelse veya İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı da burada, İYİ Parti gelse e bir bakanlıktaki kadroların değişmesi, yöneticilerin değişmesi normal olur. Şimdi bir bakan geldi, bütün kadrolar değişti, A'dan Z'ye. Bu nasıl bir şey? Bu nasıl bir örgütlenme? Ne için örgütleniyor? Neyin örgütü? Çok merak ediyorum. Mahkemeler artık doğal akışıyla değil, ne yazık ki sipariş usulüyle oluşturuluyor. Ve hiç çekinmeden, hiç imtina etmeden, hiç hesap vermeden... Zaten sistem artık bir otoriter sisteme dönmüş. Yani HSK bütün kadrolarıyla iktidar tarafından atanıyor. Başına bakan geliyor, siyasi bir yapı. Ve orada haftalık, hatta anlık, yani şuradaki diyalogdan bile birileri değişebilir yani. 1 saat sonra, 2 saat sonra değişebilir.

Yani şu uydurma, şu absürt iddianameyi yazan dahil hepsi ödüllendirildi. Hukuka bağlı kalmayı tercih eden -yani öyle düşünüyorum, çünkü sonuçlarını görmedim birçoğunun- 18 hakim değişti. Benim mahkemelerimde 18 hakim değişti, bu mahkemenin sayın hakimi dahil. Yani karşımdaki sayın hakim sonradan görevlendirilen hakim. Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün... Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.

Bunları niye söylüyorum? Çünkü benim her devletin her kadrosuna saygım yüksek. Yani burada bulunan devleti temsil eden ama iddia makamı, ama yargı, ama kolluk gücü, ama kim olursa olsun içinde hangi vücudun olduğunu olduğuna bakmaksızın yüksek saygı duyan bir devlet terbiyem var benim. Ben öyle bir evladım yani, bu vatan evladıyım ben. Devlet terbiyesiyle büyüdüm. Ona yüksek saygıyla bakarım. Nereye kadar? Kişiliğini belli edene kadar. Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hakimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu'nu mutlaka mahkum etme iradesi. ‘Ekrem İmamoğlu'nu mahkum edeceğiz.’ Değişmeyen tek şey. Eee size zarar vermeyecekse su isteyeceğim.”

Ekrem İmamoğlu’nun su istemesi üzerine hakim, “Elbette içebilirsiniz” diye yanıt verdi.

11.50 | İMAMOĞLU: "RAPORU GÖRSENİZ AĞLARSINIZ..."

"İki kıymetli Genel Başkanım burada. Tabii ki Sayın Özgür Özel'i saygıyla selamlıyorum. Sayın Karayalçın büyüğümüzün hürmetle ellerinden öpüyorum" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

"Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne Büyükşehir'de. Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü'nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye.

E bir protokol yapın, protokol yaptılar. Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022'de o dönemin İçişleri Bakanı "Ekrem hakkında bir şey bulun" diye 2 ay, 3 ay Beylikdüzü Belediyesi'ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi'ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylül'de duruşmam var.

Evet, ben kendi adıma makam aracı olarak ne aileme, ne eşime, ne kızıma, ne oğullarıma, ne kendime belediyeden araba tahsis etmedim. Kendi arabamı kullandım. Ailemin şoförü aileme şoförlük yaptı. Ben kendi arabamı kullandım, masrafımı karşıladım. Bundan dolayı dava açıldı. Ve daha da ilerisi geçenlerde şantiyeme, şantiyelerime öyle bir saldırı yapıldı ki, aile şantiyelerime yani aile firmamdan, 8 tane belediye görevlisini tutukladılar biliyor musunuz? Şu an 12 kişi tutuklu. Ailemin firmasının mühendisini tutukladılar. Niye biliyor musunuz? Ne kaçak kat var, ne büyük kurulmuş bir bina var, ne kaçak bir bina var. Bir de bu yandaş terbiyesiz medya 2.2 milyarlık rant diye başlık attı. Ve 6 tane gariban memur hapiste. Dördünün tutuklandıktan 2 gün sonra üniversite sınavına çocuğu girecek. Ne biliyor musunuz? Efendim, 3 sene önce yapıldığında çatı arasındaki oda 3.90 yerine 4.40'a çıkartılmış ölçüsü çatı içinde. Balkona kapı buradanmış da bir de buradan açılmış. Binanın cephesinde gölgelik yapılmış. Raporu görseniz ağlarsınız.

Ve bundan bir, bir bölümü için de kendi raporda da yazıyor. Diyor ki: 'Fahiş bir ceza da kesmiş' diyor, ‘Beylikdüzü Belediyesi Ekrem İmamoğlu'na.’ Ama diyor ‘Olsun, tadilat ruhsatıyla da bunları düzeltmiş firmam.’ Düzeltmiş, bunlar 4 sene önce, 3 sene önce biten işler. Buradan 12 insan tu-tuk-lu! Yaklaşık 1 aydır tutuklu. Ne bir kat bina fazla, ne bir kat, 1 metre daha büyük bir bina var. 7-8 tane memur tutuklu. İktidara yakın bir projeyi çizen mimar serbest, iktidara yakın olmayan bir başka projemi çizen mimar o da tutuklu. Rezalet! Bunları yaşıyoruz. Rezalet! Bu rezaleti şunun için anlatıyorum, bu davanın konusu da rezalet. Bu, tam bir rezalet. Çünkü bu, bu ülkede gerçekten yargı bağımsızlığı yerle bir olmuştur. Adeta yargı bağımsızlığı diye bir şey kalmamıştır."

11.37 | İMAMOĞLU: 12 YILDIR MAKAM ARACI OLARAK KENDİ ARACIMI KULLANDIM

Hakkında çok sayıda dava açıldığına, bunlardan birinin de makam aracıyla ilgili olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım. Ve yargılanıyorum! Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne büyükşehirde. Benzinini de ben aldım, bakımını da lastiğini da ben yaptırdım. 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı" dedi.

İmamoğlu şöyle konuştu:

"15 davanın içinde çok ilginç davalar var. Mesela ahmak davası. Şimdi burada bunu dünyada herhangi bir ülkeye gitsek anlatsak, saatler sürse anlatamayız yani. Ahmak davası, casusluk davasını anlatamayız. E içinde bulunduğumuz duruşma salonunda diploma davasını da anlatamayız yani. Kurultay davasını hiç anlatamayız. Yani gerçekten anlaması da mümkün değil. Yani ben ona da muhatabım. Bir defa SEGBİS ile katıldım. E çok ilginç davalar var. Geçenlerde bir belediye başkanına hakaret davası. İki defa hakkımda beraat veriliyor, ısrarla getireceksiniz diyor hakim. Ben giderken 60 kilometre gittik, araba bozuldu. Savcılığın talimatı var geri dönmemiz isteniyor dendi.

60 kilometre gittikten sonra bozuk arabayla 60 kilometre geri geldik. Halbuki 50 kilometre sonra Anadolu Adliyesinde olma imkanımız vardı. Böyle işlerle uğraşıyoruz. ‘Ne oluyor Ekrem, yani canın sıkılıyor mu?’ Elbette üzülüyorum, kızıyorum. Ama nasıl bir şeydir? Kızgınlık, öfke bir gün sonra acayip bir motivasyona dönüyor. Yani tarif edilemez. Yazdığım metinlere bile ben şaşıyorum yani nasıl çıktı bunlar zihnimden diye o anda. Yani topluma aktardığım duyguların, düşüncelerimin bile böyle sıçrama gösteriyor yani kendiliğinden köpürüyor. Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı."

11.35 | İMAMOĞLU: "MAHKEMELER SİPARİŞ ÜZERİNE OLUŞTURULUYOR"

Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in göreve gelmesinden sonra tüm kadroların değiştirildiğini söyledi ve "Mahkemeler sipariş üzerine oluşturuluyor. Hukuka bağlı olmayı tercih eden 18 hakim değişti. Bu mahkemenin sayın hakimi de dahil. Karşımdaki hakim sonradan gelen hakim" dedi.

11.20 | İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI: BENİM BÜTÜN DAVALARIMA İMAMOĞLU DAVALARI DENEBİLİR

Ekrem İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu'na uzanıp elini öptü.

Duruşmayı takip eden yabancı heyete, "Thank you for your support" diyerek teşekkür etti. Özgür Özel'e ise "Genel başkanım hoş geldiniz" diyerek seslendi ve savunmasına başladı.

"Aziz milletime sesleniyorum" diyen İmamoğlu, bu sabah başka bir salona uğradığını ve sadece bugün 3 davayla karşı karşıya olduğunu ifade etti. İmamoğlu ayrıca, "Benim bütün davalarıma İmamoğlu Davaları denebilir, demokrasi mücadelesi davaları da denebilir, 20'yi aşkın davam var" dedi.

İmamoğlu savunmasında şunları söyledi:

"Evet, buradan aziz milletime sesleniyorum: Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden ‘İmamoğlu davaları’ da denebilir, ‘demokrasi mücadelesi davaları’ da denebilir.

1,5 yılda icat edilen, hatta uydurulan 20, belki 20'nin üzeri davaya muhatabım. Arkadaşlarım, sadece ceza davalarını çıkardılar, ceza davası şeklinde tariflenen davalarım 15 adet oldu. Ama dediğim gibi, işte diplomayla ilgili, iptaliyle ilgili benim başvurumla yürüyen dava ve diğerlerini kattığımızda 20'yi aştığını tahmin ediyorum. Yani “tahmin ediyorum” cümlesi kesin kanaat olarak da yorumlanabilir bu mahkemeler tarafından ya da iddia makamı tarafından; çünkü benim 4000 sayfalık İBB davasında ‘tahmin ediyorum’, ‘duymuştum’ şeklinde binlerce kez tekrar edilen kanaatlerle bir iddiayla karşı karşıyayım yine bu binada, bir başka duruşma salonunda. Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum."

Bu süreçlerin ardından “sağlığım da moralim de çok iyi” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:

“Yani çok çok iyiyim. Allah'a şükürler olsun. Kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim. Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü 5 dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor. Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim.”

11.15 | "CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU" SLOGANLARI

Ekrem İmamoğlu ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başlıyor. İmamoğlu, salona girerken "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla karşılandı.

11.00 | İMAMOĞLU, DİPLOMA DAVASININ GÖRÜLECEĞİ SALONDA

Ekrem İmamoğlu, ilk olarak "casusluk" davası için Silivri’deki 4 no’lu duruşma salonuna geldi.

İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, Tele 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün de salona getirildi.

Mahkeme Heyeti’nin de gelmesiyle duruşma başladı. Savunmalara geçilmeden önce İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı.

Demir, “Ekrem Bey’in 2 davası daha var. Saatler çakıştı” dedi ve İmamoğlu’nun öncelikli olarak diğer salonda görülecek olan “diploma” davasına katılma talebini iletti.

Mahkeme Başkanı talebi kabul etti. İmamoğlu duruşma salonundan ayrıldı, “diploma” davasının görüleceği salona geçti.

Haber Kaynağı : 12punto

Kaynağa Git

İlgili Haberler