Ana içeriğe geç

ABD'yi sarsan belgeler: Trump'ın istihbarat şefini tarikat lideri mi yönetti?

ABD siyaseti, Washington Post'un yayımladığı devasa bir sızıntı dosyasıyla çalkalanıyor. Donald Trump döneminin Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın siyasi kararlarının, konuşmalarının ve hatta sosyal medya stratejilerinin "Chris Butler" adlı bir ruhani lider tarafından gizli bir e-posta ağı üzerinden dikte edildiği öne sürüldü. 25 bin sayfalık belgeler, Amerikan devletinin en kritik istihbarat pozisyonunda bulunmuş bir ismin dışarıdan yönetilip yönetilmediği sorusunu gündeme taşıdı.

ABD'yi sarsan belgeler: Trump'ın istihbarat şefini tarikat lideri mi yönetti?
Karar
16

Washington Post, ABD siyasetinin en sıra dışı figürlerinden Tulsi Gabbard’a ilişkin kapsamlı bir araştırma yayımladı. Haberde, Gabbard’ın çocukluğundan itibaren bağlantılı olduğu Science of Identity Foundation çevresi, bu yapının ruhani lideri Chris Butler ve “Nine Isles” adlı e-posta alan adı üzerinden dolaşıma sokulduğu öne sürülen siyasi notlar mercek altına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Gabbard’ın Kongre döneminde yaptığı bazı açıklamalar, sunduğu yasa teklifleri ve televizyon konuşmaları, kendisine ya da yakın çevresine iletildiği iddia edilen notlarla büyük benzerlikler taşıyor.

Gabbard cephesi ise haberi, “Hindu inancına yönelik düşmanlığı büyüten” bir yayın olarak nitelendirdi ve iddiaları reddetti.

ESKİ KAMPANYA ÇALIŞANINDAN GELEN BELGELER

Dosyanın merkezinde, Gabbard’ın kongre kampanyalarında dijital strateji alanında çalışan Rebecca Saltzburg yer aldı.

Saltzburg, ilk etapta Gabbard’ın bağımsız hareket eden bir siyasetçi olduğunu savundu. Ancak aylar sonra Washington Post muhabiriyle yeniden temasa geçtiğinde farklı bir tablo anlattı.

Saltzburg, 1990’larda Chris Butler’ın sekreteri olarak çalıştığını, Gabbard’ın ailesi ve diğer bağlılarla aynı çevrede bulunduğunu, daha sonra Science of Identity Foundation liderleriyle ihtilafa düştüğünü söyledi.

Saltzburg’un daha sonra eski hesaplarında bulduğunu belirttiği e-postalar, Washington Post’un araştırmasının temelini oluşturdu.

NİNE ISLES NEYDİ?

Haberde öne çıkan en kritik başlıklardan biri “Nine Isles” adlı e-posta alan adı oldu.

Saltzburg’a göre NineIsles.com, Butler’ın ofisi tarafından kullanılan ve sekreterler ile seçilmiş bazı bağlılara ayrılan özel bir iletişim kanalıydı.

Washington Post’a göre bu adresten gönderilen e-postalarda, Gabbard’ın Kongre dönemine ilişkin politika notları, konuşma taslakları, medya stratejileri ve yasa önerileri bulunuyordu.

Saltzburg, bu notların Butler’ın sözlü yönlendirmelerinin sekreterler tarafından yazıya geçirilmiş hali olduğunu öne sürdü.

25 BİNİ AŞKIN SAYFALIK BELGE

Washington Post, Saltzburg’un zaman içinde kendileriyle 25 bini aşkın sayfalık belge paylaştığını yazdı.

Bu belgeler arasında 2011-2017 dönemine ait yüzlerce not bulunduğu, notların büyük bölümünün Gabbard’ın Kongre’deki ilk iki dönemine denk geldiği belirtildi.

Belgelerde, Gabbard’ın hangi yasa önerilerini gündeme getirmesi, hangi dış politika çizgisini savunması, televizyon programlarında nasıl konuşması ve kamuoyuna nasıl görünmesi gerektiğine ilişkin tavsiyeler yer aldığı aktarıldı.

Notlardaki ana konuşmacının kimliği çoğu zaman belirtilmiyordu.

Saltzburg’a göre bu kişi Chris Butler’dı.

“BUTLER KİMLİĞİNİ GİZLEMEK İÇİN ADI YAZILMADI” İDDİASI

Saltzburg, notlarda Butler’ın adının özellikle yazılmadığını, bunun da belgelerin kamuoyuna sızması halinde ruhani liderin kimliğini gizlemek için yapıldığını ileri sürdü.

Washington Post, belgelerdeki ana konuşmacının çoğu zaman Gabbard’a ya da çevresine sert, buyurgan ve zaman zaman aşağılayıcı bir dille seslendiğini yazdı.

Haberde, bu kişinin Gabbard’ın açıklamalarını, televizyon performanslarını ve politika hazırlıklarını ayrıntılı biçimde değerlendirdiği belirtildi.

Gabbard’ın bazı notlarda doğrudan alıcı olarak görünmediği, ancak belgelerin ailesi ve yakın çevresindeki kişilere gönderildiği aktarıldı.

GABBARD’IN AÇIKLAMALARIYLA NOTLAR ARASINDA PARALELLİK

Washington Post, belgelerdeki bazı öneriler ile Gabbard’ın kamuoyuna yaptığı açıklamalar arasında dikkat çekici benzerlikler tespit ettiğini bildirdi.

Habere göre 2014 tarihli bir notta, yabancı ülkelerde IŞİD’e katılan vatandaşlara yaptırım uygulanmasına yönelik bir yasa önerisi gündeme getirilmesi isteniyordu. Gabbard’ın kısa süre sonra bu yönde açıklama yaptığı ve ardından Kongre’ye yasa teklifi sunduğu belirtildi.

Bir başka örnekte, 2015’te CNN’de Wolf Blitzer’a çıkmadan önce hazırlanan konuşma notlarındaki bir ifadenin, Gabbard tarafından neredeyse aynı şekilde kullanıldığı aktarıldı.

Washington Post, 2014-2016 yılları arasında Gabbard’ın 32 televizyon konuşmasını ilgili notlarla karşılaştırdığını; 24’ünde notlardaki dilin neredeyse aynen kullanıldığını, diğerlerinde ise aynı fikirlerin farklı kelimelerle savunulduğunu yazdı.

SURİYE VE CIA BAŞLIKLARI ÖNE ÇIKTI

Haberde dikkat çeken dosyalardan biri de Suriye oldu.

Washington Post’a göre bazı notlarda, Gabbard’ın ABD’nin Suriye’de rejim değişikliği politikasına karşı çıkması yönünde taktik öneriler yer aldı.

Gabbard’ın daha sonra kamuoyunda savunduğu bazı tezlerin, belgelerde yer alan yaklaşım ve ifadelerle örtüştüğü öne sürüldü.

Haberde ayrıca, bazı belgelerde CIA ve Amerikan istihbarat kurumlarına yönelik derin şüpheci bir dil bulunduğu; bunun, daha sonra ABD istihbarat kurumlarını koordine eden bir ismin siyasi geçmişi açısından dikkat çekici olduğu yorumu yapıldı.

GABBARD’IN KARİYERİNDEKİ DÖNÜŞÜM

Tulsi Gabbard, ABD siyasetinde çizdiği sıra dışı rota nedeniyle uzun süredir dikkat çeken bir isim.

Hawaii’de Demokrat Parti’den siyasete giren Gabbard, Kongre’ye seçildikten sonra Bernie Sanders’a verdiği destekle ilerici çevrelerde öne çıkmıştı.

Daha sonra Demokrat Parti’den uzaklaşan Gabbard, Fox News yorumculuğu yaptı, Cumhuriyetçi çizgiye yaklaştı ve Donald Trump’ın siyasi hareketiyle aynı hatta konumlandı.

Trump tarafından Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’ne getirilen Gabbard, bu göreviyle ABD’nin en hassas istihbarat dosyalarına erişim sağlayan isimlerden biri oldu.

Washington Post, söz konusu belgelerin bu sıra dışı siyasi dönüşümde dışarıdan bir yönlendirme olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdığını yazdı.

BUTLER GEÇMİŞTE SİYASİ HEDEFLER KOYMUŞTU

Haberde Chris Butler’ın siyasete ilgisinin yeni olmadığına da dikkat çekildi.

Butler’ın 1970’lerden itibaren Hawaii’de dini öğreti ve meditasyon çevresi oluşturduğu, daha sonra Science of Identity Foundation’ın temellerini attığı belirtildi.

Washington Post’a göre Butler, geçmişte siyasetin “aziz kişiler” tarafından yönetilmesi gerektiğini savunan metinler kaleme aldı.

1976’da Hawaii’de “Independents for Godly Government” adlı bir siyasi oluşumun seçimlere girdiği, adaylardan bazılarının Butler’ın takipçileri olduğu aktarıldı.

Bu oluşumun seçimlerde başarı sağlayamadığı, ancak Butler çevresinin siyasetle ilgisinin köklü olduğunu gösterdiği belirtildi.

GABBARD AİLESİNİN SCİENCE OF IDENTİTY BAĞLANTISI

Haberde Gabbard’ın ailesinin Science of Identity Foundation çevresiyle uzun süreli ilişkisine de yer verildi.

Gabbard’ın anne ve babası Mike ve Carol Gabbard’ın, Butler’ın çevresindeki önemli kişiler arasında yer aldığı aktarıldı.

Ailenin 1990’larda Hawaii’de eşcinsel evliliğe karşı yürütülen kampanyada aktif rol aldığı; genç Tulsi Gabbard’ın da bu dönemde kampanyada göründüğü belirtildi.

Gabbard daha sonra bu geçmişteki tutumları için özür dilemiş ve eşcinsel evliliği desteklediğini açıklamıştı.

SAHTE SOSYAL MEDYA HESAPLARI İDDİASI

Washington Post dosyasının bir diğer önemli bölümü, Gabbard’ı internet ortamında desteklemek için kurulduğu öne sürülen sahte ya da takma adlı sosyal medya hesapları oldu.

Habere göre bazı Science of Identity Foundation üyeleri, Gabbard’ı savunmak, eleştirilere yanıt vermek ve kamuoyunda daha güçlü destek varmış izlenimi yaratmak için anonim hesaplar kullandı.

Belgelerde bazı sahte profillerin gerçek kişiler tarafından yönetildiği, bu profillerin sahte biyografiler, sahte eğitim ve meslek bilgileriyle desteklendiği öne sürüldü.

Saltzburg, bu çalışmada önemli rol üstlendiğini kabul ettiğini, o dönemde bunu çevre, savaş karşıtlığı ve daha büyük bir amaç için yaptığını düşündüğünü söyledi.

GABBARD’IN GRUP YAZIŞMALARINA KATILDIĞI İDDİASI

Haberde, Gabbard’ın bazı Skype gruplarında sosyal medya paylaşımlarına yanıt verilmesi gerektiğini belirten mesajlara dahil olduğu da öne sürüldü.

Washington Post’a göre Gabbard’ın kişisel hesabından, hakkında çıkan bazı yazılar ya da sosyal medya paylaşımları için yorum yapılması istenen mesajlar gönderildi.

Bazı mesajlarda, Gabbard’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yönelik eleştirilerin tonunun yumuşatılması gerektiğini söylediği iddia edildi.

Ancak haberde, Gabbard’ın sahte profillerin kullanıldığından ne ölçüde haberdar olduğunun net olmadığı da belirtildi.

GABBARD CEPHESİ: HİNDU KARŞITI ÖNYARGI

Gabbard’ın ekibi, Washington Post’un sorularına ayrıntılı yanıt vermedi.

Haberde aktarıldığına göre Gabbard cephesi, haberin “Hindu inancına yönelik önyargı” içerdiğini savundu.

Gabbard’ın ekibi ayrıca haberin, eski bir gönüllünün başarısız 250 bin dolarlık para talebiyle bağlantılı iddialara dayandığını öne sürdü.

Gabbard cephesi, bu dosyayı din ve sadakat üzerinden yürütülen haksız bir saldırı olarak nitelendirdi.

SIF İDDİALARI REDDETTİ

Science of Identity Foundation Başkanı Jeannie Bishop da Washington Post’un sorularına ayrıntılı yanıt vermedi.

Bishop, soruların yanlış öncüllere dayandığını savundu ancak hangi noktaların yanlış olduğunu ayrıntılandırmadı.

Science of Identity Foundation adına konuşan bir halkla ilişkiler temsilcisi ise, bir Hindu kamu figürünün ruhani öğretmeni olmasının “kontrol” anlamına gelmeyeceğini belirterek haberin Hindu karşıtı bir çerçeve kurduğunu savundu.

KHEMANEY: NOTLARIN ÇOĞU BUTLER’DAN DEĞİL

Haberde adı geçen Sunil Khemaney de iddialara farklı bir açıklama getirdi.

Khemaney, söz konusu notların büyük bölümünün kendisi, Gabbard’ın babası Mike Gabbard ve diğer danışmanlardan geldiğini savundu.

Khemaney’e göre yalnızca bazı notlar Butler’ın Hinduizm, Bhagavad Gita ve Vedik guru sistemiyle ilgili değerlendirmelerini içeriyor olabilir.

Washington Post ise belgelerde yer alan bazı dil ve bağlam işaretlerinin, ana konuşmacının Butler olabileceğini düşündürdüğünü yazdı.

Haberde, bazı notlarda konuşmacının kendi öğretilerinden ve geçmiş tartışmalarından söz ettiği, bunun da Butler ihtimalini güçlendirdiği öne sürüldü.

SALTZBURG’UN MOTİVASYONU DA TARTIŞMALI

Washington Post haberi, ana kaynak Saltzburg’un geçmişinin de karmaşık olduğunu kabul etti.

Saltzburg’un Science of Identity Foundation ile yaşadığı ihtilafın ardından bir para talebinde bulunduğu, örgüt çevresinin de bu durumu onun güvenilirliğini sorgulamak için kullandığı aktarıldı.

Saltzburg ise bu belgeleri paylaşma nedeninin yalnızca kişisel öfke olmadığını, Gabbard’ın seçmenlere Butler’ın etkisi konusunda gerçeği söylemediğini düşündüğünü belirtti.

Washington Post, Science of Identity Foundation’ın belgelerin özgünlüğünü doğrudan reddetmediğini, ancak yorumları ve çıkarımları kabul etmediğini yazdı.

BELGE DOSYASI SİYASİ ETKİ TARTIŞMASI DOĞURDU

Washington Post’un yayımladığı dosya, Tulsi Gabbard’ın siyasi çizgisinin arkasında ne kadar kişisel karar, ne kadar çevresel yönlendirme olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Haberde yer alan belgeler, Gabbard’ın Kongre dönemindeki bazı açıklamaları, yasa girişimleri, televizyon konuşmaları ve sosyal medya stratejileriyle paralellik taşıdığı iddiasıyla dikkat çekiyor.

Ancak Gabbard cephesi ve Science of Identity Foundation, bu haberin din özgürlüğü ve Hindu inancı üzerinden önyargılı bir saldırı olduğunu savunuyor.

Khemaney ise notların çoğunun Butler’dan değil, kendisi ve diğer danışmanlardan geldiğini belirtiyor.

WASHİNGTON POST’UN DOSYASI YENİ TARTIŞMA BAŞLATTI

Gabbard’ın Trump yönetimindeki görevinden ayrıldığı bir dönemde yayımlanan bu dosya, ABD siyasetinde hem dini yapıların siyasi etkisi hem de sosyal medya manipülasyonu tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Haberdeki en kritik soru şu:

Gabbard’ın siyasi kariyeri, kamuoyuna yansıtıldığından daha organize ve gizli bir danışmanlık ağı tarafından mı şekillendirildi?

Washington Post’un belgeleri bu soruyu gündeme getirirken; Gabbard cephesi iddiaları reddediyor ve haberin dini kimliğini hedef aldığını savunuyor.

Bu nedenle dosya, yalnızca Tulsi Gabbard’ın geçmişine ilişkin bir portre değil, ABD siyasetinde din, güç, danışmanlık ağları ve dijital propaganda ilişkisini tartışmaya açan kapsamlı bir araştırma olarak öne çıkıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler