Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, 12 Haziran'da yürürlüğe girecek Avrupa Birliği Göç ve İltica Paktı'na ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, paktın "daha etkin sınır yönetimi", "hızlı iltica prosedürleri" ve "üye ülkeler arasında dayanışma" başlıklarıyla sunulduğu belirtilirken, düzenlemenin göçmenleri Avrupa sınırlarından uzak tutmayı hedefleyen yeni bir sınır rejimi oluşturduğu ifade edildi.
Açıklamada, Avrupa Birliği'nin savaşlar, yoksulluk, iklim krizi ve emperyalist müdahalelerin yarattığı göç hareketlerine karşı sınırlarını militarize etmeyi tercih ettiği belirtilerek, "Akdeniz'de ve Ege'de binlerce insanın yaşamını yitirmesi bu politikaların kaçınılmaz sonucu haline gelmiş durumda. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre yalnızca 2025 yılında Akdeniz'de 2 binden fazla insan hayatını kaybetti veya kayboldu. Son on yılda bu sayı 30 bini aştı. Akdeniz dünyanın en ölümcül sınırlarından biri haline getirildi" denildi.
"Yeni pakt mevcut tabloyu kurumsallaştırıyor"
Göç ve İltica Paktı'nın mevcut uygulamaları değiştirmek yerine kurumsallaştırdığı savunulan açıklamada, "Paktla birlikte AB dış sınırlarına ulaşan insanlar daha ilk aşamada güvenlik filtrelerinden geçirilecek, biyometrik verileri kayıt altına alınacak, hızlandırılmış prosedürlerle iltica başvuruları değerlendirilecek ve reddedilenler çok daha kısa sürede sınır dışı edilebilecek" ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, düşük kabul oranına sahip ülkelerden gelen kişiler için iltica hakkının fiilen sınır kapılarında sona erdirileceği belirtilerek, paktın "ilk giriş ülkesi" uygulamasını güçlendirdiği kaydedildi.
AB'nin "güvenli üçüncü ülke" yaklaşımına da değinilen açıklamada, "Bu anlayış, insanların hiç yaşamadıkları ya da yalnızca transit geçtikleri ülkelere gönderilmelerinin önünü açıyor. Böylece uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme ilkesi aşındırılıyor" denildi.
Göçmen kampları ve geri gönderme merkezleri vurgusu
Açıklamada, paktın sınır bölgelerinde ve Avrupa dışında yeni göçmen kamplarının kurulmasının önünü açacağı belirtilerek, "Başvurusu reddedilen kişiler geri dönüş süreçleri tamamlanana kadar göçmen kamplarında yani kapalı merkezlerde tutulabilecek. Avrupa Birliği aynı zamanda reddedilen göçmenlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak geri gönderme merkezlerine sevk edilmesini sağlayacak yeni mekanizmalar üzerinde çalışıyor" ifadelerine yer verildi.
Sınırların dışsallaştırılması politikasına dikkat çekilen açıklamada, Avrupa Birliği'nin göç kontrolünü Türkiye, Tunus, Libya ve Balkan ülkeleri üzerinden yürütmek istediği belirtilerek, bu ülkelerin giderek Avrupa'nın tampon bölgesi ve sınır polisi haline getirildiği savunuldu.
Türkiye ile FRONTEX arasındaki işbirliğine değinilen açıklamada, özellikle 2016 Türkiye-AB Mutabakatı sonrasında Türkiye'nin Avrupa'ya geçişleri engelleyen bir rol üstlendiği ifade edildi.
"Göçmen emeği piyasanın ihtiyaçlarına göre seçiliyor"
Avrupa Birliği'nin bir yandan göçmenleri sınırlarının dışında tutmaya çalışırken diğer yandan ihtiyaç duyduğu işgücünü seçerek kabul ettiğinin belirtildiği açıklamada, "Mavi Kart uygulamaları ve yetenek havuzları bunun açık örnekleri. Yüksek vasıflı işçiler için güvencesiz kapılar açılırken, savaşlardan ve yoksulluktan kaçan milyonlarca insan için tel örgüler, geri gönderme merkezleri ve sınır dışı mekanizmaları devreye sokuluyor" denildi.
Açıklamada, yeni Göç ve İltica Paktı'nın "insanların hareket özgürlüğünü sınırlayan, iltica hakkını daraltan, göçmenleri güvenlik tehdidi olarak kodlayan ve emeği piyasanın ihtiyaçlarına göre seçip ayıklayan bir rejimin hukuki çerçevesini oluşturduğu" ifade edildi.
Talepler sıralandı
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı açıklamasının sonunda şu talepleri sıraladı:
- Güvenli ve yasal geçiş yollarının açılmasını ve göçmenlere kalıcı yasal statü hakkı tanınmasını,
- Göçmen kamplarının, geri gönderme merkezlerinin kapatılmasını, geri itme uygulamalarının durdurulmasını,
- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşmasının derhal feshedilmesini,
- Göçmenlerin Avrupa'nın ve Türkiye'nin sınır güvenliği politikalarının pazarlık konusu olmaktan çıkarılmasını,
- Göçmen emeğinin güvencesiz ve düşük ücretli çalışma koşullarında sömürülmesine son verilmesini, tüm göçmenlerin eşit sosyal, ekonomik ve sendikal haklara erişiminin sağlanmasını;
- Göçmenlerin sağlık, eğitim ve barınma hizmetlerine erişiminin güvence altına alınmasını,
- Yeni göç hareketlerine yönelik politikaların güvenlik eksenli değil insan hakları temelinde şekillendirilmesini istiyoruz.
Açıklama, "Sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada eşit ve özgür bir yaşam için ırkçılığa, göçmen düşmanlığına, savaş politikalarına, sınır rejimlerine ve göçü yönetilebilir bir emek rezervi olarak gören anlayışa karşı göçmenlerle omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz" ifadeleriyle sona erdi.