Artı Gerçek - İstanbul’da iki gün sürecek olan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” başladı. 29 aydın ve yazarın çağrısıyla düzenlenen konferans, siyaset, akademi, sivil toplum ve kültür-sanat çevrelerinden çok sayıda ismi bir araya getirdi.
Konferansa Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da katıldı.
Konferansın açılış konuşmalarını çağrıcılar arasında yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen ile siyasetçi Gültan Kışanak yaptı.
RIZA TÜRMEN: 'DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ BAŞLATMAK ZORUNDAYIZ'
Rıza Türmen, Türkiye’nin ciddi bir demokrasi kriziyle karşı karşıya olduğunu belirterek, ülkenin yeni bir yol ayrımında bulunduğunu söyledi. AKP iktidarının cumhuriyetin temel toplumsal mutabakatını bozduğunu söyleyn Türmen, “Ya tek adam rejiminin karanlığında yaşayacağız ya da bunun üstesinden gelerek yeni bir Türkiye inşa edeceğiz” dedi.
Konferansın amacının yeni bir demokrasi hareketi için zemin oluşturmak olduğunu ifade eden Türmen, Türkiye’nin cumhuriyet tarihinin en ağır demokratik gerileme dönemlerinden birinden geçtiğini söyledi.
CHP’ye ilişkin “mutlak butlan” kararını da eleştiren Türmen devamla şunları belirtti:
"Bir partinin seçilmiş lideri mahkeme kararıyla değiştirilebiliyor. Çok partili dönem sona erdi demek. Temel çelişki iki başkan arasındaki çekişme değildir. Buradaki temel çelişki demokrasiden yana olanlarla ile demokrasiyi bertaraf ederek tek adam rejimini isteyenler arasındadır. Bu manzara karşısında yeni bir demokrasi mücadelesi başlatmak zorundayız.
Geniş bir cephe kurmak lazım. Bütün demokratik kuruluşları bir elde toplayabilmek lazım. Direnişle birlikte yeni bir proje sunmak gerekir. Halka anlatabilmek lazım, yoksullukla demokrasi arasında ya da demokratiksizleşmeyle yoksulluk arasında direk bir bağlantı vardır.
KÜRTLER KURUCU İRADE OLMALI
Türkiye’de ‘Terörsüz Türkiye’ dedikleri bir süreç başlatıldı. Kürt sorununun çözümü demokrasi çerçevesinde çözülebilir. Demokrasi yoksa Kürt sorunu çözülemez. Ancak demokrasiden en çok uzaklaştığımız bir dönemde Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Kürtler demokrasinin motoru haline gelmeli. Kürtler demokrasi motorunu en fazla ateşleyebilecek durumda. Demokrasi Kürtler açısında var olup olmama meselesi. Kürt kimliğinin tanınması, evrensel hakların tanınmasını istiyorsak bu demokratik bir toplumda olur. Eğer yeni bir cumhuriyet inşa edeceksek Kürtler bu yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olması lazım. Onun için bu konferanstan bunun çıkmasını bekliyorum. Kürtlerin yeni kurucu iradenin parçası olması gerektiğini düşünüyorum.
'KÜRTLERİ DEMOKRASİYİ ATEŞLEYECEK HAREKET OLARAK GÖRÜYORUM'
Kürt siyasi hareketini bugün Türkiye demokrasisi bakımında en önemli hareket olarak görüyorum. Demokrasiyi ateşleyecek hareket olarak görüyorum. Bu olmadan yeni bir demokrasi hareketi başlatmak son derece güçtür. Türkiye’de Kürt sorunu görüşülmüyor, görüşülen Terörsüz Türkiye! Silahla mücadele bir şeyin sonucu. Silahlı mücadelenin nedenleri ortadan kaldırılmadıkça bir süre sonra aynı nedenler aynı sonuçlar doğurur."
KIŞANAK'TAN CEM KARACA HATIRLATMASI
Konferansta konuşan Gültan Kışanak ise toplantının düzenlendiği Cem Karaca Kültür Merkezi’nin sembolik önemine dikkat çekti. Vatandaşlıktan çıkarılan sanatçı Cem Karaca’yı hatırlatan Kışanak, konferansın yüz yıllık dışlanma, kutuplaşma ve çatışma deneyimlerinin aşılmasını tartışmak amacıyla düzenlendiğini söyledi.
Kışanak devamla şunları belirtti:
“İkinci yüzyılda demokratik bir cumhuriyete ulaşmayı arzuluyoruz. Otoriter, tekçi, üstünlükçü yaklaşımların yarattığı dışlama pratiklerinin sona erdiği; Kürt meselesinin özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayalı barışçıl çözümünün gerçekleştiği; temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, demokratik ortak bir gelecek tahayyülü en önemli motivasyon kaynağımız.
Demokratik dönüşüm rotasında buluşabilirsek, barış ve demokrasiye dayalı ortak geleceğin o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz.
Bugün, burada sadece geçmişi değil, daha çok da geleceği ve mümkün olanı konuşmak için bir araya geldik.
Ben ayrıntılı bir değerlendirme yapmayacağım. Kısaca içinden geçtiğimiz dönemin dört temel özelliğine değinerek, demokratik dönüşümün kaçınılmaz ancak zorlu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Sürecin birinci özelliği; çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyor olmaktır. Otoriter yönetim krizi, ekonomik kriz, siyasal kriz, ekolojik kriz, erkeklik krizi, kimlikler krizi, vs... Küresel ve bölgesel gelişmelerden kaynaklı krizler de cabası.
Bu çoklu kriz durumunun yarattığı bir kaos, karmaşa ve belirsizlik hali var. Bu nedenle toplumda, umutsuzluk, mutsuzluk, hareketsizlik ve beklentili bir ruh hali var. Toplumu, halkı öznellik konumunun dışında tutan bir hal bu. Oysa demokratik dönüşümün temeli, öznesi halktır. Toplumun dinamik, değiştirici gücü yapısal bir suskunluk yaşarsa, demokrasi ölür. Bu nedenle demokratik dönüşüm, artık ekmek su kadar yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Karadeniz’deki balıkçının sorunları ile ekolojik krizinin, kadın cinayetleri ile savaşın, adalet ile yoksulluğun, Kürt meselesi ile otoriter rejimin bir biri ile ilişkili olduğunu bilerek, ortak mücadeleyi, dayanışmayı geliştirmek gerekiyor.
'KÜRT REALİTESİ ARTIK HUKUK KAPISINA GELİP DAYANMIŞTIR'
İkincisi; kapıya dayanan demokratik dönüşüm sürecinin sancılarının çok derin ve sarsıcı olması. Demokratik dönüşüm her şeyden önce sistemsel bir karakter taşıdığı için en çok da iktidarları etkiler. 25 yıllık iktidar değişecek mi? Değişime direnecek mi? Siyasal rejim mi değişti, kritik eşik mi aşıldı, muhalefetsiz bir rejim mi inşa ediliyor? gibi hayati sorulara yanıt aranıyor ancak realite şu ki iktidar da bir değişimin arifesinde olduğunu biliyor ve bunun sancılarını yaşıyor, yaşatıyor.
Üçüncüsü; yüz yılı aşkın tarihsel arka planı bulunan, son kırk yıldan beri çatışma zemininde olan Kürt meselesinde büyük bir değişim ihtiyacının ve imkanının ortaya çıkmasıdır. Hem devletin, hem iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyaset kurumunun, hem toplumun bu köklü değişime ne kadar hazır olduğu ve bu sürecin nasıl gelişeceği de son derece önemlidir. En genel hatlarıyla Kürt meselesi artık bir ayrılık meselesi olmaktan çıkmış, bir tanınma, hukuk içerisine alınma meselesi haline gelmiştir. Bu çok köklü bir değişim sürecine işaret ediyor. ‘Kürt realitesi’ artık hukuk kapısına gelip dayanmıştır.
'BARIŞ VE DEMOKRASİ BİR BİRİNE İÇKİNDİR'
İçinden geçtiğimiz sürecin dördüncü dikkat çekici özelliği ise barış için bir fırsat kapısı aralanırken; demokrasi krizinin derinleşmesi paradoksudur. Bunu aşmak durumundayız. Başarılı barış süreçlerinin en temel karakteri, kimseyi dışında bırakmamasıdır. Mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasal mutabakat barışın teminatıdır.
Parlamentoda eksikleri olmakla birlikte, barış ve çözüme dair ortak bir raporun hazırlanmış olması son derece önemlidir. Orada yakalanan konsensüs ana muhalefet partisine yönelik operasyonla zedelenmeye çalışılıyor. Son olarak yargı müdahalesi ve son mutlak butlan krizi, barış çabalarını boşa çıkarmaya yönelik bir durumdur. Barış ve demokrasi birbirine içkindir.
Kimlik, dil, inanç ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan, eşit yurttaşlık haklarının güvenceye alınması, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hak ve özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, çoğul siyasal sistem, seçim güvencesi, yerel demokrasi ve Kürt barışçıl çözüm demokratik dönüşümün temel yapı taşlarıdır. Bunları geride bırakarak ortak evin çatısını kuramayız.”
İki gün sürecek konferansta, cumhuriyetin yüz yıllık deneyimi, Kürt sorunu, demokrasi, barış, toplumsal dönüşüm ve yeni siyasal arayışlar farklı oturumlarda tartışılacak. (MA)