Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Aram Kuran, 7 Haziran'da gerçekleştirilen Ermenistan parlamento seçimlerinin sonuçlarını ve bu sonuçların ülkenin iç siyaseti ile bölgesel dengeler açısından ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.
Güney Kafkasya'nın son yıllardaki en önemli siyasi gelişmelerinden biri olan Ermenistan parlamento seçimleri, yalnızca bir iktidar mücadelesinin sonucu olarak değerlendirilemez. Sandıktan çıkan tablo, Ermeni toplumunun geçmişin travmaları ile geleceğin gereklilikleri arasında yaptığı stratejik tercihi ortaya koymaktadır. Bu nedenle seçim sonuçlarını sadece oy oranları üzerinden okumak eksik kalacak; toplumsal dönüşüm, bölgesel dengeler ve barış arayışları ekseninde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
- ERMENİSTAN'DA YENİ DÖNEMİN ASIL HİKAYESİ: TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM
Yıllarca Güney Kafkasya'nın hem kırılmalarını hem de sessiz direncini izleyen bir gazeteci olarak, Ermenistan'da geride bıraktığımız 2026 parlamento seçimlerini sadece sandık aritmetiğiyle açıklamanın bu coğrafyaya haksızlık olacağını düşünüyorum. Karşımızda duran tablo, soğuk analiz raporlarının, algoritmaların veya verilerin kavrayamayacağı kadar insani, bir o kadar da derin bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor. Çünkü sandıktan çıkan sonuç, sadece Nikol Paşinyan'ın siyasi ömrünü uzatması değil, Ermeni halkının geçmişin prangalarıyla geleceğin belirsizliği arasında yaptığı o zor ve tarihi seçimin ilanı olmuştur.
Seçim öncesi Batılı başkentlerdeki genel kanaat, Karabağ'ın kaybının ardından milliyetçi dalganın Paşinyan'ı tasfiye edeceği yönündeydi. Muhalefet sokakları doldurmuş, meydanlarda ihanet suçlamaları havada uçuşuyordu. Geleneksel siyasi teorilere göre, bu kadar ağır bir askeri ve psikolojik yenilgi yaşayan bir liderin sandıkta ayakta kalması neredeyse imkansız görünüyordu.
Ancak analistlerin gözden kaçırdığı nokta, siyasetin yüksek sesle konuşan elitleri ile halkın evinde, iş yerinde, tarlasında sessizce yaptığı muhasebenin her zaman aynı doğrultuda olmadığı gerçeğiydi. Ermeni seçmeni sandık başında aslında rasyonel bir devlet muhasebesi yaptı. Önünde iki seçenek vardı. Ya geçmişin nostaljik vaatlerine kapılıp yeni bir çatışma sarmalına yönelmek ya da tüm risklerine, tavizlerine ve acılarına rağmen barışın engebeli yolunda ilerlemek. Sandık, ikinci seçeneğin ağır bastığını gösterdi.
Bu bir teslimiyet değil, aksine varoluşsal bir pragmatizmdir. Ermeni halkı, coğrafyanın sunduğu sert gerçeklerle yüzleşti ve hayal kırıklıklarını bir kenara bırakarak hayatta kalmanın, sürdürülebilir bir devlet olmanın formülünü barış arayışında buldu.
Bugün hem Erivan'da hem de bölgenin diğer merkezlerinde yaşayan Ermeni gençleri Batı'ya açılmak, dünyaya entegre olmak ve pasaportlarının kendilerine daha geniş imkanlar sunmasını istiyor. Aynı arzuyu Bakü'de ekonomik refah arayan gençlerde de Türkiye'nin doğusunda sınır ticaretinin canlanmasını bekleyen Karslı esnafta da görmek mümkün. Yeni nesil, geçmişin yüklerinden çok geleceğin fırsatlarına yatırım yapmak istiyor.
- SEÇİM SONUÇLARININ BÖLGESEL VE KÜRESEL YANSIMALARI
Eğer bu seçim sonuçları doğru okunur ve cesaretle adımlar atılırsa, bir zamanlar İstanbul'dan Kars'a, oradan Gümrü ve Tiflis'e uzanan ulaşım ve ticaret hatlarının yeniden canlanması hayal değildir. Birbirine sadece birkaç kilometre uzaklıkta olmasına rağmen siyasi duvarlar nedeniyle yüzlerce kilometre dolaşmak zorunda kalan insanların yeniden temas kurması, yalnızca ekonomiyi canlandırmayacak; aynı zamanda bu coğrafyanın en büyük sorunlarından biri olan önyargıların aşınmasına da katkı sağlayacaktır.
Elbette büyük güçlerin ajandaları değişmeyecektir. Rusya, tarihsel nüfuz alanı olarak gördüğü bölgede etkinliğini korumak için geleneksel araçlarını kullanmaya devam edecektir. Batı ise Ermenistan'ın demokratikleşme ve dışa açılma çabasını jeopolitik bir fırsat olarak değerlendirerek Erivan'ı kendi etki alanına çekmeye çalışacaktır. Kafkasya, küresel güçlerin hesap yaptığı önemli jeopolitik alanlardan biri olmayı sürdürebilir.
Ancak 2026 Ermenistan seçimlerinin ortaya koyduğu en önemli gerçek şudur; Dış aktörlerin hesapları ne olursa olsun, bu coğrafyanın geleceğini belirleyecek temel irade bölge halklarının iradesidir. Erivan'daki seçmen, küresel güçlerin kendisine biçtiği edilgen rolü reddetmiş ve kendi geleceğinin öznesi olma yönünde açık bir tercih ortaya koymuştur.
Şüphesiz ki önümüzdeki süreç kolay olmayacaktır. Kimse kimseden geçmişi unutmasını beklemiyor. Ancak geçmişin esiri olarak geleceği görmezden gelmek, bu coğrafyada doğacak yeni nesillere yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Ermenistan seçimleri, halkların artık geçmişin kavgalarından çok geleceğin umutlarını konuşmak istediğini gösterdi. Bu sonuç, yalnızca bir siyasi tercihin değil, aynı zamanda barışa, istikrara ve bölgesel işbirliğine duyulan ihtiyacın da ifadesidir.
İşte bu nedenle Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Sınırların açılması, ticaretin canlanması ve insanlar arasındaki temasın artması; yalnızca ekonomik fayda üretmekle kalmayacak, yılların biriktirdiği önyargıların aşılmasına da katkı sağlayacaktır.
Kafkasya'nın geleceği, dış güçlerin rekabetinden çok bölge halklarının ortak aklında ve birlikte yaşama iradesinde şekillenecektir. Tarih boyunca kalıcı olan ne çatışmalar ne de siyasi hesaplar olmuştur. Kalıcı olan, insanın yaşama, üretme ve çocuklarına daha güvenli bir gelecek bırakma arzusudur.
Bugün bu coğrafyanın her zamankinden daha fazla sağduyuya, siyasi cesarete, empatiye ve barışa ihtiyacı var. Erivan'dan İstanbul'a, Bakü'den Tiflis'e uzanan ortak gelecek ancak bu değerler üzerine inşa edilebilir.


