Ana içeriğe geç

Türk Eğitim-Sen: "MEB, okullarda yaşanan her saldırının takipçisi olmalıdır'

Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Selahattin Dolgun, okullarda artan şiddet olaylarına dikkat çekerek, “Okulların güvenliği yalnızca bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda bir güvenlik ve beka meselesidir” dedi.

Türk Eğitim-Sen: "MEB, okullarda yaşanan her saldırının takipçisi olmalıdır'
Bengü Türk
16

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskler ve olumsuz etkilerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması, çözüm önerileri geliştirilmesi ve benzer olayların önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu, 17 Haziran 2026 tarihinde eğitim sendikalarının temsilcilerini dinledi. Komisyon toplantısına Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Selahattin Dolgun da katıldı.

Komisyon, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Toplantının açılışında konuşan Beyazıt, Komisyon olarak 12-15 Haziran tarihleri arasında Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'ya gerçekleştirdikleri ziyaretlerin detaylarını paylaştı.

Beyazıt’ın konuşmasının ardından eğitim sendikalarının temsilcileri sunumlarını gerçekleştirdi. Türk Eğitim Sen adına söz alan Genel Sekreter Selahattin Dolgun, okul saldırılarının nedenlerinin çok boyutlu olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

Dolgun, okulların güvenliğinin yalnızca eğitim camiasını değil, toplumun tamamını ilgilendiren hayati bir konu olduğunu belirtti. Eğitim çalışanlarının görevlerini huzur ve güven içerisinde yerine getirebilmelerinin sağlanmasının devletin ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Dolgun, eğitimde şiddetin önlenmesi için kapsamlı ve kalıcı adımların atılması gerektiğini söyledi.

'YASAL TEDBİRLER GÜÇLENDİRİLMELİDİR'

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesinin önemli bir ihtiyaç haline geldiğini vurgulayan Dolgun, bu tür olayların artmasında faillerin yeterli yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesinin etkili olduğunu belirtti. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete hiçbir şekilde müsamaha gösterilmeyeceği anlayışının yerleştirilmesi gerektiğini kaydeden Dolgun, caydırıcılığın artırılması amacıyla daha ağır ve etkili yaptırımların hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekti.

'HER OKULA GÜVENLİK GÖREVLİSİ YA DA KOLLUK KUVVETİ DESTEĞİ SAĞLANMALIDIR'

Okullarda güvenliğin artırılması için somut tedbirlerin gecikmeden uygulanması gerektiğini ifade eden Dolgun, “Okulların kamera sistemleriyle donatılması, her okula güvenlik görevlisi ya da kolluk desteği sağlanması, hatta okul polisi uygulamasının hayata geçirilmesi; giriş-çıkış kontrollerinin düzenli şekilde yapılması ve okul yönetimlerinin bu konuda daha güçlü biçimde desteklenmesi hayati öneme sahiptir. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için velilerin ve öğrencilerin kontrollü giriş sistemlerinden geçirilmesi; okul girişlerine metal dedektörler ve kimlik kartı ile geçiş sistemlerinin kurulması önem arz etmektedir. Ayrıca acil kod uygulaması okullarda da devreye alınmalıdır ki benzeri olaylarda hızlı ve etkili müdahale sağlanabilsin” dedi.

Okul güvenliği, yalnızca bir eğitim meselesi değil; aynı zamanda bir güvenlik ve beka meselesi olarak ele alınmalıdır.
Dolgun, okullarımızda ve eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının yalnızca eğitim camiasının değil, tüm toplumun ortak sorunu olduğuna dikkat çekerek, “Eğitim kurumları, geleceğimizi inşa edecek nesillerin yetiştiği eğitim yuvalarımızdır. Bu nedenle okullarımızın güvenliği yalnızca bir eğitim meselesi değil, bir güvenlik ve beka meselesidir. Devletin tüm kurumları ve toplumun bütün kesimleri, eğitim yuvalarını korumak ve şiddeti önlemek için ortak sorumluluk üstlenmelidir.” diye konuştu.

'DİSİPLİN VE SINIF GEÇME YÖNETMELİKLERİNİN YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR'

Okullardaki disiplin ve sınıf geçme yönetmeliklerinin yeniden gözden geçirilmesini isteyen Dolgun, okul idaresi ile öğretmenin etkisi ve eğitim sürecindeki rolü güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Dolgun, “Okullarda her 100 öğrenciye en az 1 rehber öğretmen düşecek şekilde planlama yapılmalı; rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri etkin hale getirilmelidir” dedi.

'MEB, OKULLARDA YAŞANAN HER SALDIRININ TAKİPÇİSİ OLMALIDIR'

Öğretmenlik Mesleği Kanunu kapsamında eğitim çalışanlarına yönelik şiddet suçlarında öngörülen yaptırımların tavizsiz bir şekilde uygulanması gerektiğini vurgulayan Dolgun, Millî Eğitim Bakanlığının eğitim çalışanlarına ve öğrencilere yönelik gerçekleştirilen her saldırının yakın takipçisi olması gerektiğini söyledi. Şiddet olaylarının kayıt altına alınmasının ve adli süreçlerin etkin biçimde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.

'ÖĞRETMENLERİN İTİBARLARI ARTIRILMALIDIR'

Öğretmenlerin toplumsal itibarının güçlendirilmesinin eğitim sisteminin sağlıklı işleyişi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Dolgun, “Öğretmenin itibarı, devletimizin ve milletimizin itibarıdır. Bu itibarın sarsılması, toplumumuzun temel değerlerinin yerle yeksan olması anlamına gelir. Eğitimcilerin statülerinin yükseltilmesi, onlara kıymet verilmesi ve okul ortamının şiddetten uzak tutulması, geleceğimize yapılacak en önemli yatırımdır.” diye konuştu.

Dolgun, bu kapsamda öğretmenlerin itibarlarının yeniden tesis edilmesi; mesleki saygınlıklarını, eğitim süreçlerindeki etkilerini ve toplumsal konumlarını güçlendirecek somut yasal, idari ve sosyal tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesini talep etti.

'CİMER UYGULAMASI YENİDEN DÜZENLENMELİDİR'

CİMER uygulamasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Dolgun, eğitim çalışanları hakkında yapılan bazı mesnetsiz başvuruların öğretmenleri yıprattığını ifade etti. Somut bilgi ve belgeye dayanmayan, açık bir olaya işaret etmeyen şikâyetlerin işleme alınmaması gerektiğini belirten Dolgun, asılsız ihbar ve şikâyetler konusunda caydırıcı düzenlemelerin yapılmasının faydalı olacağını söyledi.

Dolgun, “Eğitim çalışanları hakkında yapılan başvurularda; şikâyetçinin adı, soyadı, imza ve adres bilgilerini içermeyen, somut bilgi ve belgelere dayanmayan ve açık bir olaya işaret etmeyen ihbar ve şikâyet dilekçelerinin işleme alınmaması sağlanmalıdır. Ayrıca, asılsız olduğu açıkça tespit edilen ihbar ve şikâyetler hakkında caydırıcı düzenlemeler getirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

'GÜVENLİK ZİRVESİ TOPLANMALI'

Eğitim kurumlarında şiddetin önlenmesi amacıyla ilgili tüm kurum ve kuruluşların katılımıyla kapsamlı bir “Güvenlik Zirvesi” düzenlenmesi çağrısında bulunan Dolgun, “konuyla ilgili tüm kurum, kuruluş ve paydaşların bir araya gelmesi sağlanmalı; zirvede sorun tüm yönleriyle ele alınmalı ve adeta bir seferberlik anlayışıyla kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır.” diye konuştu.

Ailelerin eğitim sürecindeki rolüne de dikkat çeken Dolgun, öğretmenlere verilen değerin aslında çocuklarımızın geleceğine verilen değer olduğunu söyledi. Dolgun, çocukların ilk değer eğitimini ailede aldığını hatırlatarak, velilerin öğretmenlere yönelik tutumlarının öğrencilerin davranışları üzerinde belirleyici olduğunu ifade ederek, “Eğitim süreci ailede başlar; çocuklar sevgi, saygı, iyilik, doğruluk gibi temel değerleri ilk olarak aile ortamında öğrenir. Bu nedenle çocukların eğitiminde yalnızca öğretmenler değil, aileler de sorumluluk sahibidir. Bu noktada ailelerin şiddet olaylarına karşı bilinçlendirilmesi ve şiddet olayları kapsamında gerekli durumlarda rehberlik ve destekleyici süreçlere tabi tutulması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, öğretmene verilen değer aslında çocuklarımızın geleceğine verilen değerdir. Öğretmenlerin hak ettiği saygınlığın korunması ve güçlendirilmesinde ailelerin tutumu hayati öneme sahiptir. Çünkü ailenin bakış açısı, çocuğun davranışlarının şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır” şeklinde konuştu.

'OKUL-AİLE İŞBİRLİĞİ SAĞLANMALIDIR'

Okul-aile işbirliğinin önemine de dikkat çeken Dolgun, “Öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarını destekleyecek rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Gerektiğinde ailelerin de bu süreçlere dahil edilerek rehabilite edici mekanizmalar devreye alınmalıdır.” dedi.

Dijital platformlarda yer alan şiddet içeriklerinin çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurgulayan Dolgun, şiddeti özendiren yayınlar, oyunlar ve sosyal medya içeriklerine yönelik daha etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini söyleyerek, şunları kaydetti:

“Medyanın şiddeti reyting ve tiraj aracı olarak kullanmaması gerekmektedir. Bu noktada çocukları olumsuz etkileyebilecek her türlü dijital içerik, şiddet içeren oyunlar, sosyal medya mecraları, dizi, film ve benzeri yapımlar konusunda daha sıkı denetim mekanizmaları oluşturulmalı; zararlı içerikler gecikmeksizin tespit edilip kaldırılmalıdır. Çeteleşmeyi özendiren, mafyavari oluşumları teşvik eden ve şiddeti sıradanlaştıran yapımların önüne geçilmelidir. İlgili kurumlar, X, Instagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarında gerekli tedbirleri almalıdır.

Ayrıca 18 yaş altı bireylerin sosyal medya kullanımına ilişkin daha net ve koruyucu sınırlamalar getirilmesi sağlanmalıdır. Bu kapsamda çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik daha güçlü yasal düzenlemeler yapılmalıdır.”

GENÇLERİN SİLAHA ULAŞMALARI ENGELLENMELİDİR

Dolgun, gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesinin, toplumda genel olarak silaha erişime ilişkin yasal şartların daha da sıkılaştırılmasıyla mümkün olabileceğini vurgulayarak, “Toplumdaki bireylerin silah sahibi olma oranlarının azaltılması, gençlerin silaha ulaşmasını da sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler