ABD ile İran arasında yeniden yükselen gerilim, karşılıklı füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla sıcak çatışma boyutuna taşındı. Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapattığını duyurmasının ardından Washington da yeni saldırı dalgalarını devreye aldı. Yaşanan gelişmeler, çatışmanın nereye evrileceği ve diplomasinin tamamen devre dışı kalıp kalmadığı sorularını gündeme getirdi.
"Tarafların çıkarına savaşın yeniden büyümesi değil"
Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, mevcut tablonun tarafların uzun vadeli çıkarına olmadığını belirterek, müzakereler sürerken düşük yoğunluklu çatışmaların yaşanmasının öngörüldüğünü söyledi.
Gezer, tarafların masadaki pozisyonlarını güçlendirmek amacıyla sahada çeşitli operasyonlara başvurabileceklerinin daha önce de değerlendirildiğini ifade ederek şunları söyledi:
"Her iki tarafın çıkarına değil bu savaşı tırmandırmak, daha doğrusu yeniden savaşa dönmek. Bu düşük yoğunluklu çatışmaların müzakereler boyunca olabileceğini öngörmüştük. Çünkü taraflar masada ellerini kuvvetlendirmek için sahada birtakım operasyonlar ve hamlelerde bulunabilir demiştik. Şimdi bunların olduğunu görüyoruz. Fakat her zaman bir risk var."

"Bölge ülkeleri de hedef haline gelebilir"
Gezer, ABD'nin İran'ı hedef almasının ardından İran'ın bölgedeki Amerikan üslerini hedef aldığını, ancak bu süreçte sivil kayıpların da yaşanabildiğine dikkat çekti:
"Amerika İran'ı vuruyor. İran ne yapıyor? Bölgedeki Amerikan üslerini hedef alıyor. Dün Katar'da siviller yaralandı. Bunun her zaman bir riski var. Bölge ülkeleri de bu süreci büyük bir dikkat ve suhuletle yürütmeye çalışıyor."
Körfez ülkelerinde İran konusunda görüş ayrılığı
Gezer'e göre Körfez ülkeleri arasında İran'a yönelik ortak bir yaklaşım bulunmuyor. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri'nin savaşın sona ermesini istemediğine ilişkin iddiaların bulunduğunu belirten Gezer, bu farklılıkların müzakere sürecini de etkilediğini söyledi:
"Körfez ülkeleri içerisinde farklı görüşler var. Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin İran iyice yıpranana kadar savaşın sürmesini istediğine yönelik haberler vardı. İsrail hava savunma sistemlerine ev sahipliği yaptığı ve İsrail ile ABD'yle iş birliği yaptığı yönünde iddialar basına yansıdı. Bu nedenle Körfez ülkeleri içerisinde de İran'a yönelik yaklaşım konusunda farklılıklar bulunuyor."
"İsrail bu süreci yakından takip ediyor"
İsrail'in yaşanan gelişmelerden memnun olduğunu savunan Gezer, Tel Aviv yönetiminin İran'ın askeri kapasitesinin daha fazla zayıflatılmasını istediğini dile getirdi:
"Burada görünmeyen ama belirleyici aktör olan İsrail'i de dikkate almamız lazım. İsrail ellerini ovuşturuyor, bekliyor. Mesele kontrolden çıksa da yeniden savaşa girsek ve İran'ın nükleer tesislerine ciddi darbe indirsek düşüncesindeler. Trump'ın daha önce yaptığı 'yerle bir ettik' açıklamaları uluslararası bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanmadı. Bugün de aynı şekilde 'füzelerini yok ettik, donanmasını yok ettik' deniliyor ama ortada böyle bir tablo yok. İsrail bu durumdan memnun değil, İran'ın iyice zayıflamasını istiyor."

Netanyahu ve Trump'ın farklı hesapları
Gezer, savaşın uzamasının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun siyasi çıkarına olduğunu, buna karşın ABD Başkanı Donald Trump açısından ise çatışmanın sona ermesinin daha avantajlı göründüğünü söyledi:
"Bu savaşın uzaması Netanyahu'nun çıkarına. Seçimlere giden bir Netanyahu var. Savaşın sona ermesi ise Trump'ın çıkarına. Onun da partisi seçimlere gidiyor. Dolayısıyla burada çıkarlar da çatışıyor."
İran'da da görüş ayrılıkları yaşanıyor
İran yönetimi içerisinde de müzakere sürecine ilişkin ciddi fikir ayrılıkları bulunduğunu belirten Gezer, özellikle Devrim Muhafızları'na yakın grupların çatışmaların sürmesini istediğini ifade etti:
"Amerikalılar da İran içerisinde çatışan gruplar olduğunu söylüyor. Bu nedenle müzakere süreci uzuyor. İran'da bazı gruplar Amerikalılarla dolaylı temas kurulmasından rahatsız. Şahin olarak nitelendirebileceğimiz bu kesimler savaşı uzatmak ve Amerika'yı mümkün olduğunca yıpratmak istiyor."
Hürmüz Boğazı uluslararası hukuk açısından ne ifade ediyor?
Gezer, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası hukuk bakımından tek taraflı kapatılabilecek bir su yolu olmadığını vurguladı:
"Hürmüz uluslararası bir su yoludur. Seyrüsefer serbestisi esastır. Boğazın bir tarafında İran, diğer tarafında Umman bulunuyor. İki ülke de ticari gemilerin geçişini tamamen engelleyemez. Savaş durumunda güvenlik tedbirleri alınabilir ancak ticari geçiş tamamen durdurulamaz. Uluslararası hukuk bunu söylüyor."
"İran en son kozunu erkenden kullandı"
Gezer, İran'ın geçmişte en kritik dönemlerde bile Hürmüz Boğazı'nı kapatmadığını ancak son gelişmeler sonrasında bu seçeneği erkenden devreye soktuğunu belirtti:
"İran-Irak Savaşı sırasında bile Hürmüz Boğazı kapatılmadı. Ancak devrim rehberinin hedef alınmasının ardından İran normalde en son kullanacağı kozu en başta kullandı ve Hürmüz'ü kapattı. Böylece nükleer program yerine artık Hürmüz Boğazı'nı konuşur hale geldik."

Mutabakatın 5. maddesi tartışma yarattı
Gezer, Haziran ayında imzalanan mutabakatın 5. maddesinin farklı yorumlandığını belirtti:
"5. maddede İran'ın tek başına Hürmüz Boğazı üzerinde yetkili olduğu yazmıyor. Sadece 60 gün boyunca ücretsiz geçiş sağlanacağı ve ardından bölge ülkeleriyle birlikte geleceğine ilişkin istişarelerde bulunulacağı belirtiliyor. İran ise bunu 'tek yetkiliyim' şeklinde yorumluyor."
"Hürmüz'ün tamamen kapatılması hukuken mümkün değil"
Gezer, son olarak Hürmüz Boğazı'nın dünya ticareti açısından kritik öneme sahip uluslararası geçiş noktalarından biri olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
"Bu hafta sonu İran 'boğazı kapattım' dedi, CENTCOM ise gemilerin geçebileceğini açıkladı. Trump'tan da farklı açıklamalar geldi. Gerçekten çok farklı bir süreçten geçiyoruz. Ancak özetle söylemek gerekirse Hürmüz Boğazı uluslararası bir su yoludur. Malakka Boğazı, Panama Kanalı ve İstanbul Boğazları gibi dünyanın en kritik geçiş noktalarından biridir. Hukuki statüleri farklı olsa da Hürmüz Boğazı'nın normal şartlarda uluslararası hukuk çerçevesinde tamamen kapatılması söz konusu olamaz."