Ana içeriğe geç

Son Dakika | Bahçeli AKP'ye bir kez daha askeri hastane çağrısı yaptı! "Milli beka meselesidir"

Son dakika... Bahçeli, "Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir... Tekrar açılması milli beka meselesidir" dedi.

Son Dakika | Bahçeli AKP'ye bir kez daha askeri hastane çağrısı yaptı! "Milli beka meselesidir"
Halk TV
16

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Grup Toplantısı'nda konuşuyor:

İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hakim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Böyle bir dönemde Ankara'da yapılacak NATO zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.

Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye'nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir.

Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır.

NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir.

NATO güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır.

Bu ittifakın varlık sebebi karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.

Türkiye, 1952 yılından beri NATO'ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Metehan'dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır.

Bu büyük askeri hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetleri'mizdir. 2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetleri'miz, Türkistan bozkırlarından doğan cihan hakimiyeti ülkümüzü Anadolu'da vatanlaştıran ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam saldığı milli hafızamızdır. Türk Kara Kuvvetlerimiz, medeniyet iddiasının nice coğrafyada henüz bir iz, bir işaret, bir emare olarak dahi belirmediği devirlerde düzenli ordunun tesisini, emir komuta silsilesinin kudretini ve askeri teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletleriyle tanıştıran kutlu ve köklü bir mirastır.

Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya'da milletin makus talihini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan milli beka düsturunun vücut bulmuş halidir. Kara Kuvvetleri'miz toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil; şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır.

Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde Metehan'dan Sultan Alparslan'a, Fatih Sultan Mehmet'ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır. Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235. kuruluş yıl dönümünü, dünya milletlerinin de şahitlik edeceği büyük bir iftiharla kutluyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum...

Türk ordusu; Karadeniz'in kilidini muhafaza eden, boğazlardaki tarihi hükümranlığımızdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi'ndeki varlığımıza, Aksaz'dan İncirlik'e kadar uzanan stratejik üs ve liman sistemlerimize denk, NATO'nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kağıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır.

Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna Hersek'ten Irak'a kadar askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennemi ateş çemberinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil, ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır.

Soğuk Savaş'ın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye, NATO'nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı boğazlarımıza hakim olan milli egemenliğimiz, ittifakın başlıca can simidi olmuştur. Ecdat yadigarı Balkanlarda mazlum Bosna'nın kanayan yarasına merhem olan, Kosova'nın burçlarına emniyet ve istikrar sancağı diken Türk askeri, Afganistan'da Kabil'in güvenliğinden en çetin eğitim ve danışmanlık faaliyetlerine kadar her alanda en ağır, en çetrefilli sorumlulukları tereddüt etmeksizin üstlenmiştir.

Mavi vatanımızın güney suru Akdeniz'de, terör şebekelerine karşı deniz güvenliğinin sarsılmaz kalkanı olan Türkiye, Libya açıklarında NATO'nun deniz harekatlarını ve ambargo denetimlerini koordine etmiş, Irak'ta kalıcı barış ve huzur adına elini taşın altına koyarak kudretini açıkça göstermiştir. Semalarımızın muhafızı Şanlı Türk Hava Kuvvetleri ise, müttefik hava sahasının korunması uğruna Polonya'dan Romanya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava polisliği görevlerine iştirak etmiştir. Gök kubbede koşullar ne kadar çetin olursa olsun, Türk devletinin mesuliyetten ve fedakarlıktan kaçınmayacağını dosta ve düşmana bir kez daha ispat etmiştir.

Şurası iyi bilinmelidir ki, bu sayılanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu ittifaka sadece mürekkeple imza değil, serdengeçti bir ruhla omuz verdiğinin apaçık delilidir. Türkiye NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlik ile değil; her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref sicili ile oturmaktadır.

Bu sebeple Ankara'da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye, ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir.

Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel'de yapılan son Savunma Bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin arttırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya-Ukrayna savaşı gündemin merkezine oturmuştur. NATO 3.0 olarak ifade edilen bu anlayış ittifakının yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir.

İşte Türkiye, bugün NATO'nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran bir devlettir. Karadeniz'in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse alayı peşinen kabul etmelidir ki Montrö ile tahkim edilen boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında bir caydırıcılık kalkanı örülecekse, kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekat tecrübesi, Türkiye'nin muazzam askeri kudreti ve savunma sanayindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir. Ortadoğu'nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa, şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odağından arta kalan coğrafya, ancak ve ancak Ankara'nın iradesiyle hayat bulacaktır.

Allah'ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında, başkalarının icazetiyle değil kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şirazesi kaymış dünyanın üzerinde, asırlarca meydan okuyan tarihi bir anıt gibi yükselmektedir. Başkent Ankara'yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer.

Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye'nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem, eksik kalmaya ve çökmeye mahkum olacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlettir. Bu hassas kavşakta müttefiklik hukukunun riyakarlıktan arındırılarak samimiyetle işletilmesi, bağlarımızın güçlendirilmesi için kaçınılmaz bir fırsattır.

Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır. Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye'nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara siyasi ve askeri alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye'nin savunma ihtiyacını sürüncemede bırakıp haklı taleplerini oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Adalar Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de şımarık çocukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yürüttüğü provokasyonların alkışlandığı günler geride kalmıştır. Türkiye artık Türk ve Türkiye yüzyılının baş mimarıdır.

Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil, göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır. Milli iftiharımız Kaan'la, Hürjet'le, Kızılelma'yla, Akıncı'yla, Aksungur'la, Gökbey'le göklerimize ay yıldızlı mutlak hakimiyeti perçinleyen bir Türkiye mevcuttur.

Denizlerimizden MİLGEM projelerimiz, fırkateynlerimiz, milli gururumuz TCG Anadolu, denizaltılarımız ve insansız deniz aracı projelerimiz mavi vatan davamızın şerefine teknolojik bir zırh olmuştur.

Karada Altay tankımız, taktik tekerlekli ve paletli zırhlı araçlarımız, çok namlulu roket sistemlerimiz ve hassas güdümlü akıllı mühimmat kabiliyetimiz Kahraman Türk Ordumuzun kudretini zirveye taşımıştır.

Hava savunma cenahında Gökbörü sistemi, Hisar, Siper, Korkut ve Sungur'dan oluşan savunma gücümüz mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktadır.

Gözbebeklerimiz Roketsan'ın, Aselsan'ın, Havelsan'ın, TUSAŞ'ın, Milli Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzladığı bu muazzam milli hamle, Türkiye'nin devasa bir savunma iklimini kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir.

Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılık aracıyla donatılmış Türk ordusunun gerçek kudreti, yalnız silahlarımızın menziliyle değil, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez.

Gerçek kudretimiz harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle, çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle doğru orantılıdır. (Alkışlar)

Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır.

Cephede kazanılan her şanlı zafer, ancak cephe gerisinde kurulan köklü askeri tıbbın tüm imkan ve ilmiyle donatılmış bir akılla nihayete erecektir. Bu sebeple askeri hastanelerinin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir.

Çünkü askeri tıp, askeri iklimin görev koşullarının, operasyon psikolojisini, askeri disiplin düzenini ve sevk zincirini içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır.

Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında, askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun değil yaralanmasına, saçına rüzgar değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması milli beka meselesidir."

Kaynağa Git

İlgili Haberler