Ana içeriğe geç

Trump'ın gölgesinde kurulan yeni ittifak: Türkiye ve Fransa Avrupa'nın geleceğini çizecek

Middle East Eye'ın haberine göre Suriye, Ermenistan ve Doğu Akdeniz üzerindeki anlaşmazlıkların damga vurduğu uzun bir hoşnutsuzluk döneminin ardından Fransa...

Trump'ın gölgesinde kurulan yeni ittifak: Türkiye ve Fransa Avrupa'nın geleceğini çizecek
Gazete Oksijen
16

Middle East Eye'ın haberine göre Suriye, Ermenistan ve Doğu Akdeniz üzerindeki anlaşmazlıkların damga vurduğu uzun bir hoşnutsuzluk döneminin ardından Fransa, Türkiye ile yeni bir sayfa açmaya oldukça yakın görünüyor.

Süreci yakından takip eden batılı bir kaynak, "Fransa, Avrupa güvenliğinin geleceğini, Türkiye’yi bu yapının temel taşlarından biri olarak görerek planlıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak; İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kıtayı kapsayan ilk NATO dışı askeri organizasyon olan ve Avrupa’ya güvenlik garantileri sağlamayı amaçlayan Fransa liderliğindeki "Gönüllüler Koalisyonu" (Coalition of the Willing) girişimiyle birlikte, Türkiye’nin Fransa ile ortaklığının önümüzdeki yıllarda büyük önem taşıyacağını da sözlerine ekledi.

Üstelik bu yakınlaşma bir boşlukta gerçekleşmiyor, kaynaklara göre Fransa için, Türkiye’nin Rusya ile giderek soğuyan ilişkileri çok önemli bir sinyal oldu.

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki temasların sayısı ciddi oranda azaldı; iki ülke arasında 2023 yılından bu yana devlet başkanlığı düzeyinde ikili bir ziyaret gerçekleştirilmedi. Bunun yanı sıra Türk yetkililer, Moskova’ya yönelik Batı yaptırımlarına giderek daha fazla uyum sağlarken, Ankara Rusya ile olan büyük doğalgaz alım anlaşmalarını da yenilemedi.

Fransa'nın eski Washington Büyükelçisi Gerard Araud, Fransa’daki pek çok kişinin, Türkiye’nin Ukrayna savaşının başından beri izlediği politikadan etkilendiğini belirtiyor.

Araud'ya göre Türkiye, neredeyse hiç kimseyi karşısına almayarak ama aynı zamanda fiilen Kiev’in yanında yer alarak bu süreci başarıyla yönetti.

Türkiye’nin son yirmi yılda yeniden büyük bir güç olarak sahneye çıktığını ifade eden Araud, şu anki temel sorunun bu yenilenen jeopolitik gücün bölgesel güvenlikte nasıl bir rol oynayacağı olduğunu vurguladı. Eski Büyükelçi, "Bence Paris'te, Amerikalıların hepimizi kendi halimize bıraktığına dair güçlü bir his var; 2028'de ABD'de kim seçilirse seçilsin, Washington ile eski alışılagelmiş ilişkilere geri dönemeyeceğiz" dedi ve ekledi: "Rusya’nın baskısıyla karşı karşıya kalacağız. Ve bu denklemde Türkiye’nin açıkça çok önemli bir aktör olduğunu düşünüyorum."

Araud, iki ülkenin şu anda örtüşen birçok çıkarı olduğunu da belirtti. Suriye'de hem Fransa hem de Türkiye, Devlet Başkanı Ahmed Şara yönetiminin arkasında duruyor. Lübnan'da her iki başkent de güçlü bir merkezi devlet görmek istiyor ve İsrail'in hamlelerine karşı çıkıyor. İran konusunda ise her iki taraf da barışçıl bir çözümden yana tavır alıyor.

Fransa’nın yaklaşımını bilen bir başka kaynak ise, "İsrail, Fransa’yı Lübnan’da ve bölgede görmek istemiyor" dedi. İsrail, Türkiye’ye karşı daha saldırgan bir tutum takındıkça, Lübnan üzerinden Paris ile de bir dizi krizi tetikliyor.

Fransa-Türkiye savunma bağları güçleniyor

Bölgesel meselelerin ötesinde, savunma sektöründe olası bir Fransa-Türkiye ortaklığı ön plana çıkıyor. Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Ankara’nın Fransız-İtalyan konsorsiyumu tarafından üretilen SAMP/T hava savunma sistemlerini satın almakla yakından ilgilendiğini belirtmişti. Paris, Türkiye ile yaşanan siyasi gerilimlerin yanı sıra Ankara’nın ortak üretim talepleri nedeniyle son yıllarda bu satışı askıya alıyordu.

Intelligence Online’ın Mayıs ayında aktardığı habere göre Macron, önümüzdeki hafta Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi öncesinde Türkiye’nin ortak üretim taleplerinin nasıl karşılanabileceğini belirlemek üzere SAMP/T programının yeniden incelenmesi talimatını verdi.

Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Delegesi ve yakın zamana kadar Macron’un çekirdek kadrosunda yer alan kariyer diplomatı Alice Rufo, Ankara’yı ziyaret ederek üst düzey savunma bakanlığı yetkilileriyle görüşmelerde bulundu. Bu hamle, zirve sırasında bir anlaşmanın masaya gelme ihtimalini kuvvetlendirdi.

Arka planda ise şirketler şimdiden birlikte çalışmaya başladı. Fransa’nın en büyük savunma devlerinden Safran, Türkiye’nin lider insansız hava aracı üreticisi Baykar ile stratejik bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Ortaklık, "hem insansız hava araçları hem de havadan karaya görevler için elektro-optik sensörleri, navigasyon sistemlerini ve güdümlü silah kabiliyetlerini birleştiren entegre çözümler geliştirmeyi" amaçlıyor. Bu anlaşmanın bir sonucu olarak, Baykar’ın TB2 dronları Safran’ın Euroflir elektro-optik sistemiyle donatılacak.

Fransız hükümetinin yaklaşımına vakıf ikinci bir kaynak, Paris'in dronlar ve helikopterleri içeren ortaklıklar konusundaki diyaloğu genişletmeyi düşündüğünü ifade etti.

Türk firmaları son yıllarda küresel birer güç merkezine dönüştü; Ankara’nın savunma ihracatı geçen yıl 10 milyar dolara ulaştı. Türkiye artık NATO müttefikleri de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ülkelere savaş gemileri, dronlar ve mühimmat satıyor.

Avrupa’nın ciddi bir savunma sanayii problemi olduğunu belirten Araud, Fransız ve Alman şirketleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle bu ayın başlarında çöken 114 milyar dolarlık Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS) programına dikkat çekti. Araud, "Türkler bu alanda oldukça başarılı oldular. Türklerin yaptıkları, ilk olarak daha ucuz; ikincisi ise daha dayanıklı" dedi. Bazı Türk silahlarının aşırı derecede sofistike olmayabileceğini ancak Ukrayna savaşının bunun bir avantaja dönüşebileceğini gösterdiğini ekleyen Araud, "Yarının savaşı, çok sayıda ve ucuz silah üretebilmek anlamına gelecek" şeklinde konuştu.

İdeolojik ayrılıklar ve Ermenistan

Fransız düşünce kuruluşu IFRI'nin Türkiye ve Orta Doğu Bölümü Başkanı Dorothee Schmid ise ikili ilişkilere daha karamsar yaklaşıyor. Schmid, "Fransa, Türkiye'nin otokratik bir rotaya girdiğini ve Avrupalıların çıkarlarıyla bağdaşmayan, tamamen kendi çıkarlarına odaklı, güce dayalı bir politika izlediğini düşünüyor" dedi.

Kuşkusuz, Türkiye ve Fransa arasında uzun süredir devam eden kronik sorunlar mevcut. Macron, Erdoğan’ın 2022’den bu yana yaptığı defalarca davete rağmen Ankara’yı ziyaret etmekten kaçındı.

Fransa’nın duruşunu bilen üçüncü bir kaynak, Ankara’nın Ermenistan ile olan sınırını açmaya karar vermesi durumunda Macron’un resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirmesinin mümkün olabileceğini belirtti. Fransa, ciddi bir Ermeni nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin yumuşaması, Paris’i böyle bir adım atmaya teşvik edebilir.

Fransız yetkililer ayrıca, Ankara’nın Türk vatandaşlarının Türkiye’deki Fransız büyükelçiliği tarafından yönetilen okullara gitmesini yasaklama kararının ilişkileri kötü etkilediğini bildiriyor.

Türk yetkililer ise buna karşılık mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesine ihtiyaç olduğunu ve sınırları belirlemek için parlamentodan geçebilecek bir anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor. Bu mesele, okulların öğrenci eksikliği nedeniyle yavaş yavaş kapanma noktasına geldiği bir süreçte, bürokratik kelime oyunlarının altında gömülmüş gibi görünüyor.

Schmid, "Kısacası, iki taraf müzakerelere devam ediyor ancak bu süreç düşük bir güven ortamında ilerliyor. Ankara’daki NATO zirvesinin, Türkiye için gücünü sergileyeceği bir fırsat sunması bekleniyor; bu durum Fransızları şaşırtmaktan asla geri kalmıyor. İki ülke adeta sistemik ve sembolik bir rekabete girmiş durumda" dedi.

Doğu Akdeniz düğümü

İlişkilerdeki bir diğer kördüğüm ise Doğu Akdeniz. Yunanistan ve Fransa arasında bir savunma anlaşması bulunuyor. Bu yılın başlarında Atina’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Macron, Roma Agorası’nda halka açık bir gövde gösterisiyle bunu vurgulamış ve Fransa’nın Yunan egemenliğini savunmaya kararlı olduğunu herkese hatırlatmıştı.

Araud, Macron’un bu tavrıyla aslında kendi dış politika ilkesi olan "en meme temps" (aynı zamanda) prensibini çiğnediğini düşünüyor. Bu ilke, ilk bakışta çelişkili görünen ancak farklı aktörlerle ilişkileri sürdürmek için tasarlanmış dış politika adımlarını içeriyor.

Macron’un Yunanistan’ı net bir şekilde kayıran tutumuna atıfta bulunan Araud, "Üst düzey Fransız yetkililer Paris’in Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiği konusunda benimle hemfikir ve Macron bu konuda biraz aşırıya kaçtı. Macron durumun farkında ve Türkiye ile ilişkileri düzeltmek istiyor. Ben de kendilerine 'Evet, bunu anlıyorum ama bunun doğru yol olduğundan emin değilim' dedim. Bence Macron’un dış politika analizleri çok iyi, ancak iş uygulamaya geldiğinde zaman zaman tam tersi bir sonuca ulaşıyor" dedi.

Türk yetkililer ise Türkiye’nin Yunanistan’a asla saldırmayacağını, Macron’un Yunanistan’ı savunma retoriğinin yalnızca Paris’in Atina’ya daha fazla silah satmasını sağlayan bir kurgudan ibaret olduğunu belirtiyor. Üst düzey bir Türk yetkili, "Bu aslında tamamen içi boş, abartılmış bir mesele" ifadesini kullandı.

Önlerindeki son zorluk ise Macron’un önümüzdeki yılın Nisan ayında görevden ayrılacak olması. Onun yerine gelebilecek potansiyel isimler, özellikle de Fransız sağcı lider Marine Le Pen veya onun veliahdı Jordan Bardella, farklı bir politika izleyebilir.

Bazı kaynaklar, Türkiye’nin bir süredir Le Pen ile de temas halinde olduğunu öne sürüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler