19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi. 39’uncu buluşmaya; İBB Başkanvekili Nuri Aslan, eski CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, gazeteciler, sanatçılar ve bir grup vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutuklu bulunan İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada "Her yeni güne, hukuk devleti ilkesini ve demokrasiyi tartışmaya açan yeni bir uygulamayla uyanır hale geldik. Daha dün gece CHP İstanbul İl Başkanlığı'nda yaşananlar da bunun son örneğidir" dedi.
Dilek Kaya İmamoğlu şunları söyledi:
"15,5 milyon insanın oy verdiği, 25,5 milyon insanın imzası ile desteklediği Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun önce, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasında asılı olan pankartı indirildi. Ardından seçilmiş İl Başkanı Sayın Özgür Çelik'in makamına bir baskın gerçekleştirildi. Siyasi partiler, demokratik hayatın en temel kurumlarıdır. Seçilmiş yöneticilere yönelik bu müdahaleler, yalnızca bir siyasi partiyi değil; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyaseti ve milletin iradesine gölge düşürür. İşte tam da bu nedenle, 30 Ekim 2024 tarihinden bu yana, 19 Mart 2025'ten itibaren ise çok daha ağırlaşan hukuksuzluklara karşı adalet mücadelemizi sürdürüyoruz.
“BU MİLLET, ADALETTEN DE DEMOKRASİDEN DE VAZGEÇMİYOR”
Gözaltılar, tutuklamalar, iddianame hazırlığı ve duruşmaların ilk celsesi derken belirsizliklerle, hak ihlalleriyle dolu yaklaşık 1,5 yılı geride bıraktık. 1,5 yıldır adalet arıyoruz. 1,5 yıldır sadece tutuklular ve aileleri değil bu ülkenin demokrasiye bağlı tüm bireyleriyle büyük bir dayanışma içerisindeyiz. Aylardır aynı inançla, aynı kararlılıkla bir aradayız. Her geçen gün yeni bir hukuksuzlukla, yeni bir uygulamayla karşılaştık. Ama her defasında bir şeyi daha güçlü gördük: Bu millet, adaletten de demokrasiden de vazgeçmiyor. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum.
“ALTINI ÇIZEREK SÖYLÜYORUM EKREM İMAMOĞLU SUSMA HAKKINI KULLANMADI”
İmamoğlu, İBB Davası'nda çarşamba günü yaşananlara ilişkin de görüşlerini, tanıklığını anlattı. "9 Mart 2026 tarihinde başlayan İBB davasının ilk celsesi, 2026 yılının 8 Temmuz günü tamamlandı; bu tarih 19 Mart 2025’ten sonra hukuk ve adalet açısından Türkiye’nin en karanlık günlerinden biri olarak tarihe geçmiştir" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"Adaletin, hukuğun yine yerle bir edildiği o gün, Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, savunmasını yapmak üzere duruşma salonuna geldi, ancak savunması kısıtlanmak istendi. Sadece bizim belirlediğimiz süre içerisinde savunma yapabilirsiniz denildi. Ekrem İmamoğlu; savunmasının bu belirlenen sürede gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Zaman kısıtına itiraz etti, itirazı kabul edilmedi ve buna istinaden salondan çıkarıldı. Susma hakkını kullanmadı, altını çizerek söylüyorum Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı. Ekrem İmamoğlu konuşmak istedi, savunmasını yapmak istedi. Hakkındaki 142 iddiaya tek tek cevap vermek istedi. Bu savunmanın belirlenen sürede gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı ortadayken kendisine gerekli zaman tanınmadı. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı, susturuldu. Bu, açıkça savunma hakkına müdahaledir. Hukuk devletinde ve tarafsız yargılamada asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Konuşma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez. Yaşananlar usulen de adil bir yargılama yapılmadığının ilanıdır. Savunma hakkı engellenemez. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bir yılı aşkın süredir hiçbir delile dayanmadan tutuklu yargılama yapılırken, medyada itibar suikastları düzenlenirken Ekrem İmamoğlu’nun kendini savunmasına bile izin verilmedi. Ne oldu da mahkemenin 1. celsesini 9 Temmuz'a kilitledi? Bunun cevabını siz de biliyorsunuz biz de biliyoruz. İddianamelerin yazılması için hiçbir süre sınırı koymayanlar; 4 bin sayfayı aşkın iddianamede 2.500 yılla yargılanan, 142 eylemle suçlanan Ekrem İmamoğlu’na sadece 1 gün savunma süresi verdiler ve biz, şimdi anlıyoruz ki tüm senaryo Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını engellemek üzerine kurulmuş. Bu, hukuksuzluğun ve kötü niyetin apaçık göstergesidir.
“TOPLUM, TÜM BU YAŞANANLAR, HAKSIZLIKLARI VE HUKUKSUZLUKLARI GÖRÜYOR VE ASLA KABUL ETMİYOR”
Davayı takip eden gazetecilere gözaltı yapılarak, duruşmada yaşananları halka aktaran basın mensuplarına baskı kurmaya çalıştılar. Güçlü olduğuna inandıkları iddianamenin duruşmalarını her türlü ısrarımıza rağmen canlı yayınlamadılar; gizleme çabasına girdiler. Halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemeye çalıştılar. Ekrem İmamoğlu’na savunma yaptırmadılar. Ben şimdi size soruyorum bu halktan neyi saklıyorsunuz? Aslında tüm bu yaşananlar, kurulan senaryolar, yaşanan panik bizim mücadelemizin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Çünkü herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Toplum, tüm bu yaşananlar, haksızlıkları ve hukuksuzlukları görüyor ve asla kabul etmiyor.
“AMAÇ, EKREM İMAMOĞLU’NUN ÖNÜNE SET ÇEKMEKTİR”
Tabii biz bu adaletsizliği sadece İBB davasıyla da yaşamıyoruz. Siyasallaşmış ve iktidarın silahı haline gelmiş yargı eliyle yürütülen davaların ardı arkası kesilmiyor. Her birinde süreci uzatmaya, sündürmeye yönelik ayrı uygulamalarla karşılaşıyoruz. Haksızlık; farklı dava isimleri, farklı iddialar fakat benzer hukuksuz yöntemlerle karşımıza çıkıyor. Diploma davası 25 Aralık’a ertelendi. İdari yargı süreci beklenirken belirsizlik uzatıldıkça uzatıldı. Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasını engellemek için icat edilen bu dava, aynı zamanda itibar zedelemeye yönelik bir sürece dönüştürüldü. Erken seçim tarihi belli olmadan bu dava da sonuçlandırılmayacak gibi görünüyor. Çünkü amaç, hukuki bir değerlendirme yapmak değil Ekrem İmamoğlu’nun önüne set çekmektir.
“BU İÇİ BOŞ İDDİALARIN TOPLUM NEZDİNDE KARŞILIĞI SIFIRDIR"
Bir de neresinden tutsak elimizde kalan casusluk davası var. Komik ama aynı zamanda trajik. Bu dava eliyle de devletine ve milletine gönülden bağlı Ekrem İmamoğlu’na ve diğer tutsaklara itibar suikastı düzenleniyor. Bildiğiniz üzere bu davada da tutukluluğun devamına karar verilerek duruşma 29 Eylül’e ertelendi. Şu iyi bilinsin ki bu içi boş iddiaların toplum nezdinde karşılığı sıfırdır. Sıfır! Kendileri dahil hiç kimsenin inanmadığı, ortaya hiçbir delilin koyulamadığı bu davaları yürütmekteki ısrarları, sadece niyetlerini ortaya çıkarmaya yarıyor. Bu davaların hepsi siyasidir. Sevdiklerimiz, birer siyasi tutsaktır. Ne yazık ki tüm bu süreçte olanlar halkımıza, ülkemize ve demokrasimize oluyor. Hukukun ve adaletin zedelenmesi hepimize zarar veriyor. Bu yaşananları sadece Ekrem İmamoğlu'na ve yol arkadaşlarına yönelik olarak değerlendiremeyiz. Söz konusu olan milletin iradesi, toplumsal birlik ve beraberliğimiz, ortak geleceğimizdir. Biz bunun için mücadele ediyoruz.
“İNADINA BEYAZIZ, İNADINA MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bu süreç boyunca bizi yıldırmaya çalışanlar oldu, umudumuzu kırmaya çalışanlar oldu ama biz bu mücadeleyi yalnızca kendimiz için vermiyoruz. Bu mücadele; hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve çocuklarımızın geleceğine inanan herkes adına yürütülen bir mücadeledir ve herkesin mücadelesidir. Ülkemizin ortak değerlerine, adalete sahip çıkma meselesidir. İnadına beyazız, inadına mücadele edeceğiz. Herkesi, tüm siyasileri, sivil toplum kuruluşlarını, baroları; demokrasiyi ve hukuk devletini korumak için bu ortak mücadeleye güç vermeye davet ediyorum. Adalet de hukuk da herkese lazım olacak. Adil bir hukuk sistemi, bu ülkede yaşayan herkesin en temel güvencesidir. Dayanışmayla, hep birlikte mücadeleyi sürdüreceğimize yürekten inanıyorum. Birlikte başaracağız, başarmak zorundayız.”
Eski CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de konuşmasına şu şekilde devam etti:
“ADALET VE HÜRRİYET MÜCADELESİ ENİNDE SONUNDA MUTLAKA BAŞARIYA ULAŞACAKTIR"
"Kıymetli basın emekçileri, saygıdeğer yurttaşlarımız; bugün burada büyük ailemizin, halkımızın tüm kesimlerinin, ülkemizde haksızlığa uğrayan herkesin hakkını savunmak için bir aradayız. Aile Dayanışma Ağı, tam 39 haftadır adalet arayışı içerisinde. Omuz omuza, yan yana aileler bir adalet ve hürriyet mücadelesi veriyorlar. Bu mücadele, şimdiden 39. haftasında dünya tarihine geçmiş durumdadır. Tıpkı Cumartesi Anneleri'nin mücadelesi gibi, onurlu mücadelesi gibi burada da anneler, eşler, evlatlar çok büyük bir mücadele veriyorlar. Konuşmama başlarken, ilk günden beri 39 haftadır Aile Dayanışma Ağı'nı yalnız bırakmayan siz değerli katılımcılara yürekten teşekkür ediyorum. Ve 39 haftadır yeri geldiğinde Silivri Zindanları'nın önünde, yeri geldiğinde Saraçhane'de büyük bir direniş sergileyen Sayın Dilek Kaya İmamoğlu'na, tüm ailelere yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız ve bu adalet karşısında dimdik ayaktasınız. Bu dayanışma, bu direniş şimdiden dünya tarihine geçmiştir ve adalet ve hürriyet mücadelesi eninde sonunda mutlaka başarıya ulaşacaktır.
“YÜREK DOLUSU SELAMLARIMIZI GÖNDERİYORUZ”
Ülke olarak çok zor günlerden geçiyoruz; hukuk ayaklar altına alınmış durumda, adalet bu topraklarda katledilmiş durumda. Ailelerimize ve arkadaşlarımıza yaşatılan bu zulüm, artık tahammül sınırlarını çoktan aşmış durumda. Başkanlarımız, bürokratlarımız, yol arkadaşlarımız, belediye başkanlarımız, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu Silivri'de 12 metrekarelik hücrede her türlü insani hakkın kısıtlandığı, ağır koşullarda direniyorlar. Buradan Silivri'de ve yurdun dört bir yanında direnen yol arkadaşlarımıza yürek dolusu selamlarımızı gönderiyoruz... İki gün önce bu topraklarda hiç yaşanmamış bir şey yaşandı. Hukuk tarihi açısından utanç verici bir günü yaşadık hep birlikte. Göz göre göre, 15,5 milyon insanın oy vererek Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlediği, 25 milyon insanın imzalarıyla desteklediği Cumhurbaşkanı adayımız, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkı sadece kısıtlanmadı, aynı zamanda gasp edildi.
''BEN SAVUNMAMI YAPMAK İSTİYORUM' DEMİŞTİR''
Ekrem Başkanımız mahkemede ‘savunmamı gerçekleştirmek istiyorum’ dediğinde, mahkeme salonundan kolluk marifetiyle çıkartıldı. Oysa bu dava ilk başladığında, daha 9 Mart'ta Ekrem İmamoğlu ‘ilk savunmayı ben yapmak istiyorum’ demişti. Diyorlar ya; ‘savunma yapmak istemedi, susma hakkını kullandı’ Bir kere şunu söyleyelim; Ekrem İmamoğlu susmaz da onu susturacak Türkiye'de herhangi bir kuvvet yok da! Diyorlar ya ‘susma hakkını kullandı’; 9 Mart'ta, duruşmanın başladığı ilk gün Sayın Ekrem İmamoğlu ‘ben ilk savunmayı yapmak istiyorum’ dedi. Mahkeme heyeti de 'hayır, sizin savunmanızı en sona alacağız’ dedi. Ve Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu tam 4 ay boyunca sabırla bekledi. 4 ayın sonunda ne oldu? Mahkeme heyeti İmamoğlu'nu 1,5 gün gibi bir süreye sıkıştırmaya çalıştı. Hatta 1,5 gün bile değil. 1,5 gün kalmış, ‘6 saatlik zaman diliminde savunmanı yapacaksınız’ diyorlar. Aynı zamanda ‘3 tane avukat savunma yapacak ve bu şekilde savunma tamamlanacak’ diyorlar. Okunması bile o iddianamenin uzun bir süre gerektiriyor. 4.000 sayfalık bir iddianame yazdılar. ‘İddianame çıksın’ dediler, ‘herkes görecek’ dediler. ‘Herkes o iddianamelerin içerisinde nasıl suçlu olduklarını görecek’ diye ifade edenler, o 4.000 sayfalık iddianameyi, tel tel dökülen o iddianameyi 6 saatte, bir günde arkadaşlarımızın savunmasını bekliyorlar. Tam 143 tane eylemden yargılanıyor Sayın Ekrem İmamoğlu. Bir eylemden yargılanan insanlar bir gün, iki gün savunmalar yaptılar; tek bir eylemden yargılananlar... İmamoğlu 143 eylemden yargılanıyor, 4.000 sayfalık bir iddianameyle yargılanıyor, 2.500 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor ve ‘6 saatte, bir gün içerisinde savunma yap’ diyorlar. Ekrem İmamoğlu buna rağmen ‘ben savunmamı yapmak istiyorum’ dedi ve aslında mahkeme heyet başkanı, Ekrem İmamoğlu ‘savunmamı yapmak istiyorum’ dediği halde ne yazık ki daha önce de olduğu gibi hemen bir karar alarak duruşma salonunu terk etti. Geri geldi, gerçeği yansıtmayan birtakım ifadeler kullandı. ‘Susma hakkını kullanmıştır’ dedi. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz; Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmamıştır, ‘ben savunmamı yapmak istiyorum’ demiştir. Silivri duruşma salonunda Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkı gasp edilmiştir.
“HUKUKUN GÖLGELENDİĞİ HER GÜN ADALET TALEBİMİZİ BÜYÜTECEĞİZ VE BU KARANLIĞI HEP BİRLİKTE YENECEĞİZ”
Bu uygulamaya 103 yıllık cumhuriyet tarihimizde ne Yassıada yargılamalarında rastlanmıştır, ne 12 Eylül darbe döneminde böyle uygulamalar olmuştur, ne de Ergenekon, Balyoz davalarında bu tür uygulamalar görülmemiştir. İlk defa Silivri duruşma salonunda bir savunma hakkı gasp edilmiştir. Buradan, bu kürsüden, Aile Dayanışma Ağı kürsüsünden bir kez daha altını çiziyoruz: Ekrem İmamoğlu 476 gündür tutukludur. Uzun ve haksız sürenin ardından kimsenin sesini bu şekilde kısamazlar, Ekrem İmamoğlu'nu susturamazlar. Ama unuttukları bir şey var; bu adaletsizliklere, bu zulme asla ne Ekrem İmamoğlu boyun eğer ne herhangi bir yol arkadaşımız boyun eğer. Bu adaletsizliklere asla boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Hukukun gölgelendiği her gün adalet talebimizi büyüteceğiz ve bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz. Şimdi, 19 Mart'tan itibaren Ekrem İmamoğlu'nun Twitter hesabını kapatanlar, 'duruşmalar TRT'den canlı yayınlansın' dediğimizde kendilerinin içerisinden de 'yayınlanmalıdır' denildiği halde duruşmaları TRT'den yayınlamayanlar, İstanbul'de Ekrem İmamoğlu'nun fotoğraflarını, afişlerini kaldıranlar; dün gece yine bin polisle İstanbul İl binasına geldiler. Ekrem İmamoğlu'nun fotoğrafını kaldırma çabası içerisine girdiler. Başka bir poster astılar. Gençlik kollarımıza teşekkür ediyorum, o posteri kaldırdı gençlik kollarımız; yeniden oraya Ekrem İmamoğlu'nun fotoğrafını astı. Şunu ifade etmek isterim; bir fotoğraftan ne kadar çok korktuğunuzu biliyoruz ama korkunun ecele faydası yok; o fotoğrafa yenileceksiniz günü geldiğinde bir kez daha!
“ZORBALAR DEĞİL MİLLETİMİZ KAZANACAKTIR”
Onlar zulümleriyle ve adaletsizlikleriyle tarihe geçtiler; işte buradaki Aile Dayanışma Ağı da onurlu direnişiyle, adaletiyle ve dayanışmasıyla tarihe geçti, tarihe geçmeye de devam ediyor. Tarihin her evresinde zalimler ve zulmedenler vardır; onların karşısında da direnenler vardır. Her zaman direnenler kazanmıştır; tarihin bütün evrelerinde dayanışmayla, mücadele edenler kazanmıştır. Hiç kimse bu koşullar karşısında umutsuzluğa kapılmasın; günü geldiğinde zorbalar değil milletimiz kazanacaktır. Çok açık biçimde ortaya koyalım: Bir yanda milletin yüzüne bakamayacak hale gelmiş bir saray ittifakı vardır, onların yerli ve yabancı iş birlikçileri vardır; bir yanda milletin gücünden daha büyük güç yoktur diye yüzünü millete dönenler vardır. Sandık milletin önüne gelecektir, sandığı kaçıranlar tarihin karanlığına gömülecek, onların karşısında mücadele edenler, yüzünü millete dönenler kazanacaktır.
“HAK KAZANACAK, HALK KAZANACAK, GÜZEL TÜRKİYE'MİZ KAZANACAK”
Ve şunu da herkes bilsin; istedikleri kadar mahkemeleri kaçırmaya çalışsınlar, istedikleri kadar savunma hakkımızı kısıtlamaya çalışsınlar, biz yüzümüzü millete dönmüş durumdayız. Ekrem İmamoğlu yüzünü millete dönmüş durumda çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz: Silivri'de haksız hukuksuz birtakım mahkemeler kuruluyorsa, İstanbul'da 16 milyon yurttaşımızın her gece evinde vicdan mahkemeleri kuruluyor; 86 milyon yurttaşımızın evlerinde vicdan mahkemelerimiz kuruluyor ve o vicdan mahkemelerini kuran yurttaşlarımız sadece bir şey bekliyorlar. Sandığın önlerine gelmesini bekliyorlar; işte o sandık milletimizin önüne geldiğinde bir pazar günü, bir bayram havasında, bir şenlik havasında hep birlikte sandıklara gideceğiz ve bir bayram havasında o seçimleri kazanacağız ve bu topraklarda cumhuriyetin kurumlarını yeniden inşa edeceğiz, demokrasiyi yeniden inşa edeceğiz. Herkes için; refah içerisinde, barış içerisinde, varlık içerisinde, huzur içerisinde yaşanılır bir Türkiye'yi egemen kılacağız. Hak kazanacak, halk kazanacak, güzel Türkiye'miz kazanacak”
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu da konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“HİÇBİR KİMSENİN SAVUNMA HAKKINA, SUÇSUZ SAYILMA HAKKINA DOKUNULAMAZ”
“9 Mart'tan itibaren Silivri'de görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası olarak adlandırılan davanın en başından en sonuna kadar, yani önceki gün, 8 Temmuz Çarşamba akşamına kadar yakından izleyicisi olduk İstanbul Barosu yönetimi olarak ve ayrıca oluşturduğumuz gözlem heyetinin her gün tuttuğu raporlarla bunları gözledik ve biz bunu raporlaştırıyoruz. 20 Temmuz günü, adli tatilin başlama günü İstanbul Barosunda bir basın açıklamasıyla hapishanelerdeki durumla Silivri duruşmalarında tanık olduğumuz hukuka aykırılıkları kamuoyu ile paylaşacağız. Burada, burada birkaç cümle ile, birkaç cümle ile tanık olduğumuz anayasa dışı, hukuk dışı durumlar hakkında bilgi verecek olursam özellikle bilindiği gibi savunma hakkı, adil yargılanma hakkının belkemiğidir. Suçsuz sayılma hakkı, adil yargılanma hakkının belkemiği olmasının ötesinde savaş ortamında bile, savaş durumunda bile mutlak bir biçimde korunması gereken bir haktır. Suçsuz sayılma hakkı ile savunma hakkı ancak meşru vasıta ile kullanılır; meşru vasıtanın dışına çıkılırsa ancak sınırlanabilir, yoksa ülke olağanüstü ortamda bile olsa, sıkıyönetim, seferberlik veya savaş halinde bile olsa hiçbir yurttaşın, hiçbir kimsenin savunma hakkına, suçsuz sayılma hakkına dokunulamaz. Bu açıdan İstanbul Barosu olarak her zaman hukukun üstünlüğünü savunmak, insan haklarını korumak için ne gerekiyorsa onu her zaman, her yerde, herkes için”