İçişleri Bakanı Çiftçi, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin 10'uncu yılında değerlendirmelerde bulundu.
Bazı gecelerin milletlerin kaderini değiştirdiğini, devletlerin yönünü belirlediğini ve gelecek nesillere yol gösteren bir şuurun temelini oluşturduğunu ifade eden Çiftçi, 15 Temmuz'un da böyle bir dönüm noktası olduğunu söyledi.
Çiftçi, 15 Temmuz'da milli iradenin vesayet odaklarına karşı kesin zaferini ilan ettiğini vurgulayarak, milletin o gece kendisine vurulmak istenen prangaları kendi elleriyle kırdığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz'u, Kurtuluş Savaşı'nın ardından milletin son bir asırda yazdığı en büyük destan olduğu kadar milletin küllerinden yeniden doğuşunun hikayesi olarak nitelendirdiğini hatırlatan Çiftçi, "10. yılında görüyoruz ki 15 Temmuz yalnızca bir gecenin, yalnızca bir kalkışmanın adı değildir. Türk milletinin tarih boyunca verdiği bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biridir. Bu yönüyle 15 Temmuz'u doğru okumak, sadece geçmişi anlamak bakımından değil, geleceği korumak bakımından da milli bir mecburiyettir." değerlendirmesinde bulundu.
"15 TEMMUZ, KLASİK BİR İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ ARAYIŞI DEĞİLDİR"
Bakan Çiftçi, milletin hafızasında darbelerin ve vesayet girişimlerinin derin izleri olduğunu ifade ederek, "27 Mayıs, millet iradesini darağacına mahkum etmiş, merhum Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarına yönelen bu darbe, siyasal tarihimizde silinmesi mümkün olmayan bir yara açmıştır. 12 Eylül, siyaseti, hukuku, aileleri ve gençliği ağır biçimde yaralayan bir dönem olmuştur. 28 Şubat ise inanç ve vicdan hürriyetini hedef alan karanlık bir vesayet sürecidir, başörtülü genç kızlarımız eğitim haklarından mahrum bırakılmış, imam hatiplere getirilen katsayı uygulamasıyla milyonlarca gencimizin geleceği sınırlandırılmak istenmiştir." diye konuştu.
"15 Temmuz'u bu darbelerden ayıran en önemli husus şudur, bu kez ihanet, devletin içine yıllarca sinsice sızmış bir terör örgütü eliyle gerçekleştirilmek istenmiştir." açıklamasında bulunan Çiftçi, şöyle devam etti: "FETÖ, dinimizi ve mukaddes değerlerimizi istismar ederek, aziz milletimizin temiz duygularını sömürerek, devletin imkanlarını kullanarak kadrolaşmış, nihayet fırsat bulduğunu düşündüğü anda silahını millete doğrultmuştur. Türk askerinin şerefli üniformasını gasbetmiş, Türk polisinin makamını istismar etmiş, Türk yargısının kürsülerini kirletmiştir. Dolayısıyla, 15 Temmuz, klasik bir iktidar değişikliği arayışı değildir. O, bünyemize yuvalanmış bir terör örgütünün milletin egemenliğini gasbetme girişimidir. FETÖ ise bu karanlık hesabın taşeronu, sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır."
Çiftçi, 15 Temmuz gecesi sadece meydanların değil, vatanın dört bir yanının direnişin adresi olduğunu söyledi.
Güvenlik kurumlarının hedef alınmasının ve vatandaşların üzerine ateş edilmesinin, bu ihanetin hangi boyutta tehdit oluşturduğunu gösterdiğini anlatan Çiftçi, buna rağmen tankların önüne bedenlerini siper eden ve çıplak elleriyle silahlara karşı koyan kahramanların, millet iradesinin hiçbir güç karşısında boyun eğmeyeceğini bütün dünyaya gösterdiğini vurguladı.
"SELALAR, 15 TEMMUZ GECESİNDE BÜYÜK BİR UYANIŞ ÇAĞRISINA DÖNÜŞTÜ"
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, o gecenin manevi hafızalarındaki en güçlü unsurlarından birinin, camilerden yükselen selalar olduğunu ifade etti.
Selaların, 15 Temmuz gecesinde büyük bir uyanış çağrısına dönüştüğünü belirten Çiftçi, "O gece okunan selalar millete sadece bir tehlikeyi haber vermemiş, aynı zamanda tarihi bir sorumluluğu hatırlatmıştır, vatanın, ezanın, bayrağın ve devletin birbirinden ayrı düşünülemeyecek kadar güçlü bir anlam bütünlüğü taşıdığını yeniden hissettirmiştir." dedi.
Bakan Çiftçi, milletin o gece gösterdiği tavrın, ani bir refleksin sonucu olmadığını anlatarak, şunları kaydetti: "Tankların önüne yürümek, kurşunların karşısında geri çekilmemek, bombaların gölgesinde meydanları terk etmemek ancak ahlaki bir kaynaktan beslenen cesaretle mümkündür. Bu cesaretin kaynağı imandır, vatanı mukaddes bilen anlayıştır, şehadeti en yüce makam gören irfandır. 15 Temmuz'un en önemli sonuçlarından biri de millet ile devlet arasındaki kadim bağın çok güçlü biçimde yeniden görünür olmasıdır. FETÖ, devlet kurumlarını ele geçirip millet iradesini teslim alma hesabı yaparken, milletimiz devletine sahip çıkmış, güvenlik güçlerimiz meşru otoriteye sadakatle görev yapmış, millet ile devlet aynı istikamette kenetlenmiştir."
"ÖRGÜTÜN TAMAMEN ETKİSİZ HALE GELDİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR"
Son 10 yılda FETÖ'nün Türkiye içindeki yapılanmasının önemli ölçüde değiştiğini ifade eden Çiftçi, 15 Temmuz sonrasında yürütülen kapsamlı adli ve idari çalışmalar neticesinde örgütün kamu kurumları başta olmak üzere eğitim, finans ve sivil toplum alanlarındaki açık ve kurumsal yapılanmasının büyük ölçüde deşifre edildiğini, devlet kurumları içindeki etkinliğinin ortadan kaldırıldığını bildirdi.
Çiftçi, bu süreçten sonra örgütün, açık yapılanma modelini terk ederek daha gizli, hücre tipi bir yapıya yöneldiğini dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti: "Mensuplar arasındaki irtibat asgariye indirilmiş, kimliğini gizleyen unsurlar aracılığıyla mevcut taban korunmaya çalışılmıştır. Örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in ölümünün ardından, örgütün en üst karar organı olan ve çoğunluğu Amerika ile Avrupa'da yaşayan 12 kişilik 'İcra Heyeti' isimli oluşum yönetimde tek söz sahibi haline gelmiştir. Bununla birlikte örgütün tamamen etkisiz hale geldiğini söylemek mümkün değildir. Mensuplar arasındaki dayanışmayı sürdürme girişimleri, yurt dışı yapılanmalarla irtibat çabaları ve gizli faaliyet yürüttüğü değerlendirilen unsurlar ilgili birimlerce yakından takip edilmektedir. Bugün örgüt, açık eylemden çok algı oluşturma, propaganda ve uygun şartların oluşması halinde yeniden yapılanma arayışındadır."
Örgütün haberleşmede kullandığı ByLock uygulamasına ilişkin veri analizleri ve ele geçirilen dijital materyal üzerindeki teknik çözümleme çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğünü aktaran Çiftçi, gizli yapılanmaların tespiti, kripto unsurların deşifresi, finansal ve organizasyonel ağların ortaya çıkarılması ile yurt içi ve yurt dışı bağlantıların takibinin kesintisiz devam ettiğini ve elde edilen her yeni bulgunun hukuki çerçevede yargıya intikal ettirildiğini söyledi.
Çiftçi, ihanetin yöntem değiştirmesinin, ihanetin sona erdiği anlamına gelmeyeceğine dikkati çekerek, "İlgili birimlerimiz, örgütün yönetici kadrolarındaki, Türkiye içindeki ve dışındaki unsurların yeniden yapılanma gayretlerini büyük bir titizlikle takip etmektedir. Bu konuda asla rehavete kapılmadan, her türlü istihbari veri dikkatle değerlendirilmektedir. Nitekim, önceki gün 968 kişiyi kapsayan operasyonlarımız kararlı takip ve mücadelemizin göstergesidir." diye konuştu.
OPERASYONLAR
17-25 Aralık 2013'ten itibaren başlatılan ve 15 Temmuz sonrasında kararlılıkla sürdürülen çalışmalar kapsamında, örgüte yönelik soruşturma ve operasyonların ilgili mevzuat çerçevesinde kesintisiz devam ettiğini vurgulayan Çiftçi, şu bilgileri verdi: "2016'dan 10 Temmuz 2026'ya kadar geçen dönemde toplam 72 bin 765 operasyon gerçekleştirilmiş; ulusal güvenliğe yönelik suçlardan 195 bin 803 şüpheli hakkında işlem yapılmış, 34 bin 164 kişi tutuklanmıştır. Rakamların yıllara göre seyri, mücadelenin mahiyetindeki değişimi de gözler önüne sermektedir. Darbe girişiminin yaşandığı 2016'da 4 bin 170 operasyon gerçekleştirilmiş, örgütün açık yapılarının büyük ölçüde ortaya çıkarıldığı 2017 ve 2018'de bu sayı zirveye ulaşarak sırasıyla 13 bin 571 ve 13 bin 895 olmuştur.
İlerleyen yıllarda örgütün açık yapılanması büyük ölçüde çökertildikçe operasyon sayıları kademeli olarak azalmış; 2019'da 11 binin üzerinde, 2020'de 9 bin 120, 2021'de 7 bin 569, 2022'de 5 bin 213 olarak kaydedilmiştir. 2023'ten itibaren istihbarata dayalı ve hedefli operasyonlara ağırlık verilmesiyle rakamlar 2023'te 3 bin 249, 2024'te 2 bin 660, 2025'te 1712 seviyesine gerilemiş; 2026'nın ilk 6 ayında ise 604 operasyon yürütülmüştür."
İşlem yapılan şüpheli sayısında da benzer bir seyrin izlendiğini dile getiren Çiftçi, "Örgüte yönelik en yoğun işlemlerin yapıldığı 2016 ve 2017'de bu rakam 50 bini aşmış; örgütün hareket kabiliyeti daraldıkça sonraki yıllarda istikrarlı biçimde düşerek 2026'nın ilk yarısında 703'e inmiştir. Tutuklamalarda en yoğun dönem yine 2016 ile 2017 olmuş, bu iki yılda sırasıyla 10 bin 977 ve 11 bin 145 kişi tutuklanmış, ilerleyen yıllarda örgütün açık yapılarının tasfiyesiyle birlikte yıllık tutuklu sayıları birkaç yüz seviyesine gerilemiştir." dedi.
Bakan Çiftçi, rakamlardaki bu azalışın, tehdidin sona ermesi değil, mücadelenin, örgütün açık yapılarından gizli ve kripto unsurlarına kaymış olması anlamına geldiğinin altını çizerek, "Bu tablo, devletimizin, milli güvenliğine kasteden bu yapıya karşı hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürüttüğü tavizsiz mücadelenin en somut göstergesidir. Mücadelemiz ilk günkü azim ve kararlılıkla sürmektedir." vurgusunu yaptı.
"FETÖ, MÜCADELESİNİ BAMBAŞKA BİR ALANA TAŞIDI"
FETÖ'nün gizli yapılanması ve yürüttüğü propaganda faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiftçi, "Burada, üzerinde henüz yeterince durulmayan bir çerçeveye dikkati çekmek isterim. FETÖ, 15 Temmuz gecesi kaybettiği zemini bir daha geri alamayacağını gördüğü an, mücadelesini bambaşka bir alana taşıdı. Örgütün ağırlık merkezi artık mekan değildir. Yani kurumları ele geçirmek, kadrolaşmak, sokağa hakim olmak değildir. Bugün örgütün asıl hedefi, milletimizin zihni ve hafızasıdır. Bunu, örgütün zayıfladığının değil, ihanetin kabuk değiştirdiğinin işareti olarak okumak gerekir." diye konuştu.
Çiftçi, örgütün merkezi yapıdan uzaklaşıp dağınık ve gevşek bağlı hücrelere dönüştüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:
"Bu dağınıklık bir güçsüzlük gibi görünse de asıl maksadı, yakalandığında izinin sürülememesi, yani her halkanın inkar edilebilir olmasıdır. İşte örgütün gizli yapılanması ile propaganda faaliyeti tam da burada birleşmekte, görünmez kalan yapı, görünür olan tek şeyi, yani algıyı yönetmeye çalışmaktadır.
Propaganda tarafında ise karşımızda alışıldık bir yalan makinesi yoktur. Örgüt, milleti belirli bir yalana inandırmayı çoktan bir kenara bırakmıştır, asıl amacı, insanımızın doğruyu yalandan ayırma kabiliyetini köreltmektir. Çünkü bir toplum neyin doğru olduğuna dair güvenini kaybettiğinde, her yalana açık hale gelir."
"HAKİKAT TEK BİR YALANLA ÇÜRÜTÜLMEZ"
Örgütün gazete ve televizyon kuruluşlarını kaybetmesine rağmen dijital mecralarda bir "gürültü duvarı" örmeye çalıştığını söyleyen Çiftçi, "Uluslararası literatürde 'yalan hortumu' olarak adlandırılan bu yöntemde hakikat tek bir yalanla çürütülmez. Yüksek hacimli, birbiriyle çelişmekten çekinmeyen ve durmadan tekrarlanan iddiaların oluşturduğu uğultuda sesi duyulamaz kılınır. Buradaki gaye ikna etmek değil, insanı yorup şüpheye ve kayıtsızlığa sürüklemektir." dedi.
Çiftçi, örgütün bunu yaparken hür toplumların en kıymetli değerlerini, ifade özgürlüğünü, basın hürriyetini ve iltica hakkını kendisine kalkan yapmaya çalıştığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün örgüt, gücünün büyük kısmını 15 Temmuz'un hakikatini bulandırmaya harcıyor. 'Kontrollü darbe', 'faili belirsiz', 'tiyatro' gibi kuşku fısıltıları, milletimizin o gece bizzat kendi gözüyle gördüğü gerçeği zamanla aşındırmak için üretiliyor. Örgüt, meydanda ve kurumda kazanamayacağını bildiği için artık şüphede ve unutmada kazanmayı umuyor.
Bu hamlenin zamanlaması da tesadüf değildir. O geceyi bizzat yaşamış neslin canlı hafızası, tabiatı gereği belli bir ömürle sınırlıdır, zamanla bu hatıranın anıtlara, müzelere, anma törenlerine ve en önemlisi eğitime, yani milletin kalıcı hafızasına emanet edilmesi gerekir. 10. yıl, işte bu hassas devir teslim anıdır ve örgüt de tam bu aralıkta, hatıra sağlam bir zemine oturmadan onu zehirlemek istemektedir. Devletimizin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden anma programlarına, müzelerden ders müfredatına kadar ördüğü her hatıra, bu kuşatmaya karşı diktiğimiz birer siperdir."
"TEHDİT SONA ERMEDİ"
FETÖ tehdidinin sona erdiğini düşünmenin ciddi bir yanılgı olacağına dikkati çeken Çiftçi, örgütle mücadelenin geçmişte kalmış ve kapanmış bir dosya olarak görülemeyeceğini söyledi.
Çiftçi, "Dün 'himmet' adı altında örgütlenenler vardı, bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir. Dün eğitim kisvesi kullananlar vardı, bugün farklı alanlarda benzer yöntemlere başvuranlar olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin aksatılmadan sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Son darbeci de yargıya hesap verene kadar bu süreç kararlılıkla devam edecektir." sözlerini hatırlatan Çiftçi, İçişleri Bakanlığı olarak başta FETÖ olmak üzere hiçbir terör örgütüne, hiçbir ihanet yapılanmasına ve hiçbir vesayet girişimine geçit vermediklerini ve vermeyeceklerini vurguladı.
"15 TEMMUZ, TÜRKİYE YÜZYILI'NIN EN SAĞLAM ZEMİNİDİR"
Çiftçi, Türkiye Yüzyılı vizyonuyla sürdürülen eser ve hizmet siyasetinin, Türkiye'yi daha güvenli, daha müreffeh ve daha aydınlık yarınlara taşıdığına değinerek, "15 Temmuz'da korunan milli irade, bugün Türkiye Yüzyılı'nın üzerinde yükseldiği en sağlam zemindir." ifadesini kullandı.
15 Temmuz'u sahih bir hafıza zemini üzerinde gelecek nesillere aktarmanın en önemli görevlerden biri olduğuna işaret eden Çiftçi, "Geçmişte yaşanan darbeleri, 27 Mayıs'ın acısını, 12 Eylül’ün toplumsal tahribatını, 28 Şubat'ın inanç dünyamızda açtığı yaraları ve 15 Temmuz'da FETÖ eliyle sahnelenen ihaneti doğru anlatmak, gençlerimizin milli irade ve vatan şuurunu güçlendirmek bakımından büyük önem taşımaktadır." dedi.
Çiftçi, tarih şuuru zayıfladığı gün fitne odaklarının yeniden cesaret bulacağını belirterek, "Bu sebeple 15 Temmuz'u yalnızca hafızalarda kalan bir destan olarak değil, her türlü vesayete karşı uyanık olmayı öğreten, milli iradeyi koruma sorumluluğunu hatırlatan canlı bir şuur olarak gelecek kuşaklara taşımak hepimizin ortak görevidir. Bu, aynı zamanda benzer ihanetlerin bir daha zemin bulamaması için milletimize ve devletimize karşı bir vefa borcudur." değerlendirmesinde bulundu.
Şehit ailelerine hitaben Çiftçi, "Evlatlarımız, eşleriniz, yakınlarınız yalnızca bir geceyi kurtarmadılar, bu milletin hafızasına bir daha sökülmeyecek bir iz bıraktılar. Bugün o gecenin hakikatini karartmaya çalışan varsa, buna verilecek en güçlü cevap onların hatırasıdır. Onlar unutulmadıkça, o ihanet asla aklanamayacaktır." görüşünü aktardı.
"O HAFIZANIN BEKÇİSİ ARTIK GENÇLERİMİZDİR"
Çiftçi, gazilerin de 15 Temmuz gecesinin yaşayan şahitleri olduğunu ifade ederek, bedeninde o gecenin izini taşıyan bir insanın şahitliğinin hiçbir propaganda tarafından ortadan kaldırılamayacağını söyledi.
Gazilerin hiçbir arşivin yerini tutamayacak canlı birer hakikat olduğunu belirten Çiftçi, onlara duyulan minnetin zamanla azalan değil, her yıl daha da derinleşen bir borç olduğunu dile getirdi.
Gençlere bırakılan emanetin yalnızca bir vatan değil, aynı zamanda bir hakikat olduğunu vurgulayan Çiftçi, "O geceyi belki bizzat yaşamadılar ama en zor ve en kıymetli görev tam da bu yüzden gençlerindir. Yaşamadıkları bir hakikati doğru öğrenmek, çarpıtılmasına izin vermemek ve olduğu gibi kendilerinden sonrakine devretmek... Bir milleti ayakta tutan, yalnızca sınırları değil, nesilden nesle bozulmadan taşınan ortak hafızasıdır. O hafızanın bekçisi artık gençlerimizdir." diye konuştu.
Bakan Çiftçi, 15 Temmuz şehitlerini rahmetle, gazileri minnetle andığını belirterek, "Rabb'im milletimize bir daha böyle bir ihanet yaşatmasın, hafızamızı diri, kardeşliğimizi pekişmiş eylesin. Devletimiz ebed müddet payidar, milletimiz birlik ve beraberlik içinde daim olsun." temennisinde bulundu.