TAHSİN HAN
İsrail gazetesi The Jerusalem Post’ta Amine Ayoub’un kaleme aldığı analizine göre, Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında F-35 programı ve yaptırımların kaldırılması üzerine yürütülen temaslar, İsrail kanadında büyük bir endişe ve hezeyan dalgasına yol açtı.
İsrail hezeyanlarını dile getiren Jeruselam’daki analizde, dikkat çekici ifadeler kullanıldı: İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Fox News ekranlarında aceleyle ortaya koyduğu, “Türkiye’ye F-35 verilmesi bölgedeki güç dengesini İsrail aleyhine bozar” argümanı, aslında İsrail güvenlik elitlerinin Türkiye’nin bölgesel bir süper güç haline gelmesi karşısında yaşadığı derin bir paniğin yansımasıdır. Nitekim İsrail’in iddialarının aksine, Türkiye’nin caydırıcılığını ve askeri gücünü kanıtlamak için F-35 uçaklarına bağımlı olmadığı, yedi yıldır Libya’da yürüttüğü başarılı stratejiyle net bir şekilde görülüyor.
LİBYA’NIN KONTROLÜ TÜRKİYE’DE
Türkiye, 2019 yılında yerli üretim Bayraktar TB2 İHA/SİHA’ları ve ileri teknoloji Koral elektronik harp sistemleriyle Libya sahasına girerek askeri dengeleri tamamen kontrolü altına aldı. Türkiye’nin sahadaki bu operasyonel başarısı, Misrata’da kurulan güçlü deniz unsurları ve Al-Watiya hava üssüyle kalıcı bir lojistik ve stratejik merkeze dönüştü.
TBMM’nin buradaki askeri konuşlandırmayı düzenli olarak uzatması, Ankara’nın geçici hamlelerle değil, uzun vadeli ve köklü bir Akdeniz doktriniyle hareket ettiğini gösteriyor. İsrail tarafı, Türkiye’nin bu bağımsız askeri varlığını kendi bölgesel planlarına yönelik bir tehdit olarak algılayıp “güç dengesi bozuluyor” hezeyanına kapılsa da, gerçekte ortaya çıkan tablo Türkiye’nin sınır ötesindeki operasyonel gücüdür.
TÜRKİYE AMBARGOLARI HÜKÜMSÜZ KILDI
Libya tecrübesi, Türkiye’nin son on yıldır büyük bir kararlılıkla inşa ettiği yerli ve milli savunma sanayisi hamlesinin en somut zaferidir. Baykar’ın küresel çapta ün kazanan İHA ailelerinden milli muharip uçak KAAN programına, Aselsan’ın elektronik harp sistemlerinden MİLGEM korvet hatlarına kadar uzanan bu yerli ekosistem, Batı’nın dayattığı ambargo ve siyasi koşulları tamamen hükümsüz kılmıştır.
Türk askeri teknolojisiyle eğitilen ve Türk askeri doktrinini benimseyen yerel güçler sayesinde Ankara, Akdeniz’de kalıcı bir nüfuz alanı kurmuştur.
Dolayısıyla Trump ile yürütülen F-35 müzakereleri, Türkiye için teknik bir zorunluluk değil, kendi mühendisliğiyle zaten sahada rüştünü ispatlamış bir askeri dehanın uluslararası alanda tescil edilmesi mücadelesidir.
TÜRKİYE İSRAİL’İ KÖŞEYE SIKIŞTIRIYOR
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bu çok yönlü ve esnek dış politikası, bölgeyi tek taraflı şekillendirmek isteyen İsrail’i iyice köşeye sıkıştırmaktadır. Ankara, sadece Trablus hükümetiyle kalmayıp son dönemde doğudaki Haftar güçleriyle de diplomatik ve istihbari kanallardan temas kurarak dengeleri kendi lehine tahkim etmeye başlamıştır. Bu esnekliğin temel hedefi, Doğu Akdeniz’deki Yunan ve Kıbrıs tezlerini çökerterek Türkiye’nin deniz yetki alanlarını koruma altına alan 2019 mutabakatını Libya genelinde kalıcı kılmaktır. Bu gidişat, Leviathan ve Tamar gibi açık deniz doğalgaz yatakları üzerinden Avrupa’ya uzanan enerji yollarını tekeline alabileceğini düşünen İsrail’i derin bir huzursuzluğa sevk etmektedir.
İSRAİL STATÜKOSUNU SARSTI
Türkiye, Fas ve Cezayir örneklerinde olduğu gibi, bölgedeki stratejik riskleri yöneterek kendi milli menfaatlerini optimize etme yeteneğine fazlasıyla sahiptir. İsrail güvenlik bürokrasisinin asıl hazmedemediği nokta, savunma sanayisindeki bu muazzam yerli dönüşümün bölgedeki jeopolitik oyun planlarını bozmasıdır. Türkiye’nin NATO üyesi bir devlet olarak kendi bağımsız askeri vizyonunu çizmesi ve bölgede geniş ittifaklar kurması, İsrail’in İran’a karşı Sünni Arap dünyasıyla kurguladığı “İbrahim Anlaşmaları” mimarisini ve statükosunu temelinden sarsmaktadır.

TÜRKİYE TEKNOLOJİYİ KADIRAÇ OLARAK KULLANIYOR
Sonuç olarak Washington’da bazı Kongre üyeleri Türkiye’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasının NATO birliği için gerekli olduğunu savunurken, İsrail ise F-35 satışı ile Türkiye’nin Libya’daki stratejik yükselişini aynı torbaya koyarak ABD’yi engellemeye çalışmaktadır. Ancak saha gerçekleri nettir: Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye, ileri teknolojiyi ulusal ve bölgesel çıkarları doğrultusunda nasıl bir kaldıraç olarak kullanabileceğini dünyaya göstermiştir; Washington bu gerçeği kabul etmeye çalışırken, İsrail ise çöken bölgesel vizyonunun hezeyanlarıyla baş başa kalmıştır.