Ana içeriğe geç

ABD ve İran’ı masaya oturtan sebep neydi? Dr. Zekeriya Şahin barışın perde arkasını açıkladı

ABD ve İran arasındaki küresel gerilimde kartlar yeniden dağıtılıyor. Yıllardır süren yaptırımlar, enerji krizi ve askeri çıkmaz, tarafları masaya oturmaya zorladı. Peki, bu 'soğuk uzlaşma' kalıcı mı olacak yoksa bölgeyi daha büyük bir kaos mu bekliyor? Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a yeni jeopolitik düzenin şifrelerini ve barış sürecini sabote edebilecek o kritik 'kırmızı çizgileri' açıkladı.

ABD ve İran’ı masaya oturtan sebep neydi? Dr. Zekeriya Şahin barışın perde arkasını açıkladı
TGRT Haber
16

ABD-İran geriliminde yeni bir safhaya geçildi. Küresel ticaretin normale dönmesinin en iyimser tahminde 6 ay ile 1 yıl içinde olacağı öngörülüyor. Ancak uzmanlara göre ABD ve İran’ı masaya oturtan ana sebep; ideolojik bir yakınlaşma değil. Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarkuş'a özel açıklamalarda bulunan Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin, tam kapsamlı bir barışın mevcut güven sorunları nedeniyle çok zor olduğunu belirtti.

Nükleer program, füze kapasitesi ve İsrail’in güvenlik kaygıları gibi temel sorunların bir sonraki müzakerelere bırakıldığına dikkat çeken Şahin, özellikle önümüzdeki 60 günlük sürecin çok kırılgan olduğunu ve sabotaj risklerine açık olduğunu vurguladı.

ABD ve İran’ı bugün bu masaya oturmaya zorlayan sebep ne oldu?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Bu durumu tek bir sebebe bağlamak yeterli kalmaz. ABD ile İran'ı masaya oturtmaya zorlayan sebeplerin başında barış isteği ya da ideolojik yakınlaşma değil doğrudan savaşın faturası gelmektedir. Bir tarafta yaptırımlar altında nefes almak isteyen İran, diğer tarafta enerji krizinin ve bölgesel istikrarsızlığın maliyetini büyütmek istemeyen ABD var.

Tarafları masaya oturtmaya zorlayan sebepleri özetle değerlendirmek gerekir ise her şeyden önce;

SAVAŞ ASKERİ OLARAK ÇIKMAZA GİRDİ

ABD ve İsrail, İran'a ciddi zarar verdi, ancak İran da bölgedeki ABD üslerini, enerji altyapısını ve deniz ticaretini tehdit etmeye devam etti.
ABD’nin deniz ablukası da dâhil olmak üzere taraflardan hiçbiri karşı tarafı tamamen teslim olmaya zorlayamadı. Bu nedenle askeri kazanımın marjinal getirisi düşmeye başladı. Hatta İran ciddi bir kazanım elde etti. Halkı büyük bir direniş göstererek, konsolide olup devletine sahip çıkmayı başardı.

HÜRMÜZ BOĞAZI KÜRESEL BASKI OLUŞTURDU

Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya risk altına girmesi beraberinde İran’ı destekleyen Yemen’deki Husiler’in Bab El-Mendeb geçişini de tehdit etmesi ile petrol, doğalgaz ve LNG akışının durması arz şoku etkisi oluşturdu.
Bu durum sadece İran ve ABD'yi değil, Avrupa'yı, Çin'i, Körfez ülkelerini ve küresel piyasaları da baskı altına aldı.
Masadaki en kritik başlıklardan biri boğazın yeniden açılması oldu.

İRAN'IN EKONOMİK NEFES ALMA İHTİYACI

İran yaptırımlar, bloke edilen fonlar ve petrol satışındaki kısıtlamalar nedeniyle ciddi ekonomik baskı altındaydı. Yıllardır ekonomik ambargo ve yaptırımlar ile boğuşan İran için bu önemli bir fırsat ve kazanım olacaktır.
Görüşmelerde dondurulmuş varlıklara erişim, petrol ihracatının yeniden başlaması ve yaptırım hafifletmeleri temel motivasyonlardan biri haline geldi.

ABD'NİN DE EKONOMİK HESABI VAR

Yüksek enerji fiyatları ve bölgesel istikrarsızlık küresel ekonomiyi zorladı. Ayrıca Körfez ülkeleri güvenliklerini sağlayamayan ABD ile müttefiklik ilişkilerini sorgular bir aşamaya geçti.
Washington açısından savaşın uzaması hem maliyetli hem de siyasi risk taşıyan bir senaryoya dönüşüyordu. Sonuçta D.Trump’ı bekleyen bir ara seçim süreci var ve bu sürece kadar tüm sorunların çözülmesi gerekiyor.

ARABULUCULARIN YOĞUN BASKISI

Özellikle Türkiye, Katar, Pakistan ve bölgedeki diğer aktörler haftalar süren diplomasi yürüttü.
Son anlaşmanın ortaya çıkmasında bu arabuluculuk trafiği kritik rol oynadı.

SOĞUK UZLAŞMA DÖNEMİ BAŞLIYOR

Sizce barış tam olarak gerçekleşecek mi?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Tam kapsamlı, tarihi bir ABD-İran barış anlaşması çok zor. Çünkü taraflar arasında hem güven sorunu hem de onlarca yıllık stratejik rekabet var.

Bu sebeple kalıcı bir barışın hemen gerçekleşme ihtimali orta düzeyde olmakla beraber çatışmaların yeniden başlamaması ihtimali daha yüksek. Çünkü şu anki anlaşma daha çok bir ateşkes ve çerçeve anlaşması niteliğinde. Taraflar savaşmayı durdurma konusunda uzlaşmış görünse de, asıl sorunlar henüz çözülmedi: İran'ın nükleer programı, füze kapasitesi, bölgedeki vekil güçler ve İsrail'in güvenlik kaygıları gibi temel başlıklar sonraki müzakerelere bırakıldı. Altmış günlük kritik bir süreç var ki İsrail’in bu süreci sabote edici birçok hamlesini görebileceğimiz günler olarak değerlendirebiliriz. Özellikle Lübnan’ın güneyine saldırılar ki İran, Lübnan’daki saldırıların da durmasını müzakere maddelerine dâhil etmektedir.

Tarafların masaya oturmalarını sağlayan ekonomik ve askeri maliyetler o kadar büyüdü ki, ne Amerika Birleşik Devletleri ne de İran yeniden tam ölçekli bir savaşa dönmek istemiyor. Bu nedenle ben "barıştan" çok, uzun süreli bir soğuk uzlaşma ihtimalini daha güçlü görüyorum.

EN GÜVENLİ ROTA ÖNCELİK OLDU

Küresel ticaret ve ilişkilerin normale dönmesi ne kadar süre alır?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: “Savaş bittiğinde her şey eski haline döner” beklentisi birkaç aylık süreç için gerçekçi değil. Küresel ticaret ve ülkelerarası ilişkilerin normale dönmesi en iyimser gözle 6 ay ile 1 yıllık zaman zarfında gerçekleşebilir. Ayrıca bu savaş beraberinde bölgesel jeopolitik hizalanmaları da beraberinde getirecektir.

Bugün dünya ekonomisi sadece ABD-İsrail-İran savaşının maliyetini hesaplamıyor. Aynı zamanda yeni risk haritasını çiziyor. Şirketler artık 'en ucuz rota hangisi?' diye değil, 'en güvenli rota hangisi?' diye soruyor. Bu nedenle küresel ticaret eski haline dönmeyebilir; aksine yeni bir düzene evrilebilir.

YENİ ENERJİ KORİDORLARININ BAŞLANGICI OLACAK

Jeopolitik açıdan değerlendirdiğimizde "Tarih bize gösteriyor ki savaşlar aylar içinde bitebilir ama ekonomik sonuçları nesiller boyunca sürebilir. Birinci Dünya Savaşı küresel dengeleri değiştirdi, İkinci Dünya Savaşı Bretton Woods sistemini doğurdu, Rusya-Ukrayna savaşı enerji haritasını yeniden çizdi. ABD-İsrail-İran eksenindeki bu kriz de muhtemelen yeni ticaret yollarının, yeni enerji koridorlarının ve yeni ittifakların başlangıcı olacak.

Ben küresel ticaretin tamamen normale dönmesinden çok, yeniden şekillenmesini bekliyorum. Çünkü dünya artık kriz öncesindeki dünyadan farklı. Ortadoğu ve Körfez ülkeleri, Asya ve Pasifik ülkeleri bu süreci farklı olarak okumaktadır. Bu nedenle asıl soru 'ne zaman normale döneriz?' değil; 'oluşan yeni düzende kim kazanacak, kim geride kalacak?' sorusudur.

Bölgedeki vekil güçler ve müttefikler bu gelişmeyi nasıl okuyacak?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Bölgedeki vekil güçler ve müttefikler bugün karşılıklı olarak füzelerin düştüğü noktaya değil, güç merkezlerinin ne kadar sarsıldığına bakıyor. Her aktör şu sorunun cevabını arıyor: Yeni dönemin kazananı kim olacak ve kurulacak yeni düzende kendisine ne kadar yer kalacak?

İran'ın desteklediği yapılar; Yemen'deki Husiler, Irak'taki Şii milisler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran yanlısı unsurlar öncelikle şu soruya bakacaktır: "İran ayakta kaldı mı, yoksa caydırıcılığı zayıfladı mı?"

Eğer İran ciddi zarar görmesine rağmen rejim ve askeri kapasitesini korursa, vekil güçler bunu "direniş ekseni ayakta kaldı" şeklinde yorumlayacaktır. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzu zayıflarsa, bu grupların hareket alanı da daralabilir.

İsrail ve onu destekleyen ülkeler açısından temel mesele İran'ın nükleer ve füze kapasitesinin ne ölçüde sınırlandığıdır. Eğer İran'ın kapasitesi geriletilmiş görünüyorsa, bu durum kısa vadeli bir stratejik başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak İran'ın vekil ağları faaliyet göstermeye devam ederse, tehdit algısı ortadan kalkmış sayılmayacaktır.

Körfez ülkelerinin bakışı özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkeler gelişmeleri daha pragmatik okuyacaktır. Onlar için en önemli konu; Enerji ihracatı ve ticaret koridorlarının ne kadar güvende olduğudur.

Körfez ülkeleri uzun süredir sadece petrol ve doğalgaza bağlı ekonomik sistemden farklı ekonomik dönüşüm projelerine yatırım yapıyor. Bu nedenle bölgesel istikrarsızlığın uzaması yerine kontrollü bir dengeyi tercih ediyorlar.

Sizce bu sürecin sabote edilme riski en yüksek alanlar hangileri? Hangi 'kırmızıçizgiler' bu barış sürecini bir gecede çökertebilir?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Barış süreci masada değil, sahada sabote edilebilir. Örneğin bir tanker vurulursa, bir nükleer tesis hedef alınırsa, Lübnan cephesi açılırsa ya da vekil güçlerden biri kontrolden çıkarsa, bir gölge bayrak operasyonu olursa diplomasi bir gecede çöker. Çünkü Ortadoğu coğrafyasında atılacak imzaların hiçbir önemi yoktur. Barışı imzalar değil, kırmızıçizgileri kimin ne kadar zorladığı belirler.

Örneğin Hürmüz’de bir tanker saldırısı, mayınlama, yanlışlıkla vurulan gemi ya da yeniden kapanma ihtimali barış sürecini bir gecede çökertir.

İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığı veya Hizbullah’ın yeniden büyük çaplı saldırısı süreci hızla sabote edebilir. Hizbullah, İran’ın nihai anlaşmayı İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi meselesinden bağımsız görmeyeceğini söylüyor.

İran’ın nükleer programına yeni bir saldırı ya da İran’ın denetimden kaçtığı algısı en büyük kırmızıçizgilerden biridir. Çünkü bu başlık doğrudan ABD, İsrail ve İran’ı karşı karşıya getirir.

Vekil güçlerin “kontrol dışı” saldırısı; Irak’taki milisler, Husiler, Suriye’deki unsurlar veya Hizbullah üzerinden yapılacak tek bir büyük saldırı bile “merkezden emir geldi mi gelmedi mi?” tartışmasını anlamsızlaştırır. Sonuçta piyasa ve diplomasi niyete değil, patlamaya bakar. Sadece vekil güçler değil İran Devrim Muhafızları içerisinde de bir damar Abd ile müzakerelere karşı bir tavır içerisinde hareket ediyor.

Liderlerin iç politika baskısı da barış sürecini çökertebilir. İsrail’de güvenlik baskısı, İran’da rejimin prestij kaybı korkusu, ABD’de seçim ve Kongre baskısı barış masasını zayıflatabilir. Liderlerden biri “geri adım attı” görüntüsüne düşerse süreç sertleşebilir.

Türkiye bu yeni denge sürecinde nasıl bir 'ara bulucu' veya 'oyun kurucu' rolü üstlenebilir?

Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin: Türkiye sürecin en başından bu yana konuyu dikkatle ve hassasiyetle takip etmektedir. Türkiye'nin önündeki mesele sadece Abd-İsrail-İran arasında arabuluculuk yapmak değil. Asıl mesele, ortaya çıkan yeni jeopolitik denklemde masayı kuran ülkelerden biri olabilmektir. Çünkü yenidünya düzeninde en güçlü ülke en çok silaha sahip olan değil; enerjiyi, ticareti ve diplomasiyi aynı anda yönetebilen ülke olacaktır. Türkiye'nin önündeki tarihi fırsat da tam olarak budur.

Türkiye bugün hem ABD ile konuşabilen, İran ile diyalog kurabilen, Körfez ülkeleriyle çalışan, Rusya ve Ukrayna ile aynı masaya oturabilen, Avrupa ile ekonomik bağlarını sürdüren çok yönlü dış politika üreten ender ülkelerden biri. Daha önce Rusya-Ukrayna Tahıl Koridoru, İstanbul görüşmeleri, Esir takasları, gibi süreçlerde bunu gördük. Bu nedenle Ankara'nın en doğal rolü kriz yönetimi ve diplomatik köprü olmaktır.

Dünyadaki güç dengeleri enerji, madenler, mineraller gibi birçok unsura ilaveten ticaret yollarına hâkimiyet üzerinden şekillenecektir. Bu yollara hâkim olanlar devletler kazanacak. Türkiye Enerji koridorları, veri koridorları, lojistik koridorları, savunma sanayii ağları gibi alanlarda merkez olabilirse yalnızca kriz çözen değil, yeni düzeni şekillendiren ülkelerden biri haline gelebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler