DİSK-AR tarafından hazırlanan “İşçi sınıfının geçim krizi raporu: Asgari ücret, vergi, emeklilik” yayımlandı. Rapor, sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikalarıyla Türkiye’nin nasıl bir “asgari ücretliler ülkesi”ne dönüştüğünü, vergi yükünün işçinin sırtına nasıl yıkıldığını ve emeklilerin sefalete nasıl sürüklendiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
Toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamının daraltılması, sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikaları sonucunda asgari ücret, Türkiye’de artık istisnai bir ücret olmaktan çıkarak “ortalama ücret” haline geldi. Avrupa’da açık ara en yüksek asgari ücret oranına sahip olan Türkiye’de işçilerin büyük bir çoğunluğu, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.
DİSK-AR’ın verilerine göre, 2026 yılı için belirlenen net asgari ücret daha açıklandığı gün açlık sınırının altında kalırken, yılın beşinci ayı itibarıyla yoksulluk sınırının yalnızca dörtte birine geriledi. Ekonomik büyümeden dışlanan işçilerin maaşları, kişi başına düşen milli gelire göre her geçen gün eridi.
Adaletsiz vergi sistemi ise gelir eşitsizliğini daha da derinleştirdi. “Az kazanandan çok, çok kazanandan az” vergi alınan mevcut düzende, büyük servetler korunurken vergi yükü tamamen tabana yayıldı. Ücretli çalışanlar, devasa kârlar açıklayan şirketlerden bile daha fazla vergi ödedi.
Tablonun en ağır noktalarından birini ise emeklilerin durumu oluşturdu. Yıllarca ülkenin büyümesine katkı sağlayan ve prim ödeyen milyonlarca emekli, asgari ücretin bile altına düşen aylıklarla sefalet içinde yaşamaya çalışıyor. Emeklilik bir “dinlenme ve güvence” hakkı olmaktan çıkarken, her üç emekliden ikisi geçinebilmek için ilerlemiş yaşına rağmen yeniden iş aramak veya çalışmak zorunda kalıyor.
Asgari ücretli 21 yılda 23 cumhuriyet altını kaybetti
DİSK-AR’ın raporunda yer alan çarpıcı veriler şöyle:
- Asgari ücret açlık sınırının altında kalırken, yoksulluk sınırının ancak dörtte biri düzeyinde seyrediyor.
- 1974 yılında asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı yüzde 80.6 iken, 2026 yılında bu oran yüzde 45.7’ye çakıldı. Asgari ücretliler büyümeden pay alamadı.
- Bir asgari ücretlinin 2005 yılından bu yana yaşadığı toplam kayıp yaklaşık 23 cumhuriyet altınına denk geldi.
- Türkiye’de asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında bir ücretle çalışanların oranı yüzde 35’e yaklaşmış durumda. Türkiye, asgari ücretin yaygınlığı bakımından Avrupa’da ilk sırada.
- Türkiye’de TİS kapsamı yalnızca yüzde 10 düzeyindeyken, bu oran birçok Avrupa ülkesinde yüzde 60’ın üzerinde. TİS kapsamındaki işçilerin aylık ortalama brüt kazancı, sendikasız işçilerden yüzde 91.9 daha fazla.
- Türkiye’de her 100 çalışandan 15’i yasal asgari ücretin bile altında çalıştırılıyor.
- Türkiye’deki bir asgari ücretlinin dana eti alım gücü, Hollanda’dakinin yaklaşık dörtte birine, Fransa’dakinin ise üçte birine denk geliyor. Temel gıdaya erişim, Avrupa ve OECD ülkelerine kıyasla çok sınırlı.
- 2026 yılı itibarıyla Avrupa’da Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülke sayısı yalnızca üçe düştü.
Vergide şirketler korunuyor, işçi ödüyor
- Yılın başında yüzde 21.6 olan vergi ve kesinti yükü, yıl içinde yüzde 29.7’ye fırlıyor.
- 2026 yılında işçinin brüt ücretinin ortalama dörtte birinden fazlası doğrudan vergi ve kesintilere gidiyor. İşçiler yılın üç ayını devlete vergi ödemek için çalışıyor.
- Gelir vergisinin en düşük tarife dilimi 190 bin TL ile sınırlandırıldı. Eğer 2000 yılından bu yana tarife dilimleri asgari ücret artışı kadar artırılsaydı, ilk vergi dilimi bugün 658 bin TL’nin üzerinde olacaktı. Asgari ücret istisnası bile çalışanların aleyhine işliyor.
- Toplanan her 100 TL’lik verginin 64 TL’si KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden elde ediliyor. Dolaylı vergilerin payı 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e çıktı.
- Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payı son 11 yılda yüzde 3.7’den yüzde 1.1’e kadar geriledi.
- Vergi gelirleri içinde işçilerin sırtlandığı pay yüzde 19.6 iken, devasa sermayenin ödediği pay sadece yüzde 13.1 düzeyinde kaldı.
Emekliye ‘dinlenme hakkı’ yok
- 2002 yılında ortalama emekli aylığı asgari ücretin yüzde 122’si (üzerinde) iken, 2025 yılında bu oran yüzde 84’e geriledi. Emekli aylıkları asgari ücretin yüzde 16 altına düşmüş durumda.
- Emeklilik sisteminde yapılan değişiklikler, aynı prim ve çalışma süresine sahip emekliler arasında devasa gelir uçurumları yarattı.
- Sadece en düşük emekli aylığının artırılıp diğer aylıkların aynı oranda yükseltilmemesi, tüm emekli maaşlarını en dipte, “en düşük aylıkta” eşitliyor.
- Ortalama emekli aylığının kişi başına milli gelire oranı 2002’de yüzde 46.4 iken, bu oran 2025 itibarıyla yüzde 31.6’ya kadar geriledi.
- 2002’den bu yana SGK’nin prim gelirleri 273 kat artmasına rağmen, emekli aylıkları ve sağlık harcamalarındaki artış 211 katta kaldı. Artan gelir emekliye yansıtılmadı.
- Düşük aylıklar yüzünden emeklilikte çalışmak veya iş aramak zorunda kalanların oranı 2002’de yüzde 36.6 iken, 2025’te yüzde 69.5’e fırladı. Bugün her üç emekliden ikisi geçinebilmek için çalışmak zorunda bırakılıyor.
(Ekonomi Servisi)