Joseph Campbell’a göre insanlığın binlerce yıldır anlattığı hikâyelerin özünde aynı denklem yatar. Kahraman evinden ayrılır ve bir yolculuğa koyulur. Başından türlü türlü şeylerin geçtiği bu yolculuğun sonunda ise yeniden evinde alır soluğu. Mekan aynıdır, suretler aynı… Fakat ne o ev ne evde kalanlar ne de kahramanın kendisi aynı değildir artık. Hikâye başladığı yere dönse de arada geçen zaman her şeyi değiştirmiştir.
Mevzubahis bu formül, 2 bin 700 yıl kadar önce Homeros tarafından Odysseia destanı ile yazmıştı aslında. Onun hikâyesinde İthaka Kralı Odysseus, on yıl süren Truva Savaşı’nın sonunda evine, eşine ve oğluna dönmeye çalışır. Fakat eve dönüş yolunda kaybolur ve on yıl boyunca yolunu bulmaya uğraşır. Bu dönüş yolu esnasında başına gelen insani ya da mistik her olay da Odysseus’u bir iç yolculuğa sürükler.
Antik anlatılardan bilim kurguya kadar birçok farklı hikâyede bu antik matematiği takip ediyoruz kısacası. Formülü kadar, destanın kendisi de defalarca yorumlandı elbette. Batı edebiyatının temel taşlarından kabul edilen bu epik eseri, bu sefer de Inception (2010), Interstellar (2014) ve The Dark Knight serisi gibi filmlerin yönetmeni Christopher Nolan’ın gözünden izliyoruz. Üstelik 250 milyon dolara yaklaşan bir bütçe, Anne Hathaway, Tom Holland, Robert Pattinson, Charlize Theron, Zendaya, Lupita Nyong'o, Elliot Page ve daha birçok yıldız isimin yer aldığı görkemli bir oyuncu kadrosu ve teknolojinin sağladığı imkânlar eşliğinde…
Peki bizim perdede izlediğimiz şey, tüm bu üretim ve pazarlama bütçelerine değer bir eser mi?