Piyasaların uzun süredir beklediği gün geldi. Gözler bugün açıklanacak haziran ayı tüketici enflasyonu verisinde. Beklentiler, aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 1, yıllık enflasyonun ise yüzde 32 civarında gerçekleşeceği yönünde.
Haziran ayı enflasyonu yalnızca para politikası açısından değil, milyonlarca vatandaşın gelirini doğrudan etkilemesi bakımından da yılın en kritik verilerinden biri.
Milyonlarca kişiyi ilgilendiren veri
Bugün açıklanacak enflasyon verisiyle birlikte yılın ilk altı aylık enflasyonu kesinleşecek. Böylece kamu çalışanlarının maaş artışları, emekli aylıklarındaki zam oranları ve enflasyona endeksli birçok kamu ödemesi de netleşmiş olacak.
Bunun yanında, özel tüketim vergisindeki (ÖTV) maktu tutarlar ile yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda yapılacak artışların belirlenmesinde de ilk altı aylık enflasyon belirleyici olacak.
Nitekim haziran ayında aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 1 seviyesinde gerçekleşeceği beklentisi doğrultusunda, yılın ilk altı aylık enflasyonuna paralel olarak bu hafta başında otoyol, köprü ve tünel geçiş ücretlerine yaklaşık yüzde 18 oranında zam yapıldı.
Gelelim piyasaların asıl merak ettiği asıl soruya.
Haziran ayında enflasyonun düşük gerçekleşmesi, Merkez Bankası’na temmuz ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi için alan sağlar mı?
İlk bakışta bu soruya olumlu yanıt vermek kolay görünmüyor. Yıllık enflasyonun yine yüzde 32 civarında gerçekleşmesi bekleniyor. Bu da enflasyonun uzun süredir bulunduğu banttan henüz aşağı inemediğini gösteriyor.
Üstelik haziran ayında gıda fiyatlarında mevsimsel nedenlerle görülen gerilemenin enflasyonu aşağı çeken geçici bir unsur olduğu da göz önünde bulundurulmalıyız. Dolayısıyla tek bir aylık olumlu veriye dayanarak Merkez Bankasının faiz indirimine yönelmesi için yeterli alan oluşmuş görünmüyor.
Petrol fiyatları belirleyici olacak
Önümüzdeki dönemde para politikasını etkileyecek en önemli dış unsur ise petrol fiyatlarının seyri olacak.
Bu noktada özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin normalleşmesi ve bunun enerji fiyatlarına yansıması kritik önem taşıyor.
Son haftalarda Brent petrolün yeniden varil başına 70 dolar seviyelerine gerilemesi önemli bir gelişme. Eğer petrol fiyatları yılın geri kalanında da bu seviyelerde kalırsa, enerji kaynaklı maliyet baskısı azalacak ve enflasyon üzerindeki dış şokların önemli bir bölümü ortadan kalkacaktır.
Küresel koşullar faiz indirimini zorlaştırıyor
Bununla birlikte yalnızca yurt içindeki enflasyon görünümüne bakmak yeterli değil.
Küresel ölçekte enflasyon baskılarının devam etmesi, birçok gelişmiş ülke merkez bankasının sıkı para politikasını sürdürmesi ve ABD Merkez Bankası Fed’in faiz indirimlerini beklenenden daha geç gerçekleştireceğine yönelik beklentiler, gelişmekte olan ülkelerin para politikası alanını daraltıyor.
Böyle bir ortamda doların güçlenmesi ve uluslararası faiz oranlarının yüksek seyretmesi, sermaye akımlarını koruyabilmek açısından Türkiye’nin faiz farkını gözetmesini zorunlu kılıyor. Bu nedenle Merkez Bankasının temmuz ayında ihtiyatlı davranmayı tercih etmesi daha olası görünüyor.
Faiz değil, sadeleşme adımları öne çıkabilir
Buna karşın dış şokların azalması ve enflasyon beklentilerinin iyileşmesi, Merkez Bankasına farklı alanlarda hareket imkânı sağlayabilir.
Özellikle son iki yılda uygulamaya alınan makroihtiyati düzenlemelerin kademeli olarak sadeleştirilmesi ve bankacılık sistemindeki likidite yönetiminin daha etkin hâle getirilmesi önümüzdeki dönemde öne çıkabilir.
Nitekim Merkez Bankası bu hafta zorunlu karşılık düzenlemesinde bu yönde önemli bir adım attı. Döviz mevduat ve katılım fonlarına uygulanan TL cinsinden ilave yüzde 2,5 zorunlu karşılık yükümlülüğü kaldırılırken, yabancı para zorunlu karşılık oranları ikişer puan artırıldı.
Bu düzenleme, uygulamayı sadeleştirirken bankaların TL likiditesini destekleyen ve aynı zamanda döviz rezervlerini güçlendiren daha rasyonel bir çerçeve oluşturdu.
Sonuç
Özetle, haziran ayında aylık enflasyonun yüzde 1 civarında gerçekleşmesi tek başına temmuz ayında faiz indirimi için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor.
Buna karşılık petrol fiyatlarındaki gerilemenin kalıcı hâle gelmesi ve enflasyon beklentilerindeki iyileşmenin sürmesi durumunda, Merkez Bankasının faizden önce makroihtiyati düzenlemeleri sadeleştiren ve finansal sistemde likiditeyi destekleyen adımları hızlandırması daha güçlü bir ihtimal olarak öne çıkıyor.
Temmuz toplantısında asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise yalnızca politika faizinin seviyesi değil; Merkez Bankasının para politikasının bundan sonraki yönüne ilişkin vereceği mesajlar olacak.