Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) yayımladığı Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı verileri, şiddetin boyutunu bir kez daha ortaya koydu. Rapora göre, 1-30 Haziran tarihleri arasında yardım hattına 316 çağrı ulaştı.
Bu çağrılar sonucunda 76 yeni vaka kayda geçerken bunların 58’i ev içi şiddet, 36’sı eş şiddeti olarak sınıflandırıldı.
Aynı dönemde 19 kişi sığınma evi talebinde bulundu. Raporda, çağrıların büyük bölümünün hukuki destek talebi içerdiği belirtilirken 73 kişiye hukuki bilgilendirme yapıldığı, 36 çağrının karakola, 23’ünün ise barolara yönlendirildiği aktarıldı.
Haziran ayında yardım hattına yansıyan vakalarda şiddete maruz kalanların yüzde 88.8’ini kadınlar oluşturdu. Kadınları yüzde 4.2 ile kız çocukları, yüzde 4.2 ile erkekler ve yüzde 2.8 ile oğlan çocukları izledi. Şiddete maruz kalanların yaşları 3 ile 75 arasında değişirken, ortalama yaş 35.4 olarak hesaplandı.
En yoğun yaş grubunu ise 19- 35 yaş arası oluşturdu. Rapora göre, ihbar edilen şiddet türleri arasında psikolojik şiddet yüzde 46.91 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 38.05 ile fiziksel şiddet, yüzde 7.08 ile ekonomik şiddet, yüzde 4.42 ile sosyal şiddet ve yüzde 3.54 ile cinsel şiddet izledi.
SÖZLEŞME VURGUSU
Cumhuriyet’e raporu değerlendiren federasyon başkanı Canan Güllü, “Haziran verileri göstermektedir ki kadına yönelik şiddet hâlâ en çok kadının en yakınındaki erkek tarafından ve en güvenli olması gereken yaşam alanı olan ev içinde gerçekleşmektedir. Psikolojik şiddetin fiziksel şiddetin önüne geçmiş olması, görünmeyen şiddetin yaygınlaştığını ortaya koymaktadır” dedi.
Güllü şu önerileri sıraladı:
- Koruyucu ve önleyici politikalar güçlendirilmelidir. Şiddet ortaya çıktıktan sonra değil, risk oluşmadan önce müdahale eden mekanizmalar yaygınlaştırılmalıdır.
- Psikolojik şiddet hukuki ve toplumsal düzeyde daha görünür hale getirilmelidir.
- Sığınma evi kapasitesi artırılmalıdır.
- Kolluk kuvvetleri, sağlık çalışanları ve yargı mensupları için toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı düzenli eğitimler zorunlu hale getirilmelidir.
- 6284 sayılı kanunun etkin uygulanması sağlanmalı, koruma ve önleme kararlarının uygulanması sürekli izlenmelidir.
- İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü bütüncül yaklaşım yeniden kamu politikalarının merkezine alınmalıdır.