Londra'nın yeni valisi
Vallahi 20. yüzyılın başındaki travmalarla örülmüş hafızamız bizi çoğu zaman büyük yanılgıların içine atıyor. İngiliz umacısından bahsediyorum. Hayır, hepten küçümsemiyorum. Londra'yı çocuk oyuncağı sayacak değilim. Fakat o kadar da büyütmeye gerek yok. Şimdi bazıları kızacak. Kızmakla kalmayacak...
Star Gazetesi
16
Vallahi 20. yüzyılın başındaki travmalarla örülmüş hafızamız bizi çoğu zaman büyük yanılgıların içine atıyor. İngiliz umacısından bahsediyorum. Hayır, hepten küçümsemiyorum. Londra'yı çocuk oyuncağı sayacak değilim. Fakat o kadar da büyütmeye gerek yok. Şimdi bazıları kızacak. Kızmakla kalmayacak, hemen önümüze dosya dosya delil sürecek. 'İngiliz kendini göstermeden geri dönüyor' diyecek. Haksız da değiller. Çünkü dünya hâlâ büyük ölçüde İngiliz İmparatorluğu'nun çizdiği jeopolitik düzlemde yürüyor. Deniz yolları, ada üsleri, finans hatları, istihbarat ağları... Eski imparatorluk ölmedi; yalnızca kıyafet değiştirdi.Tamam kıyafet aynı, ya beden? Yani Londra eski Londra mı? Yoksa imparatorluk hatırası ile Amerikan talimatı arasında sıkışmış, kendini büyük sanan eski bir merkez mi? Bugün bu kanaatimi destekleyen bir yazıdan bahsedeceğim. Gazeteci John Helmer'in 'ABD Başkanının İngiliz Başbakanını Görevden Aldırmasının Ardından' başlıklı yazısı, İngiltere'nin 'özel ilişki' diye sakladığı bağımlılık gerçeğini epey çıplak biçimde önümüze koyuyor.Helmer'in ifadesiyle eski imparatorluğun yeni efendisine bağlılığını diplomasi kadifesiyle örtünce adı özel ilişki oluyor. Washington buyuruyor, Londra mahcup bir nezaketle ceketini ilikliyor. Arada bir de 'ortak üslerimiz, ortak istihbaratımız, ortak güvenliğimiz' deniyor. Ortak olan nedir peki? Emrin geliş istikameti mi?Bakın ne diyor Helmer: Trump, Starmer'in istifasını ilan ederken İngiliz devlet aklının üstüne kırmızı kalem çekti. Bir zamanların denizlere hükmeden imparatorluğu, şimdi okyanus aşırı bir sosyal medya mesajının altında hizaya sokuluyor.Yazıdan devam edelim mi...Starmer mart ayında 'özel ilişki işliyor' diyordu. Evet, işliyor. Fakat saat Londra'ya göre değil, Washington'a göre kurulmuş. Diego Garcia'da kimin egemen olduğu, Fairford'dan kimin uçacağı, İran'a karşı hangi hattın açılacağı, Kuzey Denizi petrolünün ne zaman devreye sokulacağı artık Westminster yani Britanya parlamentosunun koridorlarında değil, Trump'ın cümlelerinde belirleniyor. İngiliz diplomasisi eskiden dünyaya nota verirdi; şimdi kendisine atılan notayı zarfa koyup nezaketle okuyor.Trump'ın bahsi geçen mesajı deyim yerindeyse taşrada ihmalkâr davranan bir memura sesleniyor. Daha açık bir ifadeyle metropolün kolonisine gönderdiği talimatnamesi gibi.Helmer bütün bu sahnenin çok komik olduğunu ifade ediyor ve ekliyor. Starmer gider, Burnham gelir; isim değişir, sandalye aynı kalır. Mesele, İngiltere'nin imparatorluk hafızasıyla bugünkü bağımlılık gerçeği arasına sıkışmasıdır. Bir yanda kralın gölgesi, öte yanda Amerikan büyükelçisinin hesabı.İşte bütün bu manzaranın gölgesinde anlamsızlığı şimdiden ispatlanmış soruyu soralım.Yeni başbakan kim olacak? Burnham mı, bir başkası mı? Cevap Londra'da aranıyor gibi görünebilir. Fakat gerçek ihale başka yerde açılmıştır. Adayların İngiliz seçmenine ne söyleyeceğinden önce, Washington'un hangi dosyada ne isteyeceği önem kazanıyor. Savunma harcaması mı? Amerikan silahı alınacak. İran hattı mı? Kalıcı savaş düzenine uyulacak. Gazze mi? Washington-Tel Aviv planına itiraz edilmeyecek. 'Bağımsız politika' tabelası duracak; dükkânın tapusu başkasında kalacak.
Kaynağa Git