SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Yunanistan, Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığa yönelik asimile politikalarıyla, 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın açık hükümlerini yıllardır ihlal etmeye devam ediyor. Kimlik inkarından eğitim kısıtlamalarına, müftü seçme hakkından vakıf mallarına kadar birçok alanda hak ihlali yaşanırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahi Yunan yönetimi tarafından uygulanmıyor. Lozan anlaşması ve Türkiye ile karşılıklı kültür anlaşmalarına rağmen topraklarında bir camiye bile izin vermeyerek Müslümanları görmezden gelen Yunanistan, şimdi de azınlık okullarını kapatmaya başladı. Atina yönetimi, “öğrenci sayısının yetersiz olduğu” gerekçesini öne sürerek Batı Trakya’da faaliyet gösteren 8 Türk azınlık ilkokulunun daha kapatılmasına karar verdi. Bunun yanı sıra İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulu’nda birinci sınıfa kayıt yaptıran bazı öğrencilerin kayıtları da velilere telefonla yapılan bildirimlerle iptal edildi. Yunanistan Eğitim Bakanlığı’nın aldığı skandal karar doğrultusunda 2026-2027 eğitim öğretim yılından itibaren Rodop ilinde Çepelli Azınlık İlkokulu, Delinasufköy Azınlık İlkokulu, Omurluköy Azınlık İlkokulu, Hebilköy Azınlık İlkokulu, Üntüren Azınlık İlkokulu, İskeçe ilinde Beyköy Azınlık İlkokulu, Boyacılar Azınlık İlkokulu ve Meriç ilinde Dimetoka Azınlık İlkokulu eğitim faaliyetlerine son verdi.
KAYITLAR GEÇERSİZ SAYILIYOR
Öte yandan Türk azınlık eğitimine yönelik tartışmaları büyüten bir diğer gelişme ise İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulu’nda yaşandı. Edinilen bilgilere göre, mart ayında birinci sınıfa kayıt işlemleri tamamlanan bazı öğrencilerin velileri, haziran ayının sonunda İskeçe İlköğretim Müdürlüğü tarafından telefonla aranarak kayıtların geçersiz sayıldığı yönünde bilgilendirildi. Yetkililer tarafından velilere iletilen gerekçede, bazı öğrencilerin anne veya babalarından birinin Yunanistan vatandaşı olmamasının kayıt iptaline neden olduğu ifade edildi.
AZINLIK EĞİTİMİ DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR
Konuyla ilgili gazetemize özel değerlendirmelerde bulunan Dostluk Eşitlik Barış (DEB) Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerine yönelik eğitim politikalarını sert bir dille eleştirdi. 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlamadan iki ay önce sekiz Türk azınlık ilkokulunun daha kapatılmasının bölgede büyük üzüntüye yol açtığını ifade eden Asafoğlu, söz konusu kararın Batı Trakya Türk toplumunun eğitim hakkına yönelik yeni bir darbe olduğunu söyledi. Asafoğlu, alınan kararla Rodop ilinde beş, İskeçe’de iki ve Meriç’te bir olmak üzere toplam sekiz azınlık ilkokulunun eğitim faaliyetlerine son vereceğini belirterek, “Her kapatılan okul yalnızca bir bina değildir. Aynı zamanda çocuklarımızın ana dilinde eğitim hakkının, kültürel kimliğimizin ve toplumsal hafızamızın zayıflatılması anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı. Yunan makamlarının okul kapatma kararlarını öğrenci sayısındaki azalmayla gerekçelendirdiğini hatırlatan Asafoğlu, Batı Trakya Türk Azınlığına ait okulların hukuki statüsünün devlet okullarından tamamen farklı olduğunu vurguladı. “Azınlık okulları sıradan devlet okulları değildir” diyen Asafoğlu, bu okulların statüsünün başta Lozan Barış Antlaşması olmak üzere Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alındığını belirtti. “Çocuk sayısının bugün az olması yarın artmayacağı anlamına gelmez. Az sayıda öğrenci bulunması, bu okulların kapatılması için gerekçe olamaz. Azınlık eğitiminin sürdürülebilirliği devletin yükümlülüğüdür” değerlendirmesinde bulundu.
OKULLARIMIZ TÜRK KİMLİĞİNİ YAŞATAN KURUMLAR
Azınlık okullarının yalnızca eğitim veren kurumlar olmadığını belirten DEB Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, bu okulların Batı Trakya Türk toplumunun dili, kültürü ve kimliğinin yaşatılmasında önemli rol üstlendiğini ifade etti. Asafoğlu, “Tüm Azınlık temsilcileri, Batı Trakya’daki Türk azınlık eğitiminin statüsünün başta Lozan Barış Antlaşması olmak üzere Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuk kurallarıyla güvence altına alındığını her fırsatta Yunanistan’a hatırlatıyor. Bu nedenle azınlık okullarının, ülke genelindeki devlet okullarıyla aynı kapatma kriterlerine tabi tutulmasının hukuki açıdan doğru olmadığı gerçeğinin altını her daim çiziyoruz. Bu uygulamanın Batı Trakya’daki azınlık eğitiminin geleceğini olumsuz etkilediğini ve eğitim ağının giderek zayıflamasına neden olduğunu dile getiriyoruz. Yeni kararla birlikte Batı Trakya’da faaliyet gösteren Türk azınlık ilkokullarının sayısı bir kez daha azalırken, azınlık ilkokullarının geleceği konusundaki endişelerin de artmasına neden olduğunu müşahede ediyoruz. Lozan’ın imzalandığı tarihte azınlığımızın okul mevcudiyeti 307 idi. Daha 21 yıl önce 210 olan okul sayımız son alınan kararla 76’ya düşürüldü. Kapatma kararlarını yumuşatmak için güya geçici kapattığını ve iki yıl içinde bir değişiklik olmaması durumunda okulların gerçek manada kapanacağını, çocuk sayısının artması durumunda ise okulun faaliyete geçeceğini iddia eden yetkililerin samimi olmadığı zaman içinde görülmüştür. Oysa bugüne kadar yapılan ne okul kapatmaları ne de birleştirmeleri eğitime hiçbir olumlu katkı sunmamıştır. Sadece ve sadece okul sayılarını azaltmayı ve çocuklarımızın da devlet okullarına gitmelerini hedefleyen bu uygulamadan ivedilikle dönülmelidir. Azınlık okulları bu ülkenin kültürel bir zenginliğidir. Bu okullar bugüne kadar ülkesine bağlı, yasalara saygılı bireyler yetiştirmiştir. Bu sebeple devletin bu okulların eğitim kalitesini yükseltmek, çağdaş eğitimin gereklerini bu okullarda yerine getirmek için azınlık kurumları ile diyalog kurması elzemdir” dedi.
KAPATILAN HER OKUL, LOZAN’A İNDİRİLEN YENİ BİR DARBEDİR
Konunun yalnızca sekiz okulun kapatılmasıyla sınırlı görülmemesi gerektiğini vurgulayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı,“Bu konu sadece sekiz okulun kapatılması meselesi değildir. Bu, karşılıklılık, azınlık hakları ve devletlerin samimiyeti açısından değerlendirilmesi gereken bir konudur. Yunanistan yıllardır aynı yöntemi uyguluyor. Önce “öğrenci sayısı yetersiz” veya “kayıt yok” denilerek Türk azınlık okulları geçici olarak kapatılıyor; ardından bu geçicilik fiilen kalıcı hâle geliyor. Son kararla birlikte, 1923 Lozan Barış Antlaşması sonrasında sayısı 380 olan Batı Trakya Türk azınlık ilkokullarının sayısı 76’ya kadar gerilemiştir. Buna karşılık Türkiye’de Rum azınlık okullarının sayısı aynı dönemde azaltılmamış, aksine eğitim haklarının korunmasına özen gösterilmiştir. Burada şu temel soru sorulmalıdır: Batı Trakya’daki Türk çocuklarının kendi ana dillerinde eğitim alma hakkı neden her geçen yıl daha da daraltılmaktadır? Bir okulun kapanması sadece bir binanın kapanması değildir. O okulun öğrencileri mecburen Yunan okullarına yönlendirilmektedir. Bunun sonucu ise Türkçe eğitimin, Türk kültürünün ve Türk kimliğinin gelecek nesillere aktarılmasının giderek zorlaşmasıdır. İşin dikkat çekici tarafı ise şudur: Türkiye’de Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönündeki talepler uluslararası platformlarda sürekli gündeme getirilmektedir. Aynı zamanda Gökçeada’da öğrenci sayısı son derece az olan, hatta fiilen öğrencisi bulunmayan Rum okulları açık tutulmakta, yenilerinin açılmasına da imkân sağlanmaktadır. Buna karşılık Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması’nın güvence altına aldığı Batı Trakya Türk azınlık okullarını öğrenci sayısını gerekçe göstererek birer birer kapatmaktadır. Burada açık bir çifte standart vardır. Eğer mesele gerçekten azınlık hakları ise, bu haklar tek taraflı uygulanamaz. Eğer Türkiye’den Heybeliada Ruhban Okulu konusunda yeni adımlar bekleniyorsa, aynı hassasiyet Batı Trakya Türklerinin eğitim hakları konusunda da gösterilmelidir” ifadelerini kullandı.