Son yıllarda Türkiye çevre alanında tarihi adımlara imza atıyor. Başta Emine Erdoğan'ın öncülüğünü yaptığı ve bir dünya markası olan SıfırAtık Projesi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarından denizlerin, göllerin temizlenmesine, rekor seviyede millet bahçeleri ve parkların açılmasına, orman alanlarına yenilerinin eklenmesine kadar onlarca proje hayata geçirildi.
Çevre alanındaki bu çabalar, Türkiye'nin Sıfır Atık Forumu gibi, COP 31 gibi küresel platformlara ev sahipliği yapmasıyla taçlandı ve büyük ilgi gördü.
Dünyanın gösterdiği bu ilgiye karşın içeride ne yazık ki tam tersi yapıldı. Her çevre hamlesi muhalefetin, nefret saçan çevrecilerin ve fondaş medyanın hışmına uğradı.
Buna rağmen ne bu projelerin arkasında duran siyasi irade Başkan Erdoğan geri adım attı ne de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum olağanüstü çabasından vazgeçti.
Şimdi gelin muhalif medyanın hışmına uğrayan o çabaların son örneğine gidelim. Bir süre önce Bakan Murat Kurum'un İzmit Körfezi'ndeki temizliği anlatan su altı görüntüleri yayınlandı. Bir ilkti bu...
Körfez'in ve doğal olarak Marmara Denizi'nin nasıl kirletildiği gerçeğini dünya âlem biliyor. Kimse de bugüne kadar temizlemeye kalkmış değil. İlk kez Çevre Bakanlığı ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi birlikte bu projeyi başlattı ve ortaya mucize bir sonuç çıktı. Yıllardır dokunulmayan dip çamuru devasa borularla önce karaya, sonra da uygun bir alana taşındı ve üstü kapatıldı.
Bu çaba, ölmek üzere olan Marmara Denizi'ni kurtarma çabasıydı. Bir insanın bu çevre hareketine bırakın kara çalmayı ilgisiz kalması bile akıl kârı değil. Ama söz konusu "Batıcı" muhalefet aklının Sözcü'sü olunca akıl da vicdan da devreden çıkıyor.
İstanbul'daki Silahtarağa ileri biyolojik arıtma tesisine "temel atmama" töreni yapan Ekrem İmamoğlu'na tek kelime etmeyenler, Marmara Denizi'ni kuşatan müsilaj karşısında susanlar ne yaptılar biliyor musunuz?
İzmit Körfezi'ndeki dip görüntüleri çeken, dipteki canlı hayatı gösteren Bakan Murat Kurum'u "Ucuz şovu çamurabattı" diye manşete taşıdı. Yazık değil, utanç verici.
Elbette gazeteciler eleştirel bakmalı ama yalan da yazmamalı...
Önceki gün Ankara'da Bakan MuratKurum'la bir araya geldiğimizde konut sorunu, COP 31 gibi birçok konuyu konuştuk ama öncelik hiç kuşkusuz Marmara Denizi'nin temizlenmesindeydi.
Habere üzülen Bakan Kurum şöyle diyordu:
"O haberde asıl kendileriçamura batmış durumda. Buradabilimsel temeli olan, doğayı korumayayönelik bir çalışma yapıldı. Açıkçası bilgisiz ve daha önemlisicahilce yapılmış bir haber bu. Tane tane anlatayım; dip çamurutemizliği TÜBİTAK, İstanbulÜniversitesi, Cerrahpaşa veKocaeli üniversitelerimizdekibilim insanlarıyla birlikte yürütülenbir çalışma. Gidip o biliminsanlarıyla konuşsunlar."
"Şov" iddiasının temelinde, çıkan çamurun tehlikeli olduğu iddiası vardı. Bakan Kurum bu konuda da bilgisizliğe dikkat çekti:
"Dip çamuru tehlikesiz bir atık. İddia edildiği gibi öyle dere yataklarınafalan da değil, orman vasfınıyitirmiş, çorak bir alanda depolanıyor. Kocaeli'nde dünyanın enbüyük çevre projelerinden birigerçekleşiyor. Buna şov diyerekalgı yapabilirler ama biz şov değiliş yaparak milletimize, doğamızanefes aldırıyoruz."
Son söz Marmara Denizi'yle ilgili.
MARMARA ÖLMESİN İSTİYORUZ
"Marmara Denizi'nin nefes alamadığını müsilaj meselesinden hatırlayın. O günlerde biz bir Marmara Denizi Koruma Eylem Planı ortaya koyduk. Bu eylem planına tüm belediyeler imza attı, sorumluluk üstlendi. Kocaeli Belediyesi, o sorumluluğun bir gereğini yaptı. Bunu alkışlamak yerine kötülemek ancak kötücül bir aklın ürünü olabilir.
Aslında bunu eleştireceklerinediğer belediyelere; 'Niye bumutabakata uymuyorlar?' diyesormalarını bekliyoruz. MeselaMarmara'yı en çok kirletenİstanbul olmasına rağmen İBBmaalesef Marmara için hiçbir şeyyapmadı, yapmıyor."