Soma Kömür İşletmeleri tarafından işletilen Eynez Maden Ocağında çalışırken amirlerinin baskısı altında sağ kolunu makineye kaptıran Selahattin Çankal’ın hukuk mücadelesi Yargıtay aşamasında devam ediyor. Yüzde 45 engelli raporuyla emekli olan ve şu an 20 bin lira emekli aylığıyla geçinmeye çalışan Çankal iş kazası davası sürerken emekli aylığı ile yaşam mücadelesini sürdürüyor. Uzuv Kayıplı iş kazaları davalarını takip eden Avukat Tarık Alpdoğan, Türkiye genelinde uzuv kaybıyla sonuçlanan iş kazası davalarının çok yavaş ilerlediğini ve patronların tazminat ödememek için şirketleri iflas etmiş gibi gösterdiğini ifade ediyor.
53 yaşındaki Selahattin Çankal, Eynez maden ocağında çalışıyordu. Ocak o dönem Soma Kömür İşletmeleri AŞ tarafından işletiliyordu. 2013 yılında, 301 işçinin öldüğü faciadan yaklaşık bir yıl önce madene girdi. Vardiyanın başlamasının üzerinden yarım saat bile geçmeden sağ kolunu kömür bantlarının tamburuna kaptırdı.
Çankal, kazadan önce amirinin sürekli “hadi hadi” şeklindeki baskısından dolayı, “Biraz da o sebep oldu” diyerek söz ediyor:
“O gün bir yıl gibi geldi. Şirketin ambulansıyla ilçedeki devlet hastanesine götürdüler. Orada doktor, ‘İzmir’e götürün. Burada yeterli donanım yok’ dedi. Ondan sonra İzmir’de, El Mikrocerrahi Ortopedi ve Travmatoloji Hastanesinde iki yıl tedavi gördüm. Üç sefer ameliyat oldum. İki yıl uğraştım. Son ameliyatımı bile zor yaptırdık. Kolu kurtardılar ama eskisi gibi olmadı. Doktor, uyuşukluk 10 yıl içinde geçerse geçer demişti. Geçmedi. Soğuk gördüğü zaman ağrıyor. Ağır işlerde çalışamaz raporum var.”
‘Çocuklarım burs alıyor diye kira yardımını yarıya düşürdüler’
Çankal, kazadan sonra şirketin kendisini yalnız bıraktığını, telefonlarına dahi cevap verilmediğini anlatıyor:
“850- 900 TL kadar kira yardımı veriyorlardı. Eşim üniversitede okuyan çocuklarım için burs buldu. Burs verenler şirketi aramışlar. Şirket, ‘Biz ona maaş yatırıyoruz, ne bursu’ demiş. Maden faciası olduğu zaman Özgür Özel (Dönemin Manisa Milletvekili) gelmişti. Ona anlattım, araya girince tekrar 900 lira yaptılar. Kaza öncesi maaşım 1850 liraydı. Ağır işlerde çalışamıyorum, bu kolumla ağır kaldırdığımda hemen dönüveriyor. 2015’ten 2017’ye kadar madende devam ettim. 34 ay fırında çalıştım. Kolum ağrı yapıyor diye bıraktım. Sonra tarlada çalıştım. Garsonluk yaptım. Tuvalet bekçiliği yaptım. Fırında çalıştım. Pazarda çalıştım.”
‘Direniş sayesinde kıdem tazminatımı alabildim’
İş kazası davası ancak 2018 yılında başladı. 13 yıl geçmesine rağmen Çankal’ın hukuk mücadelesi Yargıtay aşamasında devam ediyor.
Çankal, 2019’daki madenci direnişleri sayesinde 60 bin TL kıdem tazminatı alabildi: “Soma’da mücadele ettik, tazminat davaları vardı. Yürüyüş yapılmıştı. O zaman emekli olmuştum. Kıdem tazminatını aldık işte o direniş sayesinde.”
2019 yılında vergi indirimi ve yüzde 45 engelli raporu ile emekli oldu. Şu an 20 bin TL olan emekli aylığıyla geçinmeye çalışıyor.
Soma sözlüğü: Kazalanmak
Çankal ayrıca Soma’ya özgü bir tabirden bahsediyor:
“Biz kaza geçirince ‘kazalandım’ deriz. Burada 10 bin işçinin nereden baksam 1000-1500’ü öyle iş kazası geçirmiştir. Kimisi ufak tefek kazalar. Onlar günlük oluyor zaten. Parmak ezilir, ayağına taş düşer. Bacağı komple bant tamburunun içinden kalan, bacağı kopan arkadaşım vardı. Diğer kazalar çocuk oyuncağı gibi. Önemsiz işler derler.”
Hukuk işçiden yana değil
Hastane raporundan SGK’ye, bilirkişiden mahkeme sürecine kadar uzanan zorlu bir yol, uzuv kaybını zamanla görünmez hale getiriyor. Avukat Tarık Alpdoğan, Antep’te uzun süredir uzuv kaybı yaşayan işçilerin davalarına bakıyor. Alpdoğan, yargı süreçlerindeki zorluğu şöyle özetliyor:
“İç aksamları açık olan makinelerde daha çok uzuv kaybı yaşanıyor. Elini, kolunu kaptırıyor veya elbisesini, elbise kolu çekiyor makinenin içine. Bir dosyada hakimle bunun tartışmasını yaşamıştık. Hakim şunu soruyor işçiye: ‘Önünde bir makine var ve bu makine hareketli. Elini, kolunu kapabilir. Sen bunu öngörebiliyorsun. Elini bu makinenin içerisine niye uzatıyorsun?’ Oysa işverenlerin talimatıyla amirler işçilere ‘Makineyi durdurmayacaksınız’ diyor.”
‘Şikayet olmazsa dosya genellikle kapanır’
İş kazalarında hukuki süreç üç koldan ilerliyor. Avukat Alpdoğan’ın aktardığına göre, şikayet olmadığı takdirde dosyalar takipsizlik verilerek kapatılıyor:
“İlki cezai soruşturma savcılık ve kolluk kuvvetleri tarafından yürütülür. Olayın oluş şekli, tanık beyanları ve kusur durumuna dair bilirkişi incelemeleri yapılır. Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesi uyarınca ‘taksirle yaralama’ suçundan işlem yapılır; ancak işçi şikâyetçi olmazsa dosya genellikle kapanır. İkincisi SGK süreci. İşverenin bildirimiyle başlar, iş göremezlik maaşı için SGK’ya müracaat edilir. İşçinin maluliyet oranı belirlenir; yüzde 10 ve üzerindeyse devlet işçiye sürekli iş göremezlik maaşı bağlar. Üçüncüsü tazminat davası. İş mahkemesinde açılan bu davada işçinin yaşı, geliri ve kusur oranına göre maddi ve manevi tazminat hesaplanır. Sonuç olarak iş kazası dosyaları çok uzun sürüyor.”
Sadece sağlık raporu tespiti 4-5 yıl sürüyor
Aldoğan’a göre iş kazası davalarının en kritik aşamalarından biri maluliyet raporları:
“Önce SGK’nin sağlık güvenlik merkezlerinden raporlar alınıyor. İşveren rapora ‘sakatlık oranı bu kadar yüksek değildir’ diye itiraz ederse dosya Yüksek Sağlık Kuruluna gönderiliyor. Bu rapora da itiraz ederlerse İstanbul Adli Tıp Kurumuna gidiyor. Adli tıp raporuna itiraz gelirse ikinci üst adli tıp kuruluna gönderiliyor. Yani kişinin kolu gitmiş diyelim. Bir an önce tazminat hesaplanması ve hayata yeniden uyum gerekiyor. Ama sadece sağlık raporunun tespiti 4-5 yıl sürüyor. Bir müvekkilim 2011 yılında kaza geçirdi. Davayı 2012’de açtık. Sene olmuş 2026, bu adamın davası hâlâ devam ediyor. Tekstil fabrikasında elini makineye kaptıran bir genç var, davasına baktığım… Plastik kalıp atölyesinde çalışırken elini kaybeden biri var. Şu an sadece baş parmağı kaldı. Avuç içi dahil dört parmağını makineye kaptırmış. Eli tekrar dikmişler ama el çalışmıyor. Mahmut Avcu makarna fabrikasında çalışıyordu. 45’li yaşlardaydı. O da elini, dört parmağını kaptırmıştı. Kemikleri görünüyordu. Üstüne et alıp yapıştırmışlardı. Psikolojik olarak çok kötü etkilenmişti. Mahkemeye geldi bir gün. Baktım eli bezli. Üç seneden beri elini tamamen bezle kapatıyor. Bu adam mahkemede gözyaşı dökerek, ‘İnsanların elime bakmasından utanıyorum’ dedi… Devam eden 6 dosya böyle, biten 10 dosya var.”
Tazminatı ödememek için çevrilen oyunlar
İş kazalarının kayda geçmemesi için patronlar çeşitli girişimlerde de bulunuyor. Avukat Alpdoğan, bu durumlarda uzun bir hukuki süreçten bahsediyor:
“İşveren cezai ve idari sorumluluktan kaçmak için olayın iş kazası olarak kayıtlara geçmemesini sağlıyor. İşçinin bilinci kapalıysa, baygınsa yanındakilere ‘damdan düştü, merdivenden düştü’ deniliyor. Savaş Yıldız adlı müvekkilim Reyhan Halı Fabrikasında elini makineye kaptırmıştı. Üç parmağı ikinci boğumdan ampüte oluyor. Bu işçiyi yolda ‘Biz sana ev alırız, araba alırız’ deyip kandırıyorlar: ‘Sen yeter ki kazanın evde olduğunu söyle, motosikletimin zincirine kaptırdım de.’ Söylenildiği gibi yapıyor. Sonrasında işveren vaatlerini tutmuyor. Dava açtık, olayın iş kazası olduğunu tespit etmemiz beş sene sürdü.”
Avukat Alpdoğan, tazminat ödememek için ortadan kaybolan işverenler olduğunu da sözlerine ekliyor:
“Bir dosyamda işçi yem makinesinin içine düşerek öldü. Sapı samanı birbirinden ayıran kırma makinesi. Saman balyası sıkışınca ayağıyla ittirmeye çalışırken makinenin içine düşüyor. 30’lu yaşlardaydı. İki küçük kız çocuğu vardı. Cesedini eşi Özlem Köse’ye poşetle verdiler. Ciddi bir tazminata hükmedildi. Biz kararı icraya koyduk. İşverenden cevap yok, ödeme yok. Tazminat ödemek zorunda kalacaklarını anlayınca bankalara borçlanıyorlar, krediler çekiyorlar, şirketi iflas gösteriyorlar. Dava bitti, firma sahipleri ortadan kayboldu. Yaklaşık 7-8 yıl geçti. Kız çocukları büyüdü. Ofise geldiklerinde yüzlerine bakamıyorum.”