“Resimlerimde hep emekçiler, yoksullar, avareler var. Bunları böylesine yakından tanımak, içten tanımak gerekir kalıcı kılabilmek, etkili yapabilmek için. Çok fakir büyüdüm. Güç koşullarla bugüne geldim. Bir insanın kalbi neredeyse eseri de oradadır.” Agop Arad
Edebiyata meraklı her insanın en azından bir resmini mutlaka gördüğü ama muhtemelen birçoğunun adını hiç duymadığı bir ressamdı Agop Arad. Uzun zaman önce gözden düşen ve zamanın ruhuna yenilen mesleklerinin (gazete ressamlığının, portreciliğin, kapak/kitap çizerliğinin) belki de en üretken ismiydi. Ömrü boyunca birlikte yaşadığı, sofralarına oturduğu, dünyasına bağlandığı halktan insanlarla daha da derinden bir bağ kurmak için sarıldı kalemine.
1913’te Eskişehir’de doğan ve Balkan Savaşı sırasında ailesiyle birlikte İstanbul’a göçen Arad, Kumkapı’daki Bezciyan Ermeni Okuluna başlar. 1930’da Güzel Sanatlar Akademisine girerek Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı ve Léopold Lévy atölyelerinde resim eğitimi alır. ’40’lı yıllarda Abidin Dino, Nuri İyem, Turgut Atalay, Ferruh Başağa, Avni Arbaş, Selim Turan ve Ferda Başman gibi sanatçılarla birlikte Yeniler Grubu olarak bilinen harekette yer alır, ortak sergiler açılır. 1932’de, 19 yaşındayken resme başlayan Arad, 1973 tarihli bir gazete yazısında söylenene bakılırsa o güne kadar Yeniler Grubu’yla 6, tek başınaysa 33 sergi açmıştır (Hayata veda ettiğinde bu kişisel sergi sayısı 45’e çıkmıştı). Ama hep içinde kaldığı fakirlik ve bir türlü kurtulamadığı “güç koşullar” Arad’ı birçok işle uğraşmak zorunda bırakır: Gazetelerde ressam ve karikatürist olarak çalışır. Döneminin Yeditepe, Hisar, Servet-i Fünun Uyanış, Yürüyüş gibi önemli gazete ve dergilerinde yazı ve resimleri yayımlanır. Başka birçok gazetede çalışarak da matbuatın tozunu yutar uzun yıllar. Öyle ki 1986’da basın hayatına “50 yılı aşkın süre ile seçkin hizmetler veren gazetecileri ödüllendirmek” amacıyla verilen Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’nü alır. Yine de bunca yıllık emek onun, hayatının en azından son yıllarını huzur içinde geçirmesini sağlayamaz. Zaten her zaman yoksullukla boğuşan Arad, ömrünün son yıllarını ise oğlu ve köpeğiyle birlikte Boyacıköyde’ki Surp Yerits Mangants Ermeni Kilisesi’nde, kilisenin ona tahsis ettiği bir odada geçirir ve 4 Ekim 1990’da yaşamını yitirir.
‘Sait Faik’in, Sabahattin Ali’nin hikayelerini çiziyorum’
Resimlerinde balıkçıları, hamalları, ayakkabıcıları, seyyar satıcıları, çocuk işçileri konu alır Agop Arad. Bu yüzdendir ki edebiyatın da buradan beslenen damarıyla, toplumcu yazarlarla ilişki halindedir. Onların tuvaldeki yansıması, sözcüklerinin fırçadan dökülenidir. Gazetelerde hikaye resimleyen, kitap kapağı çizen Arad en çok Sait Faik’in, Orhan Kemal’in, Sabahattin Ali’nin kelimelerini resmeder. Özellikle yediği içtiği ayrı gitmeyen iki dost olarak Sait Faik’e duyduğu sevgi başkadır. Sait Faik’in şiir kitabı Şimdi Sevişme Vakti dışındaki bütün kitaplarını Arad resimler. “Ben Sait Faik’in, Sabahattin Ali’nin hikayelerini çiziyorum. Sait ne anlattıysa, Sabahattin Ali ne yaptıysa ben de resimlerimde onu yansıtmaya çalışıyorum” derken iki yönlü bir gerçeği dile getirmiş olur. Hem gerçekten onların karakterlerini (Sait Faik’in, Sarnıç’taki eşi tarafından terk edilen adamı, “Kestaneci Dostum” öyküsündeki Çocuk İşçi Ahmet’i; Orhan Kemal’in “Dilenci” öyküsündeki Kör Nasrullah ve Şeyh İmadettin adındaki iki dilenciyi, “Sevinç” öyküsündeki tek gözü görmeyen ve Haliç vapurunda cambazlık yaparak para kazanmaya çalışan yedi sekiz yaşlarındaki kız çocuğunu vs.) hem de aynı sınıftan kendi karakterlerini (özellikle de balıkçıları) çizer.
Sadece çok küçük bir kısmından bahsedebildiğim bu büyük miras bugün gazete arşivlerinde, dağınık koleksiyonlarda, tozlu kitap raflarında unutulmaya yüz tutmuşken İnci Aydın’ın Aras Yayıncılık’tan çıkan Renklerin Diyojen’i Agop Arad kitabıyla yeniden hatırlatılmış oldu. Arad’ın tablolarından, resimlediği hikayelerden, fotoğraflarından, çizdiği kitap ve dergi kapaklarından, yaptığı portrelerden geniş bir seçkiyle renklendirilen kitap Sennur Sezer’in Arad hakkındaki sözleriyle kapanıyor. Bu yazı da öyle bitsin.
“Agop Arad, yılların kazandırdığı ustalıkla, renk ve leke dengesini çarçabuk kavrayıvermiş gibi görünür resimlerinde… Resimlerindeki kişiler ve kimi zaman görüntüler de, İstanbul içinde yaşayanlar için bildiktir. Bu şehrin hayhuyu içinde bir görüp bir yitirdiğimiz karpuz satanlar, ayakkabı boyacıları, bir köşebaşıdır. Çiçek satan küçük kız, bir dilim deniz, bir iki mavna… Ama yaşarken görüp görüp unuttuğumuz bu kişiler öykülerini pek sezdirmezler bize. Belki de biz sezemeyiz. Arad’ın tuvallerinde çevre çizgilerinden, belki ‘zamandan ve mekândan’ da sıyrılıp tek tek seslenirler.”
Kulak verin.
Yazar: İnci Aydın
Yayınevi: Aras Yayıncılık,
144 sayfa