Ana içeriğe geç

LGS sonrası kaydedilen görüntü tepki çekti: Bu sadece bir öfke patlaması değil

LGS’nin ardından annesinin kendisine söylediği sözleri kaydeden bir öğrencinin videosu sosyal medyada gündem oldu. Kısa sürede binlerce kişiye ulaşan görüntülerde annenin kızını sınav sonucu nedeniyle ağır ifadelerle eleştirmesi tartışma yarattı. Psikolog ve pedagog Ebru Şen, görüntülerdeki ilişkinin yalnızca bir iletişim hatası olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, çocuğun değerinin başarıya bağlanmasının uzun vadeli psikolojik etkilerine dikkat çekti.

LGS sonrası kaydedilen görüntü tepki çekti: Bu sadece bir öfke patlaması değil
Hürriyet
16

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavının ardından sosyal medyada yayılan bir video, eğitim ve ebeveynlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Anonim bir hesaptan paylaşılan ve daha sonra silinen videoda, bir annenin sınavdan çıkan kızına yönelik sert sözleri yer aldı.

Görüntülerde anne, kızına “Rezil ettin beni”, “İnsan içine çıkacak hal bırakmadın” ve “Ne iyi bir evlat ne de iyi bir öğrenci yetiştirebildim” ifadelerini kullanıyor. Videonun kısa sürede sosyal medyada yayılması üzerine Psikolog ve pedagog Ebru Şen yaşanan durumu değerlendirdi.

“BU BİR İLETİŞİM KAZASI DEĞİL”

Psikolog ve pedagog Ebru Şen’e göre videoda görülen tablo, tek seferlik bir öfke patlamasından çok daha derin bir ilişki örüntüsüne işaret ediyor.

Şen, “Burada izlediğimiz şey ne bir iletişim hatası ne de tek seferlik bir kriz. Aslında yerleşik bir ilişki biçiminin dışa vurumunu görüyoruz. Annenin kullandığı dil de yanlış kurulmuş birkaç cümleden ibaret değil. Çocuğun değerini başarısına bağlayan koşullu sevginin görünür hale gelmiş bir örneği” dedi.

“İKİ FARKLI EBEVEYN TUTUMU AYNI ANDA DEVREDE”

Şema terapi açısından bakıldığında videoda iki farklı ebeveyn tutumunun öne çıktığını söyleyen Şen, bunlardan birinin “cezalandırıcı ebeveyn”, diğerinin ise “aşırı talepkâr ebeveyn” olduğunu belirtti.

Şen, “Hakaret içeren, aşağılayıcı ifadeler cezalandırıcı ebeveyn tutumunu gösteriyor. Bunun yanında çocuğun yaptığı yanlış sayısını kabul edilemez bulması ve beklentiyi sürekli daha yukarı taşıması da aşırı talepkâr ebeveyn yaklaşımını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

“ASIL SORUN KRİZİN ALTINDAKİ KOŞULLULUK”

Uzmanlara göre ilişkilerde yaşanan birçok öfke patlaması sonradan onarılabiliyor. Ancak bu örnekte dikkat çeken nokta, annenin odağının çocuğun duyguları değil kendi yaşadığı mahcubiyet olması.

Şen, “Kriz görünür olan kısmı. Asıl mesele bunun altında yatan kronik koşulluluk. Bir anlık öfke çoğu zaman onarılabilir. Ancak burada onarımı zorlaştıran şey annenin çocuğun yaşadığı hayal kırıklığı yerine kendi utancını merkeze koyması. Sürekli ‘Ben rezil oldum’, ‘İnsanların yüzüne bakamam’ demesi bunun göstergesi” diye konuştu.

“ÇOCUK, SIĞINMASI GEREKEN KİŞİYİ TEHDİT OLARAK GÖREBİLİR”

Güvenli bağlanmanın temelinde çocuğun zorlandığında sığınabileceği bir güven alanının bulunduğunu belirten Şen, bu tür tepkilerin tam tersine bir etki yaratabileceğini söyledi.

“Güvenli bağlanmanın iki temel ayağı vardır. Birincisi güvenli liman, yani zorlandığımızda sığınabileceğimiz kişi. İkincisi ise dünyaya açılırken arkamızı yaslayabileceğimiz güvenli bir üs. Anne ve babaların çocuklarına sunması gereken şey budur. Ancak bu sahnede çocuk, başarısızlık yaşadığında sığınması gereken kişiyi tehdit kaynağı olarak deneyimliyor” dedi.

“SEVİLMEK İÇİN KUSURSUZ OLMAK GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNEBİLİR”

Bu tür tutumların çocuklarda uzun vadeli etkiler bırakabileceğini vurgulayan Şen, özellikle sevgi ile başarı arasında bağ kurulmasının riskli olduğuna dikkat çekti.

Şen, “Çocuk zamanla sevgiyi hak etmek için kusursuz olması gerektiğine inanabilir. Ne kadar çabalarsa çabalasın yeterli olmadığını düşünmeye başlayabilir. İlerleyen yaşlarda da sürekli dış onay arayan, kendi değerini başarılarıyla ölçen bir bireye dönüşebilir. Bu noktada kişi mutluluğunu ve varlığını başarıyla eşleştirmeye başlar ki bu oldukça yıpratıcı bir süreçtir” ifadelerini kullandı.

“ÖNCE ÇOCUĞUN DUYGUSUNA TEMAS ETMEK GEREKİYORDU”

Uzmanlara göre bu tür durumlarda ebeveynlerin ilk yapması gereken şey kendi duygularını geri plana alıp çocuğun yaşadığı duyguyu anlamaya çalışmak.

Şen, “Anne o anda kendi mahcubiyetini bir kenara bırakıp çocuğun dünyasına geçebilirdi. Öncelikle temas ve güvenlik sağlanmalıydı. ‘Gel biraz nefes alalım, konuşalım’ diyebilirdi. ‘Çok hazırlandın, beklediğin sonucu alamadığın için üzgünsün’ gibi cümlelerle çocuğun duygusunu anlamaya çalışmak çok daha sağlıklı olurdu. Kendi hayal kırıklığını ise çocuğun omuzlarına yüklemeden ifade etmesi gerekirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler