15 Temmuz darbe ve işgal girişimin 10. yılına Türkiye, tarihinin en güçlü, kudretli haliyle erişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifade ettiği gibi 'Türkiye bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır.'
Bu 'hal' geçen hafta dünyanın şahitliğinde Ankara'da kayıtlara geçti.
36. NATO zirvesinde tescillenmesi kuşkusuz manidardır.
Her on yılda bir millet iradesini sekteye uğratan, 'bizim çocuklar' dediği zihni sömürgeleştirilmiş kadrolara darbeler yaptıran...
Ülkenin dış politik tercihlerine olduğu gibi ekonomik, siyasi, kültürel politikalarına da çeşitli araçlar ve yöntemlerle müdahale eden, Türkiye'yi 'güdülmesi', 'tanımlanması', 'kontrol altında tutulması gereken bir ülke' olarak kodlayan 'Batılılar'...
Türkiye'nin her manada 'tam bağımsız' bir ülke olduğunu; Türkiye Yüzyılı'nın başladığını -iliklerine kadar- anladılar.
Gelenekle gelecek arasında tercih yapmayan, varlığını kimliğine borçlu olduğunu bilen özgüvenli bir Türkiye var artık karşılarında.
Mehter marşını işitince kalbi sıkışan içimizdeki yabancılara da dün kabine sonrasında 'Artık reddi miras yapan bir Türkiye yok' diyerek duyurdu Cumhurbaşkanı yeni durumu.
Küresel sistemde yaşanan değişimleri en doğru şekilde okuyan, rasyonel politikalar üretip sahaya ve masaya hızla uyarlayabilen, 'bölgesel sahiplenme' ve '360 derece dış politika' doktrinleri ile sadece kendi ülkesine değil yakın coğrafyasından başlayarak dünya geneline ve küresel siyasete istikrar, refah ve güven vadeden bir ülke Türkiye.
Bunu inkar edemeyecekleri şekilde görüyor ve kabul ediyorlar artık.
Tam da bu nedenle NATO zirvesinde Türk devletine, halkına, liderine, ordusuna, savunma sanayisine 'saygılarını' sundu 'Batılı müttefikler'.
Öte yandan ABD tarafından terk edilme, Rusya tarafından saldırıya uğrama korkusu yaşayan yaşlı ve demans hastası Avrupa'nın ne kadar zorlandığı da ortada.
Tüm kibrine ve küstahlığına rağmen Türkiye'ye 'ölümcül' derecede ihtiyacı olduğunu biliyor; bu gerçeğin herkes tarafından görüldüğünü görüyor; intibak etmekte zorlandıkça da gülünçleşiyor Avrupa.
Avrupa Parlamentosundan alelacele çıkardıkları 1974 Barış Harekatı kararı mesela.
Öyle saçma sapan bir yalan ki insanın çürütesi gelmiyor.
Tutmayacağını onlar da biliyor olmalı.
Odağı kaydırmak; düştükleri durumun görülmesini engellemek; dikkatleri başka bir yere, yeni bir yalana çekmek zorunda hissetmeleri çektikleri karın ağrısının şiddetini gösteriyor.
Allah'tan Türkiye kendilerine benzemiyor.
Çünkü bizim asaletimiz hem adaletli hem azametli hem merhametli olmamızdan kaynaklanıyor.