İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası 51. gününde devam ediyor. Duruşmada İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce tutuklanmasından 15 ay sonra ilk kez savunma yaptı. Savunmasında "Onur ve itibar dışında sahip olduğum hiçbir şey yoktur" ifadelerini kullanan Gökçe, "Birincisi, bir suç örgütünün var olduğu; ikincisi, bu suç örgütünün birtakım ihaleleri manipüle ettiği; üçüncüsü, benim de bu örgütün üyesi olarak bu ihale manipülasyonlarına katıldığım iddiasıdır. Ancak iddianamede bu üç varsayımın da somut delillerle desteklenmediği, iddia makamının kurgusunun hukuken dayanaksız şekilde ileri sürüldüğü açıkça görülmektedir" diye konuştu. "Benim suyuma toz bulaştıramaz" sözlerini kaydeden Gökce, "Rantın bir parçası olmak ve bunu bir örgüt kurarak yapmak iddiası, bana yapılmış ağır bir hakarettir" dedi.
Geçen haftaki 50. duruşmada söz alan İmamoğlu, geçen hafta çıplak arama ve savcının tehdidine maruz kaldığını söyleyen İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker hakkında, “AK Parti Grup Başkanvekili’nin duyarlılığını, İçişleri Bakanı’nın hassas bir şekilde ele almasını önemsiyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanı’ndan da bekliyorum. Bir savcı, bir anneyi çocuğuyla tehdit etti. SEGBİS kaydı ile bu iddia ortaya çıkabilir. Üstü örtülecek bir şey değil, işlem başlatılmasını bekliyorum” dedi.
İBB Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin da savcının kendisine "64 yaşına gelmişsin, buradan çıkamazsın, gel etkin pişmanlıktan yararlan. Senin Ekrem'in bile diploması yok, senin gibileri dolduruyor oraya, dolgun maaş veriyor, gel sen itirafçı ol" dediğini öne sürdü.
"Görevimden dolayı soruşturulmayı millete hesap vermek biçiminde yorumlarım”
Buğra Gökce, 1996 yılından bu yana 30 yıllık kamu görevinin olduğunu söyledi. Gökce, “Otuz yıllık kamu görevim boyunca, millete hizmetkâr olma bilinci ile çalışmış vatan evladı olarak, görevimden dolayı soruşturulmayı millete hesap vermek biçiminde yorumlarım” dedi.
“Hakkımda öne sürülen iddialar üç temel varsayıma dayanıyor” diyen Gökce, “Bir suç örgütünün var olduğu; iki, bu suç örgütün kısmen ihaleleri de manipüle ettiği; üç, benim de örgütün bir üyesi olarak bu ihale manipülasyonuna katıldığım iddiaları. Ancak iddianamede bu üç varsayımın hiçbirinin somut delillerle desteklenmediği, iddia makamının kurgusunun dayanaksız olduğu açıkça görülmektedir” diye konuştu.
“Rant baskısına teslim olmadım”
2008’de İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na şehir plancısı üyesi olarak dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından atandığını söyleyen Gökce, “Allianoi Antik Kenti’nin sular altında kalması yönündeki kurul kararına kurul başkanı olarak şerh düştüğüm için görev yerim değiştirildi, adeta sürüldüm, Konya’ya görevlendirildim” dedi.
Gökce, Türkiye’nin üç büyük kenti dışında birçok kentinde koruma amaçlı mücadele ve üretim geleneğine uygun, azami bir çalışma içinde olduğunu belirtti.
“Rant baskısına teslim olmadım, kendimi de zenginleştirecek hiçbir çabam olmadı. Bu tip tüm işlemlerden hep uzak oldum” diyen Gökce, “İBB’deki görevimi, bundan önceki tüm mesleki yaşamım ve akademik geçmişimde de olduğu gibi o çizgiyi bozmayan, güçlendiren, kenti ve çevreyi koruyan, kentsel değerleri, kimliği ve kent haklarını gözeten, ezilenden yana olan ve kamu hukukunu önceleyen bir görev bilinci ile onurla yaptım” ifadelerini kullandı.
İBB’de, 17 ay görev yaptığını söyleyen Buğra Gökce, “Bu 17 aylık süreyi özellikle vurguluyorum. Çünkü hakkımdaki suçlamalara konu edilen eylemlerin bir bölümünün bu 17 aylık görev süresinin dışında kaldığını, dosyaya biraz dikkatle bakıldığında sizlerin de göreceğine inanıyorum” dedi.
"Kent suçlarına ve kamu zararına karşı çıktım"
Buğra Gökce savunmasının devamında şunları söyledi:
Hayatımı meslek odamda, kamu görevlerinde ve belediyecilikte kamu yararını gözeterek geçirdim; rant amaçlı projelere, kent suçlarına ve kamu zararına karşı çıktım, bedellerini de ödedim. Kamu yararını savunmuş birinin rüşvet, irtikâp, çıkar sağlama gibi suçlamalarla anılması bana trajikomik geliyor. Ne şahsımın ne ailemin haksız kazancına dair tek bir tespit yoktur.
Göreve geldiğimizde İstanbul'da birçok kurum, vakıf, dernek ve ayrıcalıklı yapı adına uzun süreli tahsisler ve fiili işgaller vardı; bu alanların önemli bölümü amaçları dışında kullanılıyordu. Kamudan bedelsiz sayılabilecek şartlarla alınan alanlarda rant tesisleri, ticarethaneler, marketler kurulmuştu; hazineye girmesi gereken kaynaklar ayrıcalıklı yapılarca kullanılıyordu. Bu davada sanık olan birçok arkadaşım, bu alanların kamuya geri kazandırılması mücadelesini yürüttü. Amansız bir hukuki ve idari mücadele veren Yusuf arkadaşımız bugün bu salonda “kamu yönetimini dolandırmakla” suçlanıyor.
"Kıyıları talan edenler yumruk salladı; bu ekip vazgeçmedi"
Göreve geldiğimizde İstanbul'un neredeyse tüm sahilleri, Kıyı Kanunu'na rağmen ticari işletmelerce işgal edilmişti. Bu alanları kararlı bir mücadeleyle kamuya kazandıran ekip bugün bu salondadır. Bizlere, kamuya ait alanları işgal edenler silah çekti; bu ekip geri çekilmedi. Kıyıları talan edenler yumruk salladı; bu ekip vazgeçmedi. Bu gördüğünüz yer Üsküdar Sahili'ndeki kaçak bir işletmeydi; başkanlık ettiğim heyet bu işgali sonlandırıp yapıyı yıkmaya gittiğinde, polisler yıkılması gereken yasa dışı yapıyı bizden korudu.
Hızlı rant üretebilecek imar işlerine tevessül etmemiş, tam tersine rantla mücadele etmiş bir heyetiz. Bu heyetin kamunun kaynaklarını sömürmesi, bunun için özel örgütlenmeler geliştirmesi, kente ve kamuya ihanet etmesi mümkün müdür? Başta kendim olmak üzere söylüyorum; bu ithamlar bu heyete yapışmaz. Arkadaşlarım adına, bu haksız isnat ve ithamları çok güçlü biçimde reddediyorum.
"Rantın bir parçası olmak ve bunu bir örgüt kurarak yapmak iddiası, bana yapılmış ağır bir hakarettir"
Ben oda başkanlığı yaptım, akademisyen olarak mücadele ettim, davalar açtım. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde, adını anmayacağım bazı rant projelerine karşı çıktığım için sürgün edildiğim dönemler oldu. Otuz yıllık mesleki ve akademik birikimimi çöpe atıp rantın bir parçası olmak ve bunu bir örgüt kurarak yapmak iddiası, bana yapılmış ağır bir hakarettir.
Sayın Başkan, bu iddianame benim suyuma toz bulaştıramaz. İstanbul'da görev yaptığım 17 aylık süreçte, iddianamede neredeyse attığım her imza suçlama konusu yapılmıştır; 17 ay görev yaptım, neredeyse o kadar süredir de suç isnadıyla karşı karşıyayım.
19 Mart 2025'teki operasyonun ardından, siyasi spekülasyonla, bir kısım medya tarafından mesnetsiz iddialar ileri sürülerek itibar suikastine kurban edilmek istendim. İddianamede, İPA Başkanı olarak yürüttüğüm görevimle ilgili tek bir suçlama dahi bulunmamaktadır.
"İmamoğlu ranttan değil, halktan yana durduğu için bu projeler hayata geçirilebildi"
İstanbul'u talan etmekte mahir bazı çevrelere karşı yoğun bir mücadele verildi; bunlar yalnızca teknik kadroların iradesiyle yapılabilecek işler değildir. Bu işlerin arkasında güçlü bir siyasi irade vardı: bu, Ekrem İmamoğlu'nun İBB Başkanı olmasıyla mümkün oldu. İmamoğlu, kamusal alanların işgalden kurtarılması ve ayrıcalıklılara tahsis edilen alanların kamuya kazandırılması konusunda teknik kadroların arkasında durdu, siyasi irade gösterdi. İmamoğlu ranttan değil halktan yana durduğu için bu projeler hayata geçirilebildi.
Yakınlarıma nereden arsa alacaklarını söylesem hepsi köşeyi dönerlerdi; ben bunu reddettim. Malvarlığım bellidir, arabam yok, başka bir bankada param da yok. Oturduğum lojmanı, devlet satmak zorunda olduğu için, içinde oturanlara tanınan ön alma hakkıyla banka kredisi kullanarak aldım.
8 ay boyunca sekiz ayrı hâkime; rüşvet almak suçuna dair ithamın hangi somut delile dayandığının açıklanmasını, bana en ufak menfaat sağladığını iddia eden varsa yüzleştirilmeyi istedim. Tek bir belge, usulsüz mal edinimi, gelirle orantısız varlık ya da para trafiği varsa canıma kıyacağımı; Kıbrıs gazisi rahmetli bir babanın ona söz vermiş evladı olarak beytülmale el uzatmadığımı, bir suç örgütü bilmediğimi söyledim.
"8 ay rüşvetten tutuklu kaldım, iddianamede rüşvetin 'r'si bile yok!"
"Dosyada rüşvete dair ne olduğunu bana söylemeseniz de siz kontrol edin” diyerek adeta yalvardım. Sekiz kez rüşvet almaktan ve suç örgütüne üye olmaktan tutukluluğumun devamına karar verildi. Sekiz ay sonra iddianame çıktığında gördük ki rüşvetin “R”si bile yok; tek bir usulsüz para hareketi, mal edinimi, buna dair tek bir iddia dahi yok.
Tüm meslek hayatım boyunca kamu yararını gözettim; MASAK raporları da bunu ortaya koymaktadır. Bana yöneltilen ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık ve örgüt üyeliği suçlamaları yaşamım ve kariyerimle bağdaşmıyor. Arandığımı öğrenmem üzerine kendi irademle Vatan Emniyet'e giderek teslim oldum; sağlık kontrolüne sevk edildim. Emniyete girişim polis eşliğinde görüntülenmediği için bir “yakalama görüntüsüne” ihtiyaç duyduklarını söylediler; itiraz etmeyeceğimi söyledim. Dışarı çıkarıldık, fotoğraf çekildi, tekrar nezarethaneye konuldum. “İlk fotoğraf olmamış, dikey çekmişiz, yatay çekmemiz gerekiyor” denilerek üçüncü kez dışarı çıkarıldım. Sonuçta bu görüntüler için üç kez polis eşliğinde emniyete sokuldum.
"Suç tarihi diye ifade edilen tarihte ben İBB'de çalışmıyordum"
Suç tarihi diye ifade edilen 2020 yılının haziran ve temmuz aylarında ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışmıyorum, İstanbul'da ikamet de etmiyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin genel sekreteri olarak kamu görevi icra etmekteydim. O tarihte çalışmadığımı emniyette de savcılıkta da söyledim. Çalışmadığım bir kurumda hangi ihaleye nasıl fesat karıştırmışım? Bu iddianameyi kabul ettiğinize göre, İzmir'deyken İstanbul'daki ihaleye nasıl fesat karıştırdığımı bana söyleyin. Şu an eşim olan Filiz Hanımın —o zaman evli değiliz— evine çilingir yardımıyla sabah saat 6.00'da girildi. Bu bir hak ihlalidir. Filiz Hanım o sırada evde değildi, ben de evde değildim; buna rağmen eve çilingir marifetiyle girildi. Filiz Hanım'ın evinde ne bulundu, polis neyi tutanak altına aldı, neye el konuldu; bunların hiçbirini bilmiyoruz.
23 Mart günü tutuklandığımda gördüğüm kararda, hâkimlikçe açıkça “suç örgütüne üye olma” ve “rüşvet alma” suçlamaları yöneltildiği yazıyordu. Beynimden vurulmuşa döndüm; hayatım boyunca kimseden menfaat sağlamış biri değilim, nasıl rüşvet alabilirim? Tutukluluk gerekçesi olarak delil karartma, kaçma şüphesi gibi klasik hususlar yazılıydı. Ayrıca gizli tanık ifadeleri, HTS raporları ve MASAK raporları gerekçe gösterilmişti. Oysa gizli tanık ifadesi ne bana soruldu, ne de MASAK raporunun içeriğine dair tek bir soru yöneltildi.
"HTS kayıtlarında sorulan isimlerle görüşmeden nasıl belediyeyi yöneteyim?"
HTS kaydı hususunda bana yalnızca Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Murat Ongun, Gürkan Akgün ve Kaan Sürmegöz ile niye görüştüğüm soruldu; ben bu insanlarla görüşmesem belediyeyi nasıl yönetirim? Sorulan sorunun niteliği ve telefon görüşmesi kaydı bundan ibarettir. Bunun dışında yargılanan herhangi bir müteahhitle, belediyeyle iş yapan biriyle ya da başka şahıslarla hiçbir görüşmem yoktur, olamaz da.
8 ay boyunca, gizlilik kararı nedeniyle hangi gerekçelerle tutuklu olduğumuzu bile öğrenemedik. 8 ay boyunca karşıma çıkan 8 ayrı hâkimin gözlerinin içine bakmaya çalıştım; fakat biri hariç hiçbirinin gözüne bakamadım. Ben kimden ne almışım, bunun delili nedir? Ben kimden tek bir kuruş almışım — bunu iddia eden her kimse ortaya koysun; çünkü bu benim için cana kıymaktan bile ağır bir ithamdır, ailem için şeref kırıcıdır. Oysa emniyete ben kendi ayaklarımla gitmiştim. Söz konusu görüntülerim, daha sonra yandaş yayın organlarında “yakalandı” şeklinde servis edildi.