Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü, eğitim, insan sermayesi ve ekonomik kalkınma ilişkisini inceleyen kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, ülkelerin uzun vadeli ekonomik performansında yalnızca ortalama eğitim süresinin değil, eğitim sistemi aracılığıyla kazandırılan bilişsel, sosyal ve duygusal becerilerin de belirleyici olduğu ifade edildi.
Rapora göre küresel ekonomi son yarım yüzyılda büyük bir büyüme kaydetti. Dünya genelinde kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla 1970 yılında 816 dolar seviyesindeyken, 2024 yılında 13 bin 631 dolara yükseldi. Ancak bu refah artışı ülkeler arasında eşit dağılmadı. Yüksek gelir grubundaki ülkeler, zaman içinde diğer ülkelerle aralarındaki farkı daha da açtı.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nden 'İdeal Beslenme Endeksi' raporu: Düşük gelirlinin kazancının yüzde 30,4'ü gıdaya gidiyor
KALKINMADA ÜRETİM YAPISI BELİRLEYİCİ
Raporda ekonomik kalkınmanın yalnızca gelir artışıyla sınırlı olmadığı, üretim yapısındaki dönüşümün de kalkınmanın temel göstergeleri arasında yer aldığı vurgulandı.
2023 verilerine göre yüksek gelirli ülkelerde hizmet sektörünün gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 69,1’e ulaştı. Düşük gelirli ülkelerde ise bu oran yüzde 35,4 seviyesinde kaldı.
Tarımın ekonomideki ağırlığı da gelir grupları arasında belirgin biçimde farklılaştı. Yüksek gelir grubundaki ülkelerde tarımın GSYH içindeki payı yüzde 1,4’e gerilerken, düşük gelirli ülkelerde bu oran yüzde 26,3 olarak ölçüldü.
Bu tablo, yüksek gelirli ekonomilerin daha çok hizmet, bilgi, teknoloji ve katma değer odaklı üretim alanlarında yoğunlaştığını ortaya koydu.
PISA BAŞARISI İLE EKONOMİK PERFORMANS ARASINDA GÜÇLÜ İLİŞKİ
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün raporunda, ülkelerin eğitim başarısı ile ekonomik performansı arasındaki ilişkiye de dikkat çekildi.
OECD’nin PISA verileri üzerinden yapılan analizlerde Çin, Singapur, Güney Kore, Polonya ve İrlanda gibi son yıllarda güçlü ekonomik büyüme performansı gösteren ülkelerin aynı zamanda ortalamanın üzerinde PISA sonuçlarına sahip olduğu belirtildi.
Raporda, bu ülkelerin başarısının yalnızca okullaşma oranlarıyla değil, öğrencilerin analitik düşünme, problem çözme ve ileri düzey bilişsel becerilerde gösterdiği performansla bağlantılı olduğu değerlendirmesi yapıldı.
BİLİŞSEL İŞGÜCÜ ENDEKSİ GELİŞTİRİLDİ
Raporda ayrıca Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından geliştirilen “Bilişsel İşgücü Endeksi”ne yer verildi.
Endeks; PISA üst düzey başarı oranı, genel PISA skoru, ortalama eğitim süresi ve beklenen yaşam süresi göstergeleri üzerinden oluşturuldu. Çalışmada, endeks puanı yüksek olan ülkelerin kişi başına düşen gelir sıralamasında da üst basamaklarda yer aldığı ifade edildi.
Rapora göre bu sonuç, ülkelerin ekonomik refahında eğitim süresinden çok eğitimin niteliğinin ve eğitim yoluyla kazandırılan beceri düzeyinin kritik rol oynadığını gösteriyor.
YAPAY ZEKÂ İŞ GÜCÜ PİYASASINI DÖNÜŞTÜRÜYOR
Raporda dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ teknolojilerinin iş gücü piyasalarında köklü bir dönüşüm yarattığı belirtildi.
Dünya Ekonomik Forumu’nun Future of Jobs raporuna atıf yapılan çalışmada, işverenlerin yüzde 44’ünün önümüzdeki beş yıl içinde çalışanların temel becerilerinin önemli ölçüde değişeceğini öngördüğü aktarıldı.
Şirketlerin yaklaşık yüzde 60’ının çalışanları için yeniden beceri kazandırma ve beceri geliştirme programlarına ihtiyaç duyduğu belirtilen raporda, veri analistleri, yapay zekâ uzmanları, siber güvenlik uzmanları ve yazılım geliştiriciler gibi teknoloji yoğun mesleklerin büyümesinin beklendiği kaydedildi.
Buna karşılık veri girişi ve rutin idari görevler gibi tekrara dayalı işlerde istihdam kaybı yaşanabileceği ifade edildi.
ANALİTİK DÜŞÜNME VE SOSYAL BECERİLER ÖNE ÇIKIYOR
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün raporuna göre yapay zekâ çağında yalnızca teknik beceriler değil, analitik düşünme, problem çözme, yaratıcılık, merak, iş birliği ve öz denetim gibi beceriler de giderek daha önemli hale geliyor.
Raporda, eğitim sistemlerinin yalnızca bilgi aktaran yapılar olmaktan çıkarak öğrencilerin değişen iş gücü piyasasına uyum sağlayabilecekleri becerileri kazandıran sistemlere dönüşmesi gerektiği vurgulandı.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü raporu: SDG/YPG Türkiye için güvenlik tehdidi olmaya devam ediyor
SOSYAL VE DUYGUSAL BECERİLER AKADEMİK BAŞARIYI ETKİLİYOR
Raporda sosyal ve duygusal becerilerin eğitim başarısı üzerindeki etkisine de geniş yer verildi.
OECD verilerine göre başarı motivasyonu, sebat, merak, sorumluluk ve öz denetim gibi becerilerle akademik başarı arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Sosyal ve duygusal becerileri gelişmiş çocukların akademik yaşamda daha başarılı olma olasılığının arttığı belirtiliyor.
Ancak raporda, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin bütün sosyal ve duygusal beceri alanlarında daha düşük performans gösterdiğine dikkat çekildi.
TÜRKİYE İÇİN KRİTİK UYARI
Raporda Türkiye açısından en önemli başlıklardan birinin eğitimde fırsat eşitsizliği ve beceri temelli gelişim ihtiyacı olduğu belirtildi.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü, gelecek nesillerin başarısı ve ülkenin refah düzeyi için sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesinin giderek daha kritik hale geldiğini vurguladı.
Rapora göre sosyoekonomik koşullar, öğrencilerin yalnızca akademik başarısını değil, merak, öz denetim, sorumluluk ve iş birliği gibi temel becerilerini de etkiliyor. Bu nedenle eğitim politikalarının, dezavantajlı öğrencilerin beceri gelişimini destekleyecek şekilde yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi.
Raporda, yapay zekâ ve dijital dönüşüm çağında ekonomik kalkınma yarışında öne çıkmak isteyen ülkelerin eğitim sistemlerini yalnızca diploma ve okullaşma süresi üzerinden değil, nitelikli insan sermayesi ve beceri kapasitesi üzerinden tasarlaması gerektiği sonucuna varıldı.