Ana içeriğe geç

Filistin'de saatler süren kovalamaca: Atatürk'ün peşindeki İngiliz uçakları

Yıl 1918 idi ve Mustafa Kemal Paşa Filistin'de 7. Ordu komutanıydı. Yorgun Türk ordusu, İngilizlerin de bastırmasıyla çekilmek zorunda kaldı. İngiliz uçakları, Paşa ve mahiyetindekileri hedef alıyor, çekilmeyi engellemeye çalışıyordu. Olayların birincil tanığı Mirliva Sedat, yaşananları anlattı...

Filistin'de saatler süren kovalamaca: Atatürk'ün peşindeki İngiliz uçakları
Odatv
16

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu, Çanakkale'den Kafkasya'ya, Irak'tan Arabistan'a uzanan birden fazla cephede aynı anda savaşmak zorunda kalmıştı. Bu cephelerin en önemlilerinden biri de Filistin'di. Eylül 1918'in sonlarında bu cephe çökmekteydi.

İngilizler, Filistin cephesindeki 8, 7 ve 4. Osmanlı ordularına karşı galip gelmişti. Bu kaos ortamında 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, elindeki dağınık kuvvetlerle kuzeye doğru ağır bir ricat (çekilme) yürüyüşüne girişti.

Artık savaş yalnızca yerde değil, gökyüzünde de sürmekteydi. İngiliz uçakları geri çekilen Osmanlı kolonlarını takip ediyor, bombalıyor ve her geçen saat hareket alanını daraltıyordu. Bu hayati günlerin tanıklarından biri, yaşananları "Filistin'e Veda" kitabında anlatan Mirliva Sedat'tı.

İNGİLİZ UÇAKLARI BOMBARDIMANA BAŞLADI

7. Ordu'nun ricat yollarının, 8. Ordu'nun enkazı tarafından kapanma tehlikesinin gittikçe arttığı günlerdi. Alınan bilgiler, 8. Ordu'nun tamamen ezildiğine işaret ediyordu. Altı ila sekiz uçaktan oluşan İngiliz filosu, 7. Ordu'ya ait birliklerin ricatını engellemek için yol üzerindeki mahâlleri bomba ve makineli tüfek ateşi altında bulunduruyordu.

Uçakların hava faaliyetlerine ara vermesinden istifade ile Beyt-i Hasan'da bulunan 7. Ordu karargâhının da ricatına karar kılındı. Otomobiller ile hareket edildi. Önde müttefik Alman subaylarının otomobili gidiyor ve bunu Mustafa Kemal Paşa'nın otomobili takip ediyordu. Daha arkadan da karargâh birinci kademesinin diğer kısımlarının otomobili ve binek hayvanları geliyordu.

Bir-iki kilometre sonra havada dolaşmakta olan İngiliz uçakları, filolar hâlini almaya ve alçalmaya başladılar. Birinci otomobil derhâl durdu ve ikincisi onun yanına kadar yanaştı.

PAŞA, ALMANLARIN TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ

Birinci otomobildeki Alman subaylar, El-Dace istikâmetini almayı ve bu suretle gölgeliklere girerek uçaklardan gizlenmeyi teklif etti. Mustafa Kemal Paşa ise bunun cepheyi terk etmek anlamına geleceğini düşünerek teklifi reddetti.

Otomobiller devam ederken uçakların ilk bombaları bırakması ve yolun engellerle dolu olması sebebiyle yola, binek hayvanlarıyla devam edildi. Ricat yolu üzerindeki Beyt-i Hasan Boğazı; insan ve hayvan cesetleri, araba ve malzeme enkazıyla doluydu.

GRUP DAĞILDI

Boğaz'ın aşılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, atlardan inme ve dağılma emri verdi. Paşa ve mahiyetindekiler koşar adımlarla ilerleyerek mevcut bazı kayalara yaslandı. Mirliva Sedat, tesadüfen bir Osmanlı müfrezesinin yakınında olduklarını fark ettiklerini belirtiyor. Müfreze, makineli tüfeklerle uçaklara ateş ediyordu.

"Bizi mutlaka öldürmeye kast eden düşman pilotlarının yüzlerini adeta seçiyor gibiydik" diye devam eden Mirliva Sedat, "bir an evvel akşam olmasını ve uçakların şerrinden kurtularak rahatlamayı" hedeflediklerini yazıyor.

'ÖLÜ GİBİ HAREKETSİZ KALDIK'

Mirliva Sedat'ın anlattığına göre, "ölü gibi hareketsiz bir vaziyette" beklemelerine rağmen çevrelerine ateş etmeye devam ediliyordu. Mirliva, vaziyeti şu ifadelerle anlatıyor:

"Makineli tüfek birliğimiz son mermilerine kadar yakarak kanına susamış düşmanın saygısız cüretini cezasız bırakmamaya karar vermişti. Bir uçağın önümüzde düşmesi ve düşman filosunun muhtemelen cephanesinin tükenmiş olması, yerlerine yenisi gelinceye kadar bize geniş bir nefes aldırmıştı. Fakat çok devam etmedi yeni bir filo geldi. Makineli tüfek bölüğünden düşman uçağının intikamını aldığı gibi bizi de bir kat daha bunalttı"
"Saatlerce düşman uçaklarının makineli tüfek ve bomba ateşleri altında kalmak, silahsız, karşılık veremeden tevekkülle sabır ve tahammül göstermek avcı hatlarında, muharebe meydanlarında, siperlerde ya da açık hatta her cins düşman ateşi altında kalmakla asla kıyas edilemez. Bunu bizzat tecrübe etmiş bulunuyorduk"

'BİR CİGARA DA İÇİRTMEYECEKLER'

Mirliva Sedat, saatler süren yoğun ateş altında Mustafa Kemal Paşa'nın bıkkınlık göstermediğini belirtiyor. Mirliva'ya göre Paşa, "bu gibi zor zamanlarda kendisine has tebessümlerini gizlemiyor"; yalnızca, "Yahu! Bu herifler bize cigara da içirtmeyecekler!" diyordu.

Güneşin batışına doğru ateşin sona ermesinin akabinde Mustafa Kemal Paşa emirlerle durumu kontrol altına aldı. Mirliva Sedat, gece yarısına kadar istirahat edildikten sonra ricatın kaldığı yerden devam ettiğini belirtiyor.

Türk ordusu, Suriye'nin kuzeyine kadar çekilmek zorunda kaldı. Şehirlerin teker teker düşmesi, Halep'i son kale yapıyordu. Mustafa Kemal Paşa, olası bir antlaşmadan önce İngilizlerin Anadolu'ya girmesini engelledi. Mondros Mütarekesi 30 Ekim'de imzalandığında cephe esasen bu noktada donmuştu.

Odatv.com

Kaynağa Git