Marmaris’te su alan tur teknesinden 148 kişinin tahliye edilmesi ve Bebek açıklarında bir yatta çıkan yangın, deniz turizminde güvenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Uzmanlar uyarıyor: Tekneye biner binmez eğlenceden önce can yeleği, acil çıkış ve kapasite sınırlarını kontrol edin.
'Haydi eller havaya' demeden güvenlik önlemlerini kontrol edin
Marmaris’te su alan tur teknesinden 148 kişi tahliye edildi, ardından Bebek açıklarında bir yatta yangın çıktı. Can kaybı yaşanmasa da bu olaylar, yolcuların can yeleği, acil çıkış, kapasite aşımı ve güvenlik bilgilendirmesini tekneye biner binmez kontrol etmesi gerektiğini gösterdi
T24'ten Esen Dolma'nın haberine göre, yaz sezonunun başlamasıyla birlikte deniz turizmi hareketlenirken, peş peşe yaşanan iki olay dikkatleri tekne güvenliğine çevirdi. Geçtiğimiz günlerde Muğla Marmaris açıklarında seyir halindeki bir tur teknesinin su alması sonrası 148 kişi tahliye edildi. Birkaç gün sonra da İstanbul Bebek açıklarında bir yatta yangın çıktı. Her iki olayda da olası bir facia önlendi ve can kaybı yaşanmadı. Fakat bu iki olay, deniz turizmi sektöründe güvenlik standartlarını tartışmaya açtı. Tur tekneleri, yatlar ve günübirlik gezi araçları güvenlik açısından hangi teknik şartları sağlamak zorunda; denetimler nasıl yapılıyor ve uygulamada en sık hangi güvenlik açıklarıyla karşılaşılıyor.
Deniz turizmi araçları genellikle tek bir kategori altında ele alınsa da sektör; kruvaziyer gemileri, günübirlik gezi teknelerini, yüzer restoranları ve dalış teknelerini kapsayan oldukça geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Ancak bu ayrım, işin yalnızca turizm boyutunu kapsamakta ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan bir sınıflandırmayı yansıtmaktadır. Seyir emniyeti boyutunda ise asıl düzenleyici kurum Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'dır.
Mevcut yasal düzenlemelere göre, 12 kişiden fazla yolcu kapasitesi olan tüm deniz araçlarının yolcu gemisi statüsünde kabul edildiğini ifade eden Türk P&I Sigorta Risk Değerlendirme Uzmanı Cem Güler; bu sınıflandırma doğrultusunda teknenin uzunluğu, faaliyet gösterdiği deniz alanı ve kullanım isteğine bağlı olarak farklı teknik zorunlulukların ortaya çıktığını belirtti.
3 KRİTER
Yolcu kapasitesinin belirlenmesine dikkat çeken Güler, bunun yalnızca “kaç kişi taşınabilir” sorusuna değil, çok daha teknik üç ayrı kritere dayandığını söylüyor. "Birincisi oturma alanı. İkincisi stabilite ve meyil hesabı. Üçüncüsü ise can kurtarma teçhizatı. Bir gemide, yolcu kapasitesinin yüzde 5 fazlası kadar yetişkin can yeleği bulundurulması gerekiyor. Bu toplam kapasitenin yüzde 5’i kadar da çocuk can yeleği zorunlu. Denize elverişlilik belgesinin alınması aşamasında stabilite olarak 180, oturma alanı olarak 170, can kurtarma ekipmanlarına göre 150 yolcu kapasitesi çıkabilir. Yolcu kapasitesi bunlardan düşük olanı, yani 150 kabul edilir."
EN KRİTİK RİSK YANGIN
Güler’e göre yangın emniyeti ise deniz turizminde en kritik risk alanı olarak öne çıkıyor. Güler, bir yolcu gemisinin denize elverişlilik belgesi alabilmesi için hangi yangın tedbirlerini alması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Makine dairesinde, kuzine yani geminin mutfağında, köprü üstünde, bunların hepsinde en az birer tane 6 kilogramlık portatif yangın tüpü bulunması gerekiyor. Eğer bir yolcu salonu varsa her 10 metresi için de bunlardan bir adet bulunması zorunlu. 36’dan fazla yolcu taşıyan ünitelerde ise makine dairesinde sabit bir yangın söndürme sistemi bulunması şart. 15 metre üstü gemilerde yangın pompası da mecburi.”
MÜRETTEBAT BİLGİLENDİRİLİYOR
Diğer bir risk alanının su alma ve batmazlık olduğunu söyleyen Güler, bu konudaki teknik gereklilikleri ise şöyle anlatıyor: "24 metre ve üstü ünitelerde su geçirmez kapaklar ve kompartımanların durumunu izleyen alarm sistemlerinin bulunması zorunlu. Bunun yanı sıra, tüm teknelerde suyun dışarı tahliyesini sağlayan pompaların yer alması gerekiyor. 8 metrenin üzerindeki teknelerde ise makine dairesinde suyun ilk biriktiği yer olan sintine kuyularına yerleştirilen sensörler sayesinde, su seviyesi belirli bir eşiğin üzerine çıktığında sistem devreye giriyor ve geminin kumanda merkezi olan köprü üstüne hem sesli hem de ışıklı uyarı gönderiliyor. Böylece makine dairesinde o an personel bulunmasa bile su alma durumu, anında tespit edilerek gemi mürettebatı bilgilendiriliyor."
'CAN SALI ZORUNLULUĞU YOK'
Diğer taraftan Güler, Marmaris’teki olayı örnek vererek can salı zorunluluğunun her teknede olmadığını da ekliyor. Geminin sefer sahasının belirleyici olduğunu söyleyen Güler, "Kıyı seyri 3 mille sınırlandırılmış seferlerde can salı zorunluluğu bulunmuyor. Ancak daha uzak seferlerde bu sistemler zorunlu olabilir. Özellikle kruvaziyer veya tenezzüh gemisi gibi açık deniz operasyonlarında ise can salları, yolcu tahliyesi için kritik önem taşıyor" diyor.
'GEMİ KAPSAMLI DENETİMDEN GEÇİYOR'
Deniz turizmi araçlarının denetimi ise tek bir kurum tarafından değil, çok katmanlı bir yapı tarafından yürütülüyor. Güler, teknik güvenliğin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yürütüldüğünü, turizm işletme belgelerine ilişkin denetimin ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapıldığını söylüyor. "Teknik denetimler yıllık, iki yıllık ve beş yıllık periyotlarla gerçekleştiriliyor. Beş yıllık periyotlarla yapılan denetimlerde gemi karaya çıkarılıyor ve çok kapsamlı bir denetimden geçiyor. Ayrıca habersiz denetimler de mümkün."
'DENETİMLERİN ARTIRILMASI GEREKİYOR'
Fakat Güler, bu denetimlerin o anki durumu gösterdiğinin altını çiziyor. "Gemi en iyi durumundayken denetim yapılmış oluyor. Geminin bakımı konusundaki sorumluluk ise donatana ve gemi kaptanına düşüyor.” Yat Turizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğulu de Güler ile benzer şekilde deniz turizmi araçlarında en temel sorunun mevzuat eksikliği değil, uygulama standardının sürdürülememesi olduğunu vurguluyor. “Her yıl liman başkanlıkları, ticari teknelerin denize elverişlilik belgelerini onaylamadan önce kapsamlı kontroller gerçekleştiriyor. Eksiklik tespit edilmesi halinde bunların giderilmesi için belirli bir süre tanınıyor. Belirlenen süre içerisinde eksikliklerin tamamlanmaması durumunda ise teknenin sefere çıkmasına izin verilmiyor. Fakat ekipmanların teknede bulunması tek başına yeterli değil. Bu ekipmanların sezon boyunca çalışır durumda olması, mürettebatın yerlerini bilmesi ve acil bir durumda nasıl kullanılacakları konusunda gerekli bilgi ve eğitime sahip olması gerekiyor. Bu nedenle sezon boyunca habersiz, fiili ve operasyonel denetimlerin artırılması gerekiyor."
EN SIK KARŞILAŞILAN SORUN KAPASİTE AŞIMI
Doğulu, uygulamada en sık karşılaşılan sorunları ise şu şekilde sıralıyor:
1. Kapasite aşımı
2. Can güvenliği ekipmanlarının göstermelik olarak bulunması: Can yeleği teknede olabilir ama yolcu nerede olduğunu bilmez. Mürettebat nerede olduğunu bilir ama acil durumda dağıtım planı yoktur. Can salı vardır ama bakım tarihi geçmiş olabilir. Bunlar kağıt üzerinde uygun, gerçekte riskli durumlar.
3. Güvenlik bilgilendirmesi (safety briefing) eksikliği: Havacılıkta yolcu, daha uçak kalkmadan acil çıkışı, can yeleğini, oksijen maskesini öğrenir. Deniz turizminde ise çoğu zaman yolcu tekneye biner, müzik başlar, yemek servisi başlar ama acil durumda ne yapacağını bilmez. Bu çok ciddi bir kültür eksikliği.
4. Mürettebat eğitimi ve operasyonel disiplin: Teknede, kaptanın ehliyeti olması yetmez. Mürettebatın yangın, denize adam düşmesi, panik yönetimi, ilk yardım, yolcu tahliyesi ve kriz iletişimi konularında eğitimli olması gerekiyor.
5. Çok paydaşlı denetim yapısı: Bir tarafta Turizm Bakanlığı, diğer tarafta Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Liman Başkanlığı, Sahil Güvenlik, belediye, çevre birimleri, gümrük ve sağlık otoriteleri var. Bu yapı, doğru koordine edilmezse işletmeci açısından karmaşa, denetim açısından boşluk doğurabilir.
6. Kaçak charter ve belgesiz ticari faaliyetler: Bu, yalnızca vergi kaybı değil; aynı zamanda sigorta, yolcu güvenliği, personel yeterliliği ve haksız rekabet problemi. Maalesef yetkisiz tekneler ile yapılan ticari faaliyetler, devlete KDV ödemek istemeyen müşteri ile vergi ödemek istemeyen yat sahiplerinin küçük menfaatleri için yapılsa da, bu şekilde işletilen yatların sayısı göz önünde bulundurulduğunda, devlet için önemli bir kayıp oluyor. Daha da kötüsü, bu tekneler ile gerçekleştirilen kaçak seyahatler neticesinde meydana gelebilecek kazalar ve zarar, can ve mal güvenliği açısından çok ciddi kayıplara yol açabiliyor.
7. Çevre ve atık yönetimi: Mavi Kart uygulamaları, sintine ve pis su yönetimi, atık yağların bertarafı ve çöp yönetimi, deniz turizminin sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip.
8. Yangın riski: Mutfak sistemleri, jeneratörler, akü grupları, elektrik panoları ve yakıt hatları düzenli olarak kontrol edilmediği takdirde ciddi yangın riskleri ortaya çıkabiliyor.
Sigorta sistemi: Yolcular teminat altında
Teknelerde mevzuat kapsamında alınması gereken temel önlemlerin yanında herhangi bir kaza ihtimaline karşı üçüncü şahısları yani yolcuları koruyan bir zorunlu sigorta sistemi de bulunuyor. Bu sistemi arabaların zorunlu trafik sigortalarına benzeten Güler, bu poliçeler olmadan geminin sefere çıkamayacağının altını çiziyor.
Bununla birlikte Güler, yolcuların da dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıyor ve bir güvenlik kontrol listesi veriyor:
Can yeleğinin nerede olduğunu ve çocuk can yeleği olup olmadığını mutlaka öğrenin. Acil çıkış ve toplanma noktalarını tekneye biner binmez kontrol edin. Gerekiyorsa can salı ekipmanının varlığını görün. Acil durum planlarının görünür şekilde asılı olduğundan emin olun. Yangın tüpü gibi tekne güvenlik ekipmanlarının erişilebilir olup olmadığını kontrol edin. Sefer öncesi kısa bir güvenlik bilgilendirmesi talep etmeyi alışkanlık haline getirin.
150 BİNE YAKIN DENİZ ARACI VAR
Begüm Doğulu’ya göre, farklı resmi kayıt sistemleri birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de yaklaşık 150 bine yakın deniz aracı bulunuyor. Fakat bu kapsamda değerlendirilen araçlar arasında; bakanlık belgeli yatlar, Türk bayraklı ticari yatlar, yabancı bayraklı charter yatlar, günübirlik gezi tekneleri, dalış tekneleri, su sporları araçları, yüzer restoranlar ve özel tekneler yer alıyor.
Deniz turizmi faaliyetlerinin İstanbul’dan ziyade Ege ve Akdeniz kıyılarında yoğunlaştığını söyleyen Doğulu, "Özellikle Bodrum, Marmaris, Göcek, Fethiye, Antalya, Kaş, Çeşme ve Kuşadası deniz turizminin en yoğun olduğu merkezler. İstanbul ise kruvaziyer turizmi, Boğaz turları, özel etkinlik tekneleri, mega yat ziyaretleri ve marina kullanımı açısından önemli bir konuma sahip" diyor.
Gemilerin türünün, Deniz Turizmi Yönetmeliği’ne göre belirlendiğini söyleyen Begüm Doğulu, deniz turizmi araçlarını ise şu ana başlıklar altında değerlendiriyor:
Kruvaziyer gemiler ve kruvaziyer işletmeleri: Yüksek yolcu kapasitesine sahip, uluslararası liman trafiği, gümrük, pasaport, sağlık ve liman güvenliği süreçleriyle faaliyet gösteren deniz turizmi araçları.
Yatlar ve yat işletmeleri: Bu grup kendi içerisinde özel yatlar ve ticari yatlar olarak ayrılıyor. Günübirlik veya konaklamalı hizmet verip vermemesi, Türk veya yabancı bayrak taşıması ile ticari ya da özel statüde faaliyet göstermesi bu sınıflandırmada önem taşıyor.
Günübirlik gezi tekneleri: Özellikle turistik bölgelerde faaliyet gösteren, çoğunlukla belirli rotalar üzerinde yolcu taşıyan, yemekli veya yemeksiz hizmet verebilen tekneler.
Dalış turizmi ve su üstü/su altı aktivite araçları: Dalış tekneleri, parasailing faaliyetleri, jet ski organizasyonları, su sporları tekneleri ve benzeri araçlar bu kapsama giriyor.
Yüzer deniz turizmi araçları: Yüzer restoranlar, yüzer eğlence alanları ve özel etkinlik platformları gibi araçlar bu grupta değerlendiriliyor.
