Ana içeriğe geç

18 kişi bir araya gelip köy kuruyor! 'Müteahhit değiliz, kimseye bir şey satmıyoruz'

Modern şehir yaşamını geride bırakıp doğayla iç içe yeni bir hayat kurmak isteyen 11 aile, Balıkesir'de kendi ekolojik köylerini inşa etmek için yola çıktı ve zamanla sayıları 18’e tamamlanacak. Farklı mesleklerden ve farklı şehirlerden bir araya gelen kurucular, yalnızca evlerin bulunduğu bir yerleşim alanı değil, dayanışmanın, ortak üretimin ve paylaşım kültürünün merkezde olduğu 'O köy' adını verdikleri yaşam modelini hayata geçiriyor. Alternatif bir yaşam biçimi arayışında olan insanlar olarak sosyal medyadaki bir çağrı üzerine bir araya geldiklerini ve çekirdek ekip olarak ilk günden itibaren emek vermeye başladıklarını dile getiren 'O Köy' sözcüsü Önder Yılman ile yaşadıklarını konuştuk.

18 kişi bir araya gelip köy kuruyor! 'Müteahhit değiliz, kimseye bir şey satmıyoruz'
Milliyet
16

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Modern şehir yaşamının yoğun temposu, artan stres, yalnızlaşma ve tüketim odaklı yaşam biçimi her geçen gün daha fazla insanı alternatif yaşam arayışlarına yöneltiyor. Kimileri küçük bir bahçeli ev hayali kurarken, kimileri ise tek başına kırsala taşınmanın zorlukları nedeniyle bu hayalini ertelemek zorunda kalıyor. Tam da bu noktada ortaya çıkan bu girişim, bireysel kaçış yerine kolektif yaşam anlayışını merkeze alan farklı bir model sunuyor. 2025 yılında bir grup gönüllünün sosyal medya üzerinden başlayan tanışıklığıyla temelleri atılan proje, bugün Balıkesir'in Bigadiç ilçesinde hayata geçirilen ekolojik yaşam projesiyle dikkat çekiyor. Ancak kurucular, projelerinin yalnızca bir ekolojik köy olmadığını özellikle vurguluyor. Onlara göre asıl amaç, ortak değerlerde buluşan insanların uzun yıllar birlikte yaşayabileceği güçlü bir topluluk oluşturmak.

‘LÜKS DEĞİL HUZURLU VE DAYANIŞMA ESASLI BİR YAŞAM PEŞİNDEYİZ’

Zamanla farklı uzmanlık alanlarıyla güçlenen bir gruba evrildiklerini dile getiren Önder Yılman, “Hukuk, inşaat, tarım, mühendislik, eğitim, finans, aşçılık, iletişim ve diğerleri... Tüm bu kasları o günden bugüne kullanmaya devam ediyoruz. Kuraklık, kıtlık, sağlıksız endüstriyel beslenme, savaş riski gibi klasik kaygılarla birçok insan kırsalda bir yaşam inşa etme eğiliminde. Ancak bunu tek başına yapabilmenin önünde finansal maliyetler, bilgi birikimi eksikliği, lojistik problemler, güvenlik riskleri ve sosyal yalnızlaşma gibi birçok engeller var. Dolayısıyla niyet, zihniyet ve temel kodlar açısından ortaklaş bir topluluk olunabilirse saydığım problemlerin hemen hepsi bertaraf edilmiş veya engel olmaktan çıkmış, kolaylaşmış oluyor” şeklinde konuştu.

‘2025 yaz sonu, sonbahar başı civarında 'Kurucu Adaylarımız' arasındaki ana eğilim yağış rejimi, toprak verimliliği, satın alma maliyetleri, İstanbul-İzmir-Ankara akslarını ortalıyor oluşu gibi sebeplerle Kuzey Ege’ye odaklanmamız sonucunu doğurdu’ diyen Önder, “Balıkesir ve Çanakkale bölgesinde 100’den fazla araziyi alanlarımızda uzman kişiler olarak belirlediğimiz onlarca parametremize göre masa başında inceledik. Arkasından da 10-15 araziyi bizzat yerinde keşif yaparak inceledik. Kriterlerimize en uygun araziyi de Bigadiç’te bulmuş olduk. 14. ayında her gün artan bir umut ve mütevazı bir gururla ilerlemeye devam ediyoruz. Rasyonel yaklaşımla duygusal yaklaşımı aynı potada eritebilen, vizyonundan vazgeçmeden gerçekçi adımlarla yol alan, herhangi bir başka formata, kalıba girmeye çalışmadan kendi hikayesini kendi yazan, insan ve iletişim faktörünün en kritik konu olduğunun farkında olan bir grubuyuz” bilgisini paylaştı ve ekledi:

‘DIŞA BAĞIMLILIĞI MİNİMUMDA OLAN BİR KAYNAK KULLANIMI PLANIMIZ VAR’

‘Kırsalda yaşamaya başladığımızda bizi (olası anlaşmazlıklarda) birbirimizden koruyacak olan yasalardan önce 'kurucu felsefemiz ve bunun içselleştirilmiş olması' olacaktır’ diyen Önder, “Bu bakımdan burada yaşayacaklar olarak bu aramızdaki akli ve duygusal bağın, dayanışmanın çok güçlü olmasını hedefliyoruz. Zira bir alanı, bir projeyi cennete çevirecek olan, bir ütopyayı gerçeğe dönüştürecek olan da ‘insan’ faktörü, krizler ve kaoslarla kendisine, birbirine, çevresine doğaya zarar verme riski taşıyan da yine ‘insan’ faktörü. Birbirimizin uzmanlık ve deneyimlerinden ve de köyümüze misafir olacak uzmanlardan ömür boyu öğrenmeye devam edeceğimiz bir yaşam planımız var. Gerek düşünsel üretim süreçlerinde zihnen, gerek fiziksel üretim süreçlerinde bedenen emek vererek sağlıklı ve kaliteli bir geleceğimizin olmasını öngörüyoruz. Özel yaşam alanlarımız ve kişisel mutfaklarımız olacak ise de; mümkün olduğunca ortak üretmek, ortak satın almak, birlikte paylaşmak, birlikte eğlenmek niyetindeyiz. Ortak bostan, ortak kümes, ortak ahır, ortak ambar, ortak sportif ve kültürel üretim alanlarımızın olmasını planlıyoruz” ifadelerine yer verdi.

‘Köyümüzü elimizden geldiğince permakültür ilkelerine uygun dizayn etmeye çalışıyoruz’diyen Önder, “Ekolojik olmakla ilgili çıtayı ilk günden en yükseğe koyamayacağımız gerçekliğinin farkındayız. Buna dair bilgi birikimimiz var ve her gün öğrenmeye devam ediyoruz. Evlerimizi taş yapı olarak hayata geçirmeyi planlıyoruz. Her geçen zaman daha çok geri dönüşümlü malzeme kullanılan, her geçen zaman daha az plastik atık ortaya çıkaran, her geçen zaman daha çok kompost verimliliği olan uygulamalar hayata geçireceğiz. Su hasatından temiz enerjiye kadar mümkün olduğunca dışa bağımlılığı minimumda olan bir kaynak kullanımı planımız var” şeklinde konuştu.

‘İNSANLARIN İKİ LAFIN BELİNİ KIRACAK KİŞİLERE İHTİYACI VAR’

‘İnsanlar ekolojik yaşam veya kırsal yaşama geçişe fazla romantik bakıyorlar diye düşünüyorum’ diyen Önder, “Sosyal medyadaki videolardan gaza gelerek bu hayati kararın süreç ve sonuçlarını çok yönlü araştırmadan adım atmamalarını öneriyorum. Kırsala göçüp en büyük şikayeti aşırı yalnızlaşmak ve/veya işlerin altından tek başına kalkamamak olup şehir hayatına geri dönmüş o kadar insan tanıyorum ki. İnsanların dayanışacak, iki lafın belini kıracak, oraletle tavlayı eşleştirecek, elindeki karpuzu gördüğünde peyniri kesip getirecek, birlikte saz ya da caz dinleyip, birlikte dans edecek ya da halay çekecek insanlara ihtiyaçları var bence. Çocuğunu emanet edebileceği veya tatile giderken aklının kedisi-köpeğinin bakımında kalmamasını sağlayacak komşulara ihtiyacı var” bilgisini paylaştı ve ekledi:

‘BİRLİKTE DERTLENMENİN DE EĞLENMENİN DE HAKKINI VERDİĞİMİZİ HAYAL EDİYORUM’

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada modern çağın mutsuzluk ve yalnızlık cenderesinden kurtulmak isteyen insanların bir araya gelerek topluluklar kuracaklarını söylemek için kahin veya fütürist olmaya gerek olmadığını dile getiren Önder, “Bazı insanlar ‘bir ütopya gerçekleştiriyorsunuz’ diyorlar. Elbette o seviyeden hadsiz bir duygu durumunda değiliz ancak 14 ayda yolculuğun görece en önemli aşamalarını kat etmiş olmanın mütevazı gururunu yaşıyor, köyümüz ve topluluğumuz ekseninde üretim fazlarımız için geleceğe özgüvenle, umutla bakıyoruz” bilgisini paylaştı.

Köyün beş yıl sonraki halini nasıl tarif edeceklerini sorduğumuz Önder, “Şu anda 11 kişiyiz ama orta vadede maksimum 18 kişi olacağız. Asli bileşenleri diyebileceğimiz 18 hanenin hemen hepsinde yılın çok büyük bölümünde tam zamanlı yaşamın olduğu, ekolojik yaşam, permakültür ilkelerine uyumluluk, temiz beslenme standartlarımızın oldukça iyileştiği, birlikte dertlenmenin de, birlikte eğlenmenin de hakkının verildiği, bazen küçük, bazen kocaman masalarda upuzun yemek sonrası sohbetlerin sürdüğü, huzur ve üretkenliğin hakim olduğu bir köy olduğumuzu hayal ediyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

Kaynağa Git

İlgili Haberler