Ana içeriğe geç

FETÖ’nün polis teşkilatına sızma yöntemleri

Hesaplaşma yalnızca failleri yargılamakla bitmez; kurumsal hafızayı dürüstçe belgelemek, yapısal açıkları kapatmak ve bu tarihin bir daha tekerrür etmemesi için gerekli dersleri kurumsal bellekte kalıcı kılmak şarttır.

FETÖ’nün polis teşkilatına sızma yöntemleri
Aydınlık
16

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti. Bu süreçte pek çok şey yazıldı, mahkemeler kuruldu, kararlar verildi. Ancak asıl yanıtlanması gereken soru hâlâ tam anlamıyla masaya yatırılamadı: Bu hain yapının devletin en kritik güvenlik kurumu olan Emniyet Teşkilatı’na sızması nasıl mümkün oldu? Kırk yılı aşkın mesleki deneyimim, beni bu sorunun hem tanığı hem de bir dönem muhatabı kıldı. Bu yazıyı, bir uyarı belgesi olarak kaleme alıyorum.

FETÖ’nün teşkilata sızması, planlı, örgütlü ve iğneyle kuyu kazar gibi sabırla yürütülmüş bir casusluk faaliyetinin ürünüdür. Yapı, 1980’lerin ortasından itibaren polis kolejlerine ve Polis Akademisi’ne sistematik biçimde sızmaya başladı. Yöntem basitti: Sınav sorularını önceden ele geçir, kendi mensuplarını devlet kadrolarına yerleştir, geri kalanını zamanla tasfiye et. O yıllarda bu adayların arka planı sorgulanmıyordu. Referanslar kontrol edilmiyordu; sosyal çevreye dair hiçbir iz sürülmüyordu. Bu ihmal, yapının en büyük fırsatı oldu.

FETÖ’nün polis teşkilatına sızma yöntemleri - Resim : 1

TAKİYYE: ASIL SİLAHLARI BUYDU

FETÖ mensuplarının en tehlikeli vasfı dürüstlükleri ya da çalışkanlıkları değildi; taktiksel olarak sergiledikleri sahte sadakat, yani takiyyeydi. Teşkilata yerleşen bu kişiler yıllarca asıl kimliklerini gizlediler. Amirlerine değil, örgütün gizli hiyerarşisine bağlıydılar. Devlet adına tuttukları her dosya, örgüte de açıktı. Yürüttükleri her soruşturma, örgüt tarafından da izleniyordu. Bunun farkına varanlar uyarıda bulunduğunda ise yıpratıldılar, kariyer engelleriyle karşılaştılar ya da bizzat soruşturma konusu yapıldılar.

Yapı, özellikle istihbarat birimlerini hedef aldı. Bu tesadüf değildi: İstihbaratı ele geçiren bir örgüt, hem devletin gizli bilgilerine ulaşır hem de kendi mensuplarını koruyan bir kalkan oluşturur. Nitekim öyle oldu. Yıllarca FETÖ mensupları hakkında düzenlenen soruşturmalar, sızdırılan bilgilerle sabote edildi. Hazırlanan ihbar dosyaları kayboldu. Uyarılar sessizce rafa kaldırıldı. Bazı durumlarda ihbarı yapan memurun kendisi soruşturma kapsamına alındı; bu da kurumun içindeki dürüst kişilerin sesini kısmak için bilinçli biçimde işletilen bir baskı mekanizmasına dönüştü.

KURUMSAL ZAAFİYETLER VE SİYASİ ORTAM

Bu sızmanın zeminini yalnızca yapının örgütsel kapasitesi değil, kurumun kendi yapısal zaafiyetleri ve dönemin siyasi iklimi de hazırladı. Bir personelin hangi yapıyla ne düzeyde ilişkili olduğu takip edilmiyordu. Şikâyet ve ihbar mekanizmaları işlevsizdi; zaman zaman ihbarcılar korunmak yerine hedef gösterildi.

Siyasi boyutu da görmezden gelmek doğru olmaz. Yıllarca FETÖ, belirli siyasi çevrelerle çıkar ilişkisi içinde korundu, kollandı. Yapıya yönelik uyarılar “laikçi paranoya” ya da “cemaat düşmanlığı” olarak etiketlendi. Kamuoyunda sempatiyle karşılanan bir dini yapıya yönelik ciddi suçlamaların siyasi maliyeti yüksekti ve bu maliyet, çoğu zaman sessiz kalmayı daha cazip kıldı. Bu atmosfer içinde teşkilat bünyesindeki dürüst yöneticiler kollarını bağlı hissetti. Ben de o bağlı kollarla mücadele etmeye çalışan isimlerden biriydim.

ON YIL SONRA: YÜZLEŞME ZORUNLUDUR

15 Temmuz’un onuncu yılında şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu sızma, salt dışarıdan gelen bir saldırının ürünü değildi. Kurumun kendi içindeki denetim zaafiyetleri, ihmal ve siyasi kayırmacılık bu süreci körükledi. Hesaplaşma yalnızca failleri yargılamakla bitmez; kurumsal hafızayı dürüstçe belgelemek, yapısal açıkları kapatmak ve bu tarihin bir daha tekerrür etmemesi için gerekli dersleri kurumsal bellekte kalıcı kılmak şarttır.

Türk polisi, 15 Temmuz gecesi tarihe geçen bir cesaret destanı yazdı. O geceyi yazan ellerin temiz olduğunu, teşkilata olan bağlılığın sahte değil gerçek olduğunu bizzat gördüm. Emniyet mensupları o gece canları pahasına bir darbeci yapıya karşı duruş sergilediler. Bu gerçeği teslim etmek, kurumsal özeleştiriyle çelişmez; aksine ona anlam kazandırır. Asıl mesele, o cesareti kurumsal bir güvenceye dönüştürmektir. Bu da ancak şeffaf bir yeniden yapılanma, güçlü bir iç denetim mekanizması ve siyasetten bağımsız bir insan kaynakları sistemiyle mümkündür.

On yıl önce yaşananlar bir istisna değil, onlarca yıllık ihmal ve örgütlü sızmanın kaçınılmaz sonucuydu. Bir daha o geceyi yaşamamak için gereken şey; güvenlik tedbirlerinin yanı sıra denetim kültürünün, kurumsal şeffaflığın ve sorgulama cesaretinin kalıcı hale gelmesidir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler